Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

25 Mart 2025

Söyleşi

Seyfettin Araç: "Cevabını bilmediğim şeyler yazmayı çok sevmiyorum."

Oggito

Paylaş

1

0


Öyle bir noktaya geldik ki yazar ve edebiyatçı arasında bile bir fark olduğunu anlatmak zorunda kalıyoruz.

Yazma yolculuğunuz nasıl başladı? Şiir de yazmış bir yazar olarak, neden roman türünde karar kıldınız? Roman, sizin için ne ifade ediyor?

Seyfettin Araç: Okumaya, araştırmaya başladığım ilk günden itibaren yazı sanatında yolculuğum başlamıştı. İlk romanla, ilk eserle, beni etkileyen ilk yazarla girdiğim bu yolculuk hayal ettiğim yerde olmam için bir yolculuk sundu bana. Yüzlerce kitap okuyup bir gün iyi bir yazar olma isteği planlı bir çalışmaya dönüştü zamanla. Bu arada şiir de yazıyorum ama romanlarımla, roman sanatımla, romancılığımla tanınmak istiyorum çünkü romancılığı ruhuma daha yakışır buluyorum sanırım. Bir de bu yıl içinde beş kitaptan oluşacak bir şiir seti planlıyoruz. Yani şiirden kopmadım hem zaten istesem de kopamam; kulağıma fısıldanan sözleri şiire dönüştürmek en sevdiğim zamanlardan biri. Bunun yanında ben bir romancıyım, iyi bir romancıyım ve bunu uluslararası bir kalitede göstermek için çok çalışıyorum. Roman benim için hayatın ve başarının ta kendisi; ruhunda bir yerlere dokunduğum her okuyucunun yaratacağım yeni romanlar için bir sebep olduğu gerçeği de var. 

Romanınızın adı oldukça etkileyici: "Zamanı Tanrı Yaşar". Bu ifade sizin için ne anlama geliyor?  Bu başlığı seçmenizin nedeni nedir?

SA: İlk Türk yazıtlarından biri, ‘Zamanı Tanrı Yaşar, insanoğlu hep ölmek için yaratılmış’ diye. Romanda bir bölümde geçiyor zanneden okuyucuların, romanın her sayfasında insanın ölmek için yaratıldığını anlamalarını sağlamak için seçtim bu ismi. Taşlara yazılan ilk yazıtların ne denli kıymetli olduğunu, binlerce sene önce bile insanoğlunun geçici bir hayat yaşadığını anlatan bu beyit romanın adını teslim aldı ve iyi ki aldı, memnunum. Ben romanlarımı çok isimli çalışmam, baştan sona kadar bir isimle gider sonra o isim editör veya bu alanda bilgisine güvendiğim birkaç kişi tarafından beğenilmez ise ikinci alternatifi belirlerim. Bu tüm eserlerimde böyle oldu; romanlarım isimleriyle doğarlar. 

Yeni kitabınız ‘Zamanı Tanrı Yaşar’ kitapta okurları nasıl bir hikaye bekliyor?

SA: Okuyucu uzun bir yolculuğa çıkmaya hazırlansın, altı yol arkadaşı olacak ve kendisine bu süreçte tüm hikâyeyi birinci ağızdan anlatacak. Türk edebiyatında aşkı ve yaşanmışlığı merakla okumak isteyen okuyucular bu süreçten ve bu yolculuktan çok mutlu ayrılacaklardır. Altı karakterini altı anlatıcı olarak okuyucuya sunan bir yazarın altı yüz seksen sayfalık bir eserde anlatmak istediği çok şey vardır emin olun. Bu sıra dışı hikâye okuyucuyu yaşadığı atmosferden alıp Almanya’ya oradan geri döndürüp Kapadokya’ya oradan alıp bu defa Fransa’ya götürecek; Fransız Rivierasında bir yolculuk başlayacak. Bir aşk ve kefaret yolculuğu. 

Romanınız "Hikâyesi olan her şey güzeldir." cümlesiyle başlıyor. Bu ifadeyi biraz açar mısınız?  Hikâyenin güzelliği sizin için ne ifade ediyor?

SA: İyi ya da kötü, uzun ya da kısa, anlamlı ya da anlamsız, dolu ya da boş; hikâyesi olan her şey güzeldir çünkü her insan hikâyesiyle doğar ve hikâyesiyle gömülür. Mikail de onlardan biri, Elif de Ali ve diğer karakterler de öyle. Ben romanın ilk cümlesinin okuyucuyu kendine çekmesi, bağlaması ve uzun süre okutması gerektiğini düşünen bir yazarım. O yüzden ilk cümlelerimde detaylı bir çalışma ile işe giriştiğimi de belirteyim. Ben bir yazar olarak bu romanları yazmak için bir hikâye ile başladım mesela, benim de bir hikâyem vardı o vakit hikâyesi olan her şey güzeldir. 

Romanınızda "İnsan, ilk ne zaman büyür?" sorusuna dair bir cümle var. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?  İnsan, ilk kaybını yaşadığında mı, acı nedir ilk kez tattığında mı, yoksa artık herkesi, her şeyi önemsiz ve küçük gördüğünde mi büyür?

SA: Romanda yazdığım sorularla beni köşeye sıkıştırma çabanız güzel. Ben bu soruların cevaplarını merak ettiğim için karakterim üzerinden bir sorgulama başlattım; karakterim bunu kendine sorarken okuyucu da kendini hesaba çeksin diye çabaladım. Cevabını bilmediğim şeyler yazmayı çok sevmiyorum ama farklı cevaplar almayı düşlediğim bölümler yazmayı da bir o kadar seviyorum. Bu bir benlik savaşı, kimlik çatışması, ruh kavgası bunun her insanda cevabı başka, her insanda reaksiyonu bambaşka. Bana, bu romanın yazarı olan adama soruyorsanız bence insan her şeyi önemsiz görmeye başladığında artık büyür. 

Romanınızda Kapadokya, Almanya ve Fransız Rivierası gibi farklı coğrafyalara uzanan bir yolculuk var. Mekân seçimlerinizdeki temel düşünce neydi?  Mekânların hikâyeye kattığı atmosfer hakkında neler söylemek istersiniz?

SA: Bu çok sık sorulan bir soru ve sevdiğim bir detaya girdiği için cevaplaması biraz duygusal bir konu. Romanın gerçekçi kimliğine, yaşanılan hikâyesine saygı duyan biri olarak gerçek mekânlardan vazgeçmeyi istemedim fakat kurguda bazı değişiklikler şart oldu. Aşkın ve sadakatin en çok sorgulandığı romanlardan biri olacağına emin olarak yazdığım bu eserde yolculuğa çıkan karakterlerin gittiği yerleri değil de gittiğinde yanında taşıdığı kalbi ve ruhu sorgulamak istedim. Okuyucu mekâna değil de karakterin yaşadıklarına yoğunlaşsın diye içsel yolcuğu haddinden fazla uzun tuttum. Yoksa gidilen yerler atmosfer olarak edebiyatıma bir şey katsın diye uğraşmadım. 

Okuyucularınızla nasıl bir bağ kurduğunuzu düşünüyorsunuz? Geri dönüşler sizin için ne ifade ediyor?  Romanınızın okuyucularda nasıl bir etki bırakmasını umuyorsunuz?

SA: İlk eserimden itibaren okuyucularımla güzel bir bağ kurdum. Ben bu coğrafyanın en iyi yazarlarından biri olduğumu biliyorum, okuyucularım beni okudukça onlar da bilmeye başlıyorlar ve beni tanımayanlar, henüz okuyamayanlar, okumayanlar da bir gün bu gerçeği fark edeceklerdir. O yüzden okuyucularla kurduğum bağ tamamen edebiyatın zenginliğine dair düşsel bir bağ. Geri dönüşler konusunda gün geçtikçe çok güzel yorumlar alıyorum; medyadan, güvendiğim yazar veya gazeteci dostlardan, iyi edebiyat okuyucularından, yakın insanlardan ve edebiyatıma olumlu yönde birçok şey katan sevdiklerimden. Salt bu romanım için değil her eserim için okuyucuda derin izler bırakmasını ve yazdığım eserin yazılma amacına uygun olarak ruha kaydedilmesini istiyorum.

Günümüz edebiyat dünyasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce dijitalleşme edebiyatı nasıl etkiliyor?

SA: Bugün gerçek edebiyatçılar çoğunlukta dersek yanlış söylemiş olurum. Bunda dijitalleşme, modernleşme adı altında sosyal medya çılgınlığı, yayınevlerinin popülist yaklaşımları, popüler kültürün ülkeyi zıvanadan çıkarması gibi etkenler etkili. Öyle bir noktaya geldik ki yazar ve edebiyatçı arasında bile bir fark olduğunu anlatmak zorunda kalıyoruz. Yazdığımız eserin sayfasını çok bulan yayınevlerinin bunda etkisi yok mu, takipçi sayısına göre kitap yazılan ünlülerin piyasayı sıradanlaştırması normal mi? Fakat her şeye rağmen dünyaya açılan bir edebiyatçı olarak şiirler romanlar yazmaya ve yaratmaya devam ediyorum. Altı yüz seksen sayfalık bir romanla hemen üç dile çevrilmeyi başarıyorum. Savaşmaya ve edebiyatı sonsuz kılmaya devam ediyorum. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Trabzon'da Keşfedilmesi Gereken 10 YerOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Zoe Crombie

10 Ağustos 2025

Studio Ghibli’nin Animasyonlarını Niçi..

Ghibli’nin bu denli başarılı olmasının sırrı, Batı tarzı hikâyelerle Japon estetiğini bir araya getirmesinde saklı.  Studio Ghibli filmleri genellikle oldukça muğlak bir kategori olan “Japon animasyonları” kategorisinde değerlendirilir ki, bu da çoğu..

Devamı..

Trajik Gerçekçilik ve Meksika Narko-Ed..

Benjamin Smith

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024