Bu tedbirsizliğimden yararlanan amcan,
Elinde o lanetli banotu zehriyle dolu şişeyle
Gizlice yanıma sokuldu
Ve cüzamlı zehri kulağımın içine akıttı.
[Hamlet’in babasının hayaleti]
Hamlet’in başlarında hikâye açısından pek de önem arz etmeyen bir karakterin tesadüfi yorumu, Shakespeare’in bütün yönleriyle işlediği bir temayı açığa çıkarır. Muhafızlardan Francisco, “Üstelik hiç iyi değilim,” der, “yüreğim katılıyor.” [I. Perde I. Sahne] Francisco’nun bu hastalıklı melankolisi, oyununun tamamına sirayet eden atmosferle, yozlaşma ve çürümenin izah edilmesi ve tanımlanması güç korku bileşeniyle uyumludur. Francisco’nun dikkat dağınıklığına elle tutulur bir sebep arayan Bernardo, ona sakin bir nöbet olup olmadığını sorar. Belki de asıl öğrenmek istediği, hayaletin ortalıkta görünüp görünmediği, onu rahatsız edip etmediğidir ama Francisco’nun sıkıntısı her neyse bir türlü açığa çıkmaz ve endişe yaratan tekinsiz atmosferin bir parçası olarak gizli kalır.
Oyunda kullanılan çoğu imge bize çürümeyi ve çürümeyle beraber gelen yozlaşmanın yarattığı atmosferi anımsatmaya hizmet eder. Olup bitene dışarıdan bakabilen ve dolayısıyla da kehanetvari bir yargıda bulunabilecek yegane karakter olan hayaletse aslında bozulma, çürüme ve zehrin başlıca kaynaklarından biridir.
Bu tedbirsizliğimden yararlanan amcan,
Elinde o lanetli banotu zehriyle dolu şişeyle
Gizlice yanıma sokuldu
Ve cüzamlı zehri kulağımın içine akıttı.
Öyle bir zehirdir ki bu, kana karıştığı an
Cıva gibi bir anda bedeni dolaşır,
Doğal geçitlerinden, sokaklarından geçer
Ve sanki süte ekşi katmışsın gibi
Hemen etkisini gösterir,
O akışkan, sağlıklı kanı kaskatı keser.
İşte böyle kesti benim kanımı da
Ve birden her yanım kabardı, pul pul oldu,
Cüzam yarası gibi iğrenç bir kabuk bağladı
Pürüzsüz bedenim baştan başa.
[I. Perde, V. Sahne ]
Oldukça canlı ve açık seçik bir izah; özellikle de Hayalet daha birkaç dakika önce Hamlet’ten ona acımamasını talep etmişken.
Oyun süresince Polonius, Claudius ve Hamlet karakterlerinde baş gösteren çeşitli hastalıklar vasıtasıyla adım adım ölüme götüren çürümenin, yozlaşmanın izini sürebiliriz.
Fakat oyundaki en yoz karakter muhtemelen Polonius’tur. Ondaki çürüme oyun başlamadan çok daha önce gerçekleşmiştir ve biz oyunda yalnızca bize açıklandığı kadarını biliriz. Bu nazik saray eşrafının içinden bir anda hükmeden bir karakter ortaya çıkar: “Şu sözlerimi de yaz aklının bir köşesine / Her düşünceni dile dökme.” [I. Perde, III. Sahne ] Ophelia’ya ise bariz bir biçimde kötü davranır:
Duygu mu? Pöh! Toy kızlar gibi konuşuyorsun;
Bu tekliflerin eleğinden geçmemiş kızlar gibi.
Senin ifadenle, “tekliflerine” inanıyor musun?
…
Açık söylemek gerekirse, bu andan itibaren
Boş vakitlerini kötüye kullanmanı istemiyorum;
Hamlet’le konuşarak harcama onları artık.
Sözümü dinle ve vazgeç bu işten.
[I. Perde, III. Sahne ]
Fakat Polonius yalnızca Ophelia’ya karşı kötü değildir. Bu işgüzar karakter kendi oğlu aleyhine casusluk yaparken yıkıcı, Hamlet’in etrafında entrikalar çevirdiği sıradaysa telafisi mümkün olmayacak derecede yozdur. Ve ölümü – fiziksel çürüme – aslında seyirciye, oyunda yozlaşma belirtisi gösteren bütün karakterlerin nihai sonunun ne olacağını haber verir.
Polonius oyundaki en yoz karakter olsa da, olay örgüsünün ve krallığın kötülük merkezi bilfiil Claudius’un kendisidir. Marcellus, “Danimarka’da bir şeyler kokuşmuş,” dediğinde [I. Perde, IV. Sahne ] bu bir savaş tehdidi olarak algılanabilir ancak simgesel yönden bakıldığında Claudius’un cezasız kalan suçunun krallık üzerindeki yozlaştırıcı etkisini başka hiçbir şey daha iyi özetleyemez. Yaptığı kötülükler sayesinde yükselir, adım adım tahta yaklaşır ancak bu esnada etrafındaki insanları da kirleterek kaosa, kedere ve ölüme sebep olur. Oyunda sıklıkla karşımıza çıkan çürüme imgesi ve etrafa yayılan koku, salgın haline gelen günahı simgeler. Olağanüstü güzellikteki bir insanın eninde sonunda hiçbir işe yaramayan bir kütleye dönüşeceği yönündeki önerme, aslında günahın insan ruhu üzerindeki etkisinin örtülü bir tasviridir.
Hamlet kendini, sahip olduğu asil nitelikler vasıtasıyla içine düştüğü koşullardan, mücadeleden ve ihanetten uzak tutmaya çalışır. Bir prens olduğu için hükmetme şansı yoktur ancak o da yozlaşır; zihnen değilse bile kadim intikam hırsının ikileminde odak noktası haline geldiğinden tarih tarafından yozlaştırılır. Dolayısıyla ortaya koyduğu eylemlerin neredeyse hepsi artık şüphelidir. İntikam almadığı takdirde küçülecek ve kendi yaşantısı bakımından bir lider olma niteliğini kaybedecektir. İntikam aldığı takdirdeyse kendi ruhu nezdinde küçülecek ve bu sefer de insan olma niteliğini kaybedecektir.
Her ne kadar Hamlet oyunun sonunda seyircinin sempatisini kazansa da, beş kişiyi öldürür ve bir kişinin de intikamına sebep olur. Yine de Danimarka’nın geleceği hakkında söz sahibidir ve halefini atayabilir. Böylece yolsuzluk ve yozlaşma da onunla birlikte ölür ve adalet yerini bulur – ahlaken şüpheli bir durumdan onurlu bir ölüm ve ülkesinin geleceği için istikrar şansı elde eder.
Polonius, Claudius ve Hamlet’in kaderi bize, hastalığın yol açtığı bozulmanın ölüme götürdüğünü gösterir. Hamlet ve Polonius’un duyguları muhakemelerine gölge düşürür ve bu onların ölümüne neden olur. Oyunda başka birini öldüren herkesin zihni ve bedeni aynı durgun hastalıktan mustariptir ancak bu öylesine bir hastalıktır ki, aynı zamanda onların harekete geçmesine sebep olur. Mesela Hamlet hastalığa yenik düşer ve Claudius sandığı Polonius’u istemeden öldürür. Başka birini öldürmenin sorunları çözmek için doğru yol olmadığıysa açıktır; bu aceleci davranışların hiçbiri sağlam bir yargının, tutarlı bir muhakemenin sonucu değildir ve böylesi bir yozlaşma ancak ölümle sonuçlanabilir.
Her şeyin ötesinde Fortinbras, bu zeki ve genç adam oyuna sakince, onurlu bir biçimde damgasını vurur çünkü bir tek onun zihni berrak kalmış, tedavisi olmayan ve nihayetinde bulaştığı herkesi ölüme götüren yozlaşma hastalığından kurtulabilmiştir.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan
*Yazarın Hamlet’ten doğrudan alıntı yaptığı kısımlarda Remzi Kitabevi, Bülent Bozkurt çevirisi kullanılmıştır.






