Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

5 Nisan 2025

Öykü

Celladın Güzel Yüzü

Ayşe Begüm Çelik

Paylaş

4

0


Kendine bir in buldun. Gerçekten mi? Bu in, sana sığabilecek kadar küçük, dar bir yer mi? Sen ona sığabilecek kadar büyük, geniş misin? Hiç düşündün mü buraya nasıl geldiğini? Bir de utanmadan köpek var yanında. İt ve sen indesiniz. Sığıyor gibi davranıyorsun. Hakkındır.

Kitaplarda okuduğun Ankara değil burası. Sen çok iyi biliyorsun. Kışın taşındığın için nemsiz soğuk iyi geldi sana. Köpeğin de iyi geldi. Boynu dik, başı yukarıda bakıyor, sayende.

Son geceni hatırlamak istemiyorsun. Aile evindesin. Ablan ölü. Eve gelen gidenlerin yedinci günü. “Kırkını bekle,” diyor sana kalabalık. Yasin mi yoksa ilahi mi eşlik ediyor onlara anlamıyorsun. Umurunda da değil. Bir an önce tası tarağı toplayıp gideceksin. Eve yemekler geliyor, insan sayısının üç katı yemek girişi var. Çorbadan zeytinyağlıya, etten pilava ne ararsan var. Alt komşunuz Emine iki çaydanlıkla giriş yapıyor, kızı Feride de senin eline iki tepsi el açması baklavayı bırakıyor. Teyzen Rabia, iki dua arası fısıldıyor kulağına: “Kim ne getirdiyse not et. Kapıyı sen açtın, herkesi sen karşıladın.” Bomboş bakıyorsun ona. Aptal değil, anlıyor. Sırtını sıvazlayıp, “Kırkında lokum, gülsuyu göndermek için, not et ki altta kalmayalım,” diyor. Kaç gündür kim not ediyor diye bağırmak istiyorsun. Sesinle Rabia’nın yüzünü yırtmak istiyorsun. Yedinci akşam boş baktığını görüyor herkes.

Elin titriyor. Telefonun yanındaki notluğa ilişiyor gözün. Notluk, yan sokağınızdaki Resul Emlak’tan. Yanında boylu boyunca yatan kalem de karşı binanızdaki Kombici Ramazan’dan. Tanıdık isimlere elini emanet edebiliyorsun. Altı gecedir nereye yazdığını hatırlamıyorsun. Gelen misafirleri taramaya başlıyor gözlerin. Birbirine benzeyen insan yığını, bir mağaraya sığınmış gibi duruyorlar. Teyzen dertsizi seriyor salondaki masaya. Kar beyazı da olsa küçük geliyor masanıza. Sığmıyor bu masa dertsizin altında korunmaya. Söylenerek elinde buruşturuyor teyzen, kartopu gibi yuvarlıyor avuçlarında. 

Anneni arıyor gözlerin. İki bileğine kolonya süren halanın yanında küçülmüş. Bakmak istemiyorsun bir saniyeden fazla. “ Babanı bul! Alınacaklar var, birini göndersin,” Rabia komut veriyor yanından geçerken. Hizmette sınır tanımıyor. O bir lider, ekibi de var evi çekip çeviren. Amca kızları, teyze kızları hazır olda bekliyor.

İnsanların ağız hareketlerini izliyorsun babanı ararken. Günlerdir aç kalmış gibi yemek yiyor hepsi. Yaşlılar gözlerini dikiyor, ellerindeki ince bellileri kaldırıyorlar boşalınca. Aksi hâlde o kadar tıkınmayı yutmak mümkün olmamalı, diye içinden geçiriyorsun.

Herkes ağlıyor. Bir Rabia, bir de sende gözyaşı yok. Çorbayı kâselere doldururken gözleri dolsun diye bekliyorsun. Cildi parlak, gözleri aydınlık. Kaç yaşında, hâlâ çok güzel. Ve hâlâ her şey onun istediği gibi oluyor. Anneni kandırıyor, kaç kere kazıklıyor sayamıyorsunuz. O istemedikçe hayatınızdan da çıkaramıyorsunuz. Annen kızı biliyor, belletiyor size de. Sense çocukluğundan beri Rabia’dan haz etmiyorsun. Ablan Seçil’i sopayla dövdüğünü gördüğün gün gidip yüzüne tükürmüştün. 

“Sopayı götüne sokarım, neye uğradığını şaşırırsın. Annene anlatma, anlatsan da inanmaz. Yalancı çıkarsın.” Tehdidini hiç unutmadın. Ne sen, ne de Seçil bir kez bile o günü konuşmadınız. O da sevmezdi, biliyorsun. Annense, sevmemeli ama dilin, diliniz tutuk. Rabia hakkında tek kelime etmeye gücün yok. Sopa görmek bile mideni bulandırmaya yetiyor. Belki de her şeyi hatırlamıyorsun, çok küçüktün.

Babanı buluyorsun. Gözlerinin feri sönmüş. “Baba, teyzem seni sordu, alınacaklar varmış.” Sana bakmıyor bile. Koluna dokunuyor, “Hamit, sus, bana bulaşma oğlum.”

Kolun yanıyor onun parmak izlerinden. Soğuk arıyorsun. Kazağının kolunu sıyırıp, duvara yaslıyorsun. Saten boya yaptırmadınız geçen kış, sıva üstü boyanın tırtıklı zemininde gezdiriyorsun kolunu. Soğuğu iğne gibi batırıyor, ferahlıyorsun.

“Babam iyi değil, ben giderim markete,” yanından geçerken kulağına eğilip, fısıldıyorsun. “Seni beklersem millet aç susuz kalırdı. Gönderdim iki kişi.” Suratına bakmıyor.

Rabia ısrarcı, herkesi yedirmeye ant içmiş. Etle pilavın başında askerlerini hizaya sokuyor. Sofraya götürmeden, sunum dersleri veriyor: “İki kaşık beyaz pilavın üzerine et gelecek. Çorba kâsesini yarım doldurup ters çevirin. Çok bastırmayın ki yapışmasın. Pilavın tam ortasına eti bırakın.” 

Kapı çalıyor. Yine sen gidip açıyorsun. Belediye pide göndermiş. Rabia, “İtlere indir onu, soframa koymam,” diyor. “Pide yerim,” demenle yanına geliyor, “Ablan öldü oğlum, piden mi kıstı senin?” diyerek kolundan ittiriyor.

Asansörü çağırıyorsun. Elinde pideler, ayranlar. Hepsini birden taşıyamıyorsun. Ayranları evin kapısının önüne bırakıyorsun. Birkaç dakikadan fazla bekliyorsun, hâlâ ikinci katın ışığı yanıyor. Beklemek istemiyor, merdivenlere yöneliyorsun. Üçüncü basamakta ışık sönüyor. Yanında telefonun yok. Baban, sensöre ret oyu verdiğini gururla anlatmıştı sana. “Hırsız olsa ona da yanacak.” Apartmandaki tüm yaşlıları kandırmıştı.

Bir andan çok daha uzun bir süre bekliyorsun. Burası cenaze evi, hâlâ gelen olacak, olmalı, diyorsun. Gözlerin karanlıkla buluşuyor. Bir şeyler görmekten korktuğundan gözlerini kapatıyorsun. Göz kapaklarının baskısıyla karıncalanmayı üçüncü basamakta hissediyorsun. O karıncaların arasından Seçil beliriyor. Uğultuyla karışık sesini de duyuyorsun. Çok güzel görünüyor. Ablanı da teyzen kadar sevmiyordun hâlbuki. Rabia hep kazandı, Seçil hiç direnemedi. Okul gezisinden dönerken, üç arkadaşıyla birlikte trafik kazasında öldü. Altı gün önce. 

Apartman kapısı açılıyor, otomata basıyorlar. Üçer beşer iniyorsun merdivenleri. Kat aralarını fark etmiyorsun. Kendini girişte buluyorsun. Asansörün, kapıcı dairesiyle kesiştiği köşede saklanıyorsun ki kimseyi karşılamak zorunda kalma. Artık evin kapısını kim açarsa, getirdiklerinin notunu da onlar alır diye rahatlıyorsun. Asansöre doluşuyorlar, kapı kapanıyor, öyle çıkıyorsun ininden. 

Hava nemli, Ege’nin nemi giriş kapısında ciğerlerini sarıyor. Üç köpek görüyorsun. Biri kırçıllı, heybetli durmadan havlıyor. Ağzından salyalar akıyor, dişlerini sana sergilemekte beis görmüyor. Diyorsun bu cellat. Diğeri boynunu eğmiş, yanına gelmek ister gibi bakıyor. Gözleri hüzün dolu, taştı taşıyor. Az önce ağlamış olmalı. Hiç sevilmemiş belki, öyle bakıyor. Diyorsun bu kurban. Sonuncu onun arkasında, kırçıllıdan onu korumaya çalışırcasına siper olmuş. Küstah bakıyor, sokak köpeği demezsin. Diyorsun bu kurtarıcı. Kurtarırken bakışlarıyla ezmek onun hakkı, gözlerinde yer etmiş. 

Pideleri seriyorsun önlerine. Üçüne de yetecek kadar var, için rahat.

Annenin baygın hali gözlerinin önüne geliyor. Neden teyzene haddini bildirmediğini hep sormak istedin. Bugün sırası değil. Avaz avaz hesap sormak istiyorsun. Burası yeri değil.

Pideler birkaç dakikada bitiyor. Üç köpek aynı poza geri dönüyor. Boynu eğik olanı seviyorsun. Dik dursun istiyorsun. Diğerleri izin vermiyor daha fazla sevmene. Apartmana dönüyorsun.

“Yaz çabuk Hamit! Neşeler kereviz ve su böreği getirdi. İki tepsi.” Seni görür görmez görevini hatırlatıyor teyzen. Notluğu nerede bıraktığını bilmiyorsun. Annen hıçkırarak ağlıyor. Teyzen Rabia gözlerini sana dikiyor. Her şey senin suçunmuş gibi.

Kimse ablanın adını anmıyor. Sen de anmıyorsun.  Az önceki karıncalı görüntüsü, gitmediğinin de habercisi. Buralarda bir yerde. Değilse, sen de duramazsın artık buralarda. Hani sevmiyordun onu? Susmayı ondan öğrendin. İkinizi birden suçluyorsun, aklanma başka bahara kalmıyor. Düşündükçe nefesin daralıyor. Mutfağa doğru ilerliyorsun, su içersen geçecek. Sular yıkayacak içinin yangısını.

Emine’nin getirdiği iki çaydanlık bitiyor. Amca kızları çay demleme kuyruğunda. Kendilerini teyzene mi kanıtlamaya çalışıyorlar? Yoksa misafirlere mi gösteriyorlar? Anlamıyorsun. İkisi tatlıların yerini soruyor sana. “Baklavaları sen mi kaldırmıştın?” Suyunu içerken rahatsız ediliyorsun. “Görmedim baklavaları.” Nereye koyduğunu, kime verdiğini hatırlamıyorsun. Seni es geçip mutfağı aramaya başlıyorlar. Pencerenin yanına pusuyorsun. “Demini alana kadar tatlıları hazırlayalım, izin ver bize. Çekil oradan.” 

Bu evde sığacak yer bulamıyorsun kendine. Evin kapısına doğru yürümeye başlıyorsun. Hemen girişte seni bekleyen iki ayran gözüne çarpıyor. Birer tane iki eline de aldığın gibi asansöre basıyorsun. Girişe indiğinde, kapıcı dairesiyle kesiştiği köşeye eğiliyorsun. Eğilmek yetmiyor, bacakların titriyor. Bağdaş kurup oturuyorsun.  İlk ayranı hiç durmadan içiyorsun. Bittiğinde dilinde kalan tortu ekşi. Kesilmiş ayran parçalarını yutamıyorsun. Üzerindeki tarihe bakmak aklına geliyor. Üç ay önce süresi dolmuş. Kamu kurum ve kuruluşlarına olan güvenin tazeleniyor. Diğerinin tarihi yeni. Onunla ağzını çalkalamak istiyorsun. Kapıda boynu eğik köpek sana bakıyor. Ona içirmezsen içemezsin. 

Kapıyı açıp onun yanına giderken Rabia beliriyor önünde. Cildi parlıyor. Böyle bir günde nasıl güzel görünebiliyor, aklın almıyor. “Ne işin var burada? İn gibi yere tünemişsin! O köşede mi oturuyorsun? Seni arıyor herkes.”

Meslek lisesinin birinde rehber öğretmen olarak iş buldun. 1+1 kiraladın Cebeci’de. Rabia’yı bir daha görmedin. O gece başka kimseye görünmedin. Kapıyı kapattığında köpek sana baktı. “Gel,” dedin sonra, adını bildiğin o bakışa. Önce duraksadı, sonra peşinden geldi. 

Cebeci’de, dar koridorda ikiniz varsınız artık. O eğik boynu, yatağın köşesine kıvrıldığında senin de nefesin genişliyor. Artık dik boynuyla sana bakabiliyor.

Ablan Seçil karıncalı karanlıklarda seninle görüşüyor. Annene, teyzen Rabia bakıyor, her gün ona seni lanetliyor. Babanı da ayarttığına eminsin. İtinle ininde huzur arıyorsun. Bulacaksın.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

En güzel aşk romanları...Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Christine Estima

20 Eylül 2025

Kafka’nın İlk Çevirmeni: Milena Jesenská

“Henüz var olmayan bir şeyi, ancak ona tutkuyla inanırsak yaratabiliriz."1920’li yılların Viyana’sı günümüzün kozmopolit Viyana’sı gibi değildi. I. Dünya Savaşı sona ermiş, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu çökmüş,  bu acımasız savaşın yarım bıraktığı işi 191..

Devamı..

Sapanca’da Doğa Yürüyüşü Yapılabilecek..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024