“Yiyerek Özgürleş yemekle ilgili farklı bir anlayışa kapı açmak, yeme konusundaki zorlukları anlamak, yemek yerken zihninde oluşan demir parmaklıkları ve yasakları kaldırıp özgürleşmek isteyen herkes için bir davet.”
Klinik Psikolog Egenur Bakıner Yücebilgiç’in kaleme aldığı Yiyerek Özgürleş, Öz şefkat ve öz bakımı merkeze alan yeni bir yaklaşım, Sezgisel Yeme adlı kitap Nemesis Kitap etiketiyle geçtiğimiz günlerde okurla buluştu.
Kitabın giriş bölümünde yazarın yüksek lisans tez çalışması olan Sezgisel Yeme Ölçeği-2’nin Türkçe yorumu yer alıyor. Bu ölçek şartsız yemeye izin verme, duygusal değil fiziksel sebeplerle yeme, içsel açlık ve tokluk duyumlarına güvenme ve beden-yiyecek seçim uyumundan oluşan dört alt ölçeğiyle birlikte sezgisel yemenin hayatımızdaki yerini aydınlatabilecek özellikler taşıyor. Kitabı okumaya başlamadan önce okurlara ölçeği uygulamaları tavsiye ediliyor. Tanı amacı taşımayan bu testi uygulayarak beslenme alışkanlıklarımızı daha nesnel biçimde gözden geçirebileceğimiz vurgulanıyor.
Hayatta kalmak için zorunlu bir eylem olan yemek yemenin son dönemde keyfi iyice kaçtı diyebiliriz. Sıfır bedenler, diyetler, kalori hesapları derken yedikten sonra suçluluk, öfke ve pişmanlık duyguları devreye girebiliyor. Bedenimizi sevmeme duygusu etkili bu durumda, ayrıca sürekli kıyaslamalara dayanarak devreye giren görseller de cabası. Sınıfsal konumumuz yeme alışkanlıklarımızı doğrudan belirliyor. Olumsuz hislerle birlikte geriye imkânsız istekler ve idealler kalıyor. Bu olgu yemekle doğrudan ilişkili değil aslında. Daha çok sembolik anlamları olan, dünyayla bağ kurma araçlarından biri sadece. Toplumsal ilişkiler, bireysel sınırlarımız ve duygularımızla ilişkili bir süreç. Elimizdeki kitap yemeklerden çok işte bu ilişkilerden bahsediyor. Bu anlamda yeme düzeniyle ilgili yeni bir yaklaşım denemek isteyenlerin özellikle okuması gereken bir kitap Yiyerek Özgürleş.
İşlevini yitirmiş bir düzende bozulmuş yeme davranışları ve diyet zihniyetiyle uğraşıyoruz. Takip ettiğimiz mecralar aracılığıyla neyi, nasıl ve ne kadar yememiz gerektiği konusunda sürekli değişip duran tıbbi tavsiyeler yüzünden kafamız iyice karışıyor. Çevremizde bu durumu deneyimleyen tanıdıklarımızdan etkileniyoruz. Artık yeme düzenimizde değişim zamanının geldiğini düşünüyoruz. Yiyerek Özgürleş bu noktada okurlara sezgisel yeme davranışını öneriyor ve merkeze “öz şefkat” kavramını koyuyor. Bedenin var olduğu haliyle kabulü önemli burada, mükemmeliyetçiliğin işlevsizliğinin farkına varmak da. Dışsal kuralları değil bedenimizin sesini dinlemeye başlayabiliriz. Açlık yokluk sinyallerimizi değerlendirebiliriz. Bizi mutlu eden yiyecekler, sınırlarımız, duygularımız ve çocukluk travmalarımız üzerine düşünebiliriz. Kazanılan farkındalıkları hayata geçirme çabası ve yemek yemenin keyfini yeniden keşfetmek de devreye girebilir.
Yıllardır yemek ve beden algısı ekseninde çalışmalar yürüten deneyimli bir klinik psikolog olan Yücebilgiç’in meselenin kültürel, sınıfsal ve toplumsal boyutlarından ziyade psikolojik kavramlardan hareketle bireysel taraflarına odaklandığını belirtelim. Elimizde kilo vermenin incelikleri hakkında bir kitap yok. Diyetten kaynaklanan kısıtlamaları nesnel biçimde eleştirmesine karşılık yeni bir diyet yaklaşımı sunmuyor yazar. Bedeninle, benliğinle ve geçmişinle barışık olmaya çalışmaktan hareketle yemek yemenin yeniden keşfini ve keyifli yeme ilkeleri önererek buradaki sorunlardan özgürleşmeyi ve kişiye özel bir yeme tarzı oluşturmak için çaba göstermeyi öneriyor Yücebilgiç. Ömür boyu sürecek olan bu inişli çıkışlı süreci yaşamaya karar veren okurları kendini keşfetmenin, hayatı sevmenin, yaşama sevincinin tarifsiz hazzı bekliyor.
“Diyet kültürüyle çevrelenmiş, bedeninizin sesini duyamadığınız, neyi ne kadar yiyeceğinizden emin olamadığınız, bedeninizi ve yiyecekleri düşman gibi görüp onlarla savaştığınız bu düzeni artık bırakmanızı diliyoruz. Yiyerek Özgürleş, sezgisel yeme ekseninde öz şefkat ve öz bakımı merkezine alarak yeni bir söylemde bulunuyor: Mükemmelin değil ‘yeterince iyi’nin hedeflendiği, dışsal kuralların değil bedeninizin ve zihninizin ihtiyaçlarının öne konulduğu, yiyeceklerle ve bedeninizle barışacağınız, belki yıllar sonra ilk defa yerken özgür hissedeceğiniz bir yaşam biçimine sizleri davet ediyor.”






