Kapıyı açtığımda onu gördüm. Her zamanki gibi yine göz alıcıydı. Siyah saçlarını topuz yapmış, boynundaki inci kolye onu daha da gizemli hale getirmişti. Son derece sade ama bir o kadar ilgi çekiciydi. Müşterileri almak için hazırlık yapıyor, kimi zaman ayağa kalkıp müdürün odasına gidiyordu. Rüzgâr gibi gelip geçti önümden. Arkasından bıraktığı esintiyle serinlediğimi hissettim. Hafif topuklu ayakkabıları ahenkli sesler çıkarıyordu. Tıpkı iş çıkışı eve döndüğü saatlerdeki gibi. Mağrur bir selvi gibiydi. Başı hep önündeydi. Annemin sözünü hatırladım. “Böyleleri yere bakar, yürek yakar...” Ben, onun rüzgârda uçuşan saçlarını anlatırken, “Davul bile dengi dengine,” demişti.
Sıra numarası almak için kuyruktaydım. Daha banka açılmadan, insanlar erkenden gelip sıraya girmişti. Oysa ben sadece onu görmeye gelmiştim. Bunun için de sıra numarası almak zorundaydım. Bir demet kır çiçeği vardı elimde. Bu benim son şansımdı. Birazdan onunla karşı karşıya olacaktım. Kalbimin küt küt attığını duyabiliyordum. Güvenlik görevlisi, “İşleminiz neydi?” dedi. Kasadan bana fişi uzatırken elimdeki çiçek demetine bakıyordu. Bir elimde çiçek, diğer elimde fiş, ortada kalakaldım. Bankın ötesine geçip geçmemeye karar veremiyordum. Bankın ötesine geçmek demek dikenli telleri aşıp bir başka memlekete ulaşmak gibiydi. Ayaklarım beni geri geri götürürken, kalbim ileri ileri diyordu. Durumum, tam da dün okumaya başladığım sarı kitabın kapağı gibiydi. “Bir adım ileri, iki adım geri.” Güvenlik görevlisi yaşadığım durumun farkına varmış olacak ki, “Kredi çekecekseniz bakın üç numaralı masa boş,” dedi. Teşekkür ederek sadece bir adım atabildim.
Onun masasındaki müşterinin kalkmasını bekliyordum. Masadaki görevliler müşterilerini gönderince kafalarını kaldırıp bana bakmasınlar diye gözlerimi kaçırıyordum. Bankı geçmekle büyük bir hata yapmıştım. Güvenlik görevlisi ikide bir bana bakıyordu. Ondan da gözlerimi kaçırıyordum. Gözüm beş numaralı masadaydı. Güvenlik görevlisi dikkatle beni izliyordu. Herhangi bir şüpheye sebebiyet vermemek için bankadaki reklam panolarına bakıyor, sakin olmaya çalışıyordum. Gömleğimin yaka düğmesini çözdüm. Bu takım elbise ve kravat beni boğuyor. Buradaki memurlar bütün gün nasıl böyle durabiliyorlardı? Bunları düşünürken güvenlik görevlisi yanımda bitti. Beni tepeden tırnağa süzdü. “Sizin işlem tam olarak neydi?” Alnımdaki terleri sildim, beşinci masadaki bayan memureyle görüşmem lazım gibi laflar geveledim. Güvenlik görevlisini iyice şüpheye düşürdü söylediklerim.
– Kredi mi çekeceksiniz?
– Hayır.
– Hesap mı açtıracaksınız?
– Hayır.
– Havale mi yaptıracaksınız?
– Hayır.
Güvenlik görevlisi soracak soru bulamayınca sağa sola bakmaya başladı. Gidip diğer görevlilerle konuştu. Güvenlik görevlileri ile aramda yaşanan anlaşılmayan bu gerilim bütün bankayı sardı. Herkesin bizi izlediğini hissediyordum. Elleri tetikte duran kovboylar gibiydik. Müşteri pozisyonundan, şüpheli pozisyonuna doğru evrilen bir duruma geçmiştim. Güvenlik görevlisi ne yapacağına karar vermek için eliyle çenesini kaşıdı. Sonra doğruca müdürün odasına yöneldi. Çiçekler terden elime yapıştı. Kravatı iyice gevşettim. Yere bakıyor, ne yapacağımı düşünüyordum, iki çift ayakkabı önümde durdu. Kafamı kaldırdım, banka müdürüyle, güvenlik görevlisi karşımda duruyor. Müdür kibarca konuştu.
– Buyurun beyefendi. Ben size yardımcı olayım.
– Ben...
– Evet siz? Bakın eğer bir işlem yaptırmayacaksanız, sizi lütfen dışarı alalım.
Elimden geldiğince durumumu anlatmaya çalıştım. Ama onlar bir şey anlamadı. Burası bankaydı ve sadece parayla ilgili işlere burada yer vardı. Oysa benim işim parayla değildi. Hatta param bile yoktu. O halde burada ne işim vardı? Bunu mantıklı bir şekilde onlara açıklamam gerekiyordu. Beş numaralı masayı gösterdim. Herkes dönüp beş numaralı masaya baktı, benim selvi boylum hiç oralı olmadı. Kara gözleriyle bana öylesine bakıyordu. Gülümsemesini, beni yanına çağırmasını bekledim. Müdür Bey gitti onunla konuştu. İkisi benim hakkımda konuşuyordu, ne konuştuklarını duyamıyordum. Yalvaran gözlerle beni masasına çağırmasını, beni bu sıkıntıdan kurtarmasını bekledim. Müdür yeniden karşımda durdu. “Selvi Hanım sizi tanımadığını söylüyor. Bu durumda sizinle güvenlik görevlileri ilgilenecek.”
Güvenlik görevlilerinin sayısı birken üç oldu. Etrafımı çevirip beni aralarına aldılar. Artık bir müşteri değil, suçluydum. Sağa sola telefon ettiler. Eşkalimi bildirip, aranıp aranmadığımı sordular.
– Merkez 9515 dinlemedeyim.
– 1960 Niğde. 1.70. Esmer. 65. Okuryazar...
Polis sirenleri duyuldu. Birden bankanın önü polis arabasıyla doldu. Üç güvenlik görevlisi beni yere yatırıp kelepçeledi. Onlara hiç direnmedim. Neden direneyim ki? Ben, selvi boylumu görmeye geldim. Ama meşgul. Benimle ilgilenmeye zamanı yok. Olsun. Ben beklerim. Hep o yaşlının yüzünden. Bir kalkmadı ki masadan. Resmen masayı işgal etti. Olsun ben yine gelirim.
– Merkez ilgili şahıs yakalandı. Tamam.






