Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Nisan 2018

Öykü

Serten Sungur • Parfüm

Serten Sungur

Paylaş

24

0


Sert bir sarsıntıyla kendime geliyorum. Otobüsteyim, uyuyakalmışım. Gece yine geç yatmıştım, ondan olacak. Uyku tutmuyor bu aralar pek. Şoför, bir tümseği fark etmemiş olacak ki bütün hızıyla üzerinden geçip herkesi bir yerlere savuruyor. Başım acıyor. Cama vurmuş olmalıyım. Hava sıcak sayılır. Güneş otobüsün camından girip sanki eritmek istercesine ısıtıyor yüzümü. Gözlerimi kaçırmaya çalışıyorum ama nafile. Gidiyorum evet. Aklımda, gideceğim yerin silik soluk hayaliyle devam ediyorum yola. Yanımda oturan genç, otobüsün o dar koridorunda biriken kalabalığın, üzerine üzerine yüklenmesinden rahatsız oluyor. Toparlanıp dik oturmaya çalışıyor, sinirli. Durak durak insan iniyor, indiğinden fazlası geri biniyor otobüse. Alışık olduğumuz, balık istifi yolculuklar işte, diye geçiriyorum içimden. Sıcak hava, kalabalık ve ter kokusunun içinden, ince ve cılız bir yol bulmuş olacak ki bir parfüm kokusu takılıyor burnuma. Kokunun kimden geldiğini arar gibi bakınıyorum etrafa, hoşnutsuz ve mutsuz insan yüzlerine. Nereden ya da kimden geldiğini bulamıyorum tabii. Koku tanıdık, biliyorum bu kokuyu. Hem de çok iyi biliyorum. Ben almıştım ona sevgililer gününde, geçen seneydi. Şimdi aylardan temmuz. On yedi ay geçmiş üzerinden ve altı gün. O günden sonra her buluşmamızda aynı parfümü sürerek gelmişti. O kokuyla teninin uyumuna bayıldığımı söylemiştim ona bir keresinde. O da sadece benimle buluşacağı zaman bu parfümü kullandığını söylemişti. Bir gürültü koptu birden. Otobüsten inerken, yolculardan birinin ayağı bir başkasının bacağına mı takılmış, neymiş. Yuvarlanarak iniyor adamcağız otobüsten. Şoför, otobüsün arkasında, kornaya yüklenen sabırsız sürücülerden birkaçına el kol yapıyor. Dudakları belli belirsiz hareket ediyor. Sesli söyleyemediklerini, fısıltılarla haykırıyor belli ki. Çok değil, iki durak kaldığını fark ediyorum camdan dışarıya bakınca. İnmek için hazırlansan iyi olur diyorum kendi kendime. Çünkü otobüse binmekten daha uzun süren ve büyük uğraş gerektiren bir eylem inmek. Önce yerinden kalkacaksın. Sendeleye sendeleye, bir ileri bir geri, yanındakinin kucağına düşmemek için uğraşarak koridorda, senin boşalttığın yere oturabilmek için bekleyen o vahşi kalabalığın arasına atacaksın kendini. Koridordayken bir yere tutunmuyor olsan da olur. Düşmezsin, düşecek yer yok ne de olsa. Sürtüne, sıkıla, tutuna, bıraka derken kapıya ulaşman gerek. Tabii bunların hepsini, otobüs durağa varmadan başarman gerek yoksa bir durak sonra inersin. Bu mücadele ve güreş tecrübesi gerektiren eylemler sonunda ter içinde yanaşıyorum kapıya, mükemmel zamanlama. Kapı sanki kopup düşecekmiş gibi sesler çıkararak açılıyor, iniyorum. Cezaevi avlusuna çıkıp temiz havayı ciğerlerine dolduran bir mahkûum misali mutlu oluyorum, istemsiz. Gideceğim yer duraktan çok uzak sayılmaz. Ağır ağır yürümeye başlıyorum. Sanki, tadını çıkarıyorum bu sokakta biriktirdiğim anıların. Sokağın sonundaki parka gideceğim. Parka yaklaştıkça kendini güneşe teslim eden çiçeklerin kokusu buram buram geliyor. Gözlerimi kapıyorum birkaç adım. Parkta oynayan çocukların sesi geliyor kulaklarıma şen şakrak. Yanımdan geçen bisikletlerin her pedal vuruşunda hızlanan tekerlerinden savrulan havanın uğultusu. Bir anne oğluna sesleniyor, adı Mustafa. Kahkahalarla cevap veriyor annesine minik Mustafa. Ne güzel bir isim, diye geçiriyorum aklımdan. Parkta bir de basketbol sahası var. Gençler maç yapıyor. Topun yerde sekmesi ve potada çıkardığı çınlama duyuluyor. Sonunda, üzerinde defalarca yürüdüğüm, kırmızı, parke taşı kaldırım beni, parkın girişine kadar getiriyor ve yoluna devam ediyor. Duruyorum. Bir ucundan diğer ucuna göz gezdiriyorum parkın. Her yeri yemyeşil. Ağaçlar, çalılıklar, oyun alanları rengârenk, çiçekler, çimenler... Bir yandan kuşlar cıvıldıyor. Parkın her köşesine, farklı farklı yerlerden, döne dolana uğrayan ve sonra, tam ortadaki süs havuzunun üzerinde durduğu mermerden yapılmış daire şeklindeki zemine ulaşan, yine parke taşı yollardan havuza doğru yürümeye başlıyorum. Havuzun etrafında banklar var çepeçevre ve üzerinde üzüm salkımlarının sallandığı bir çeşit çardak. Onu görüyorum sonra tam karşımda. Bir bankta oturmuş beni bekliyor. Erken gelmiş yine. Parfümünün kokusu kör ediyor burnumu diğer tüm kokulara karşı. Duruyorum. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes çekiyorum içime. Gözlerimi hiç açmadan bulabilirim onu, biliyorum. Kulağımda bir çınlama hissediyorum birden. Gözlerim ıslak sanki. Yanaklarımdan yaşlar süzülüyor, anlayamıyorum. Ona bakıyorum, artık bankta oturmuyor. Öylece ayakta durmuş bana bakıyor. O da ağlamış, gözleri nemli, görüyorum. İçim acıyor. Yine bir çınlama duyuyorum. Garip ama tanıdık bir ses sanki bu. Etrafıma bakıyorum, kimse yok. Park boş. Basket oynayan gençler, minik Mustafa, annesi, asmaların altında oturan âşıklar, hiçbiri yok şimdi. Sadece ben ve aşk. Kalbim, yerinden çıkıp kaçmak ister gibi hızla çarpmaya başlıyor, korkuyorum. Yine o ses... Artık daha net duyuluyor, sanki adımı söylüyor. Metin! Metin! Omzumda bir el hissediyorum birden. Arkamı dönüp bakıyorum, annem bana bakıyor. Bir yandan ağlıyor, bir yandan kendine gel diyor. Omuzlarımdan tutup silkeliyor beni. Saçı başı dağılmış, gözleri ağlamaktan kan çanağı olmuş. İrkiliyorum birden, park yok, otobüs yok, evdeyim. Bir odada duvara yaslanıp olduğum yere çöküp kalmışım. Ellerim birbirine sımsıkı kenetli. Her yerden ağlama sesleri geliyor. Allahım herkes ağlıyor. Anne diyorum, sesim çatlıyor. Çıkmıyor sanki kelimeler, hepsi teker teker boğazıma düğümleniyor. Hadi diyor annem, kendine gel. Bir yandan gözlerini silerken bir yandan, hadi, diyor. Işık'ın cenazesini kaldırıyorlar. O an sanki her şeyden uyanıyorum. Gözlerimden yaşlar boşalıyor tutamıyorum. Hıçkırıklar, boğazımda düğümlenen kelimelere takılıyor, boğulur gibi oluyorum. Işık, aşkım, bebeğim... Kaza, otobüs, kan, park... yüzlerce kelime çınlamaya başlıyor zihnimde. Hatırlıyorum sonra her şeyi ve teslim oluyorum gerçeğe. Işığım söndü, diyorum kendime. O gitti. Ayağa kalkıyorum zor bela, bacaklarım tutmuyor sanki. Elimde bir şey var, avuçlarımda sımsıkı tutuyorum. Parmaklarımı aralıyorum isteksizce, işte orada, parfüm şişesi. Bir anda bütün oda Işık kokuyor ve karanlıkta zoraki gülümsüyorum zor.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ezgi Polat: "Susarak anlaşabilmek ilet..Semih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Arvanitis

29 Ağustos 2025

Çalışma Ortamında Yaşanan Tükenmişlik ..

Bireylerin zihinsel olarak aşırı yorgun olduğu durumlarda toplumsal planda yaşanan adaletsizlikler kişileri aşırı uçlara sürükleyebiliyor.26 Yaşındaki Ivy League mezunu Luigi Mangione, United Healthcare CEO’su Brian Thompson’ı öldürmek..

Devamı..

Sipariş Yazı

Mehveş Bingöllü

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024