1
Hava soğuk.
Önceden bu kadar etkilemezdi beni soğuk.
Burnumun üstü acıyor, gözlüğün değdiği yer.
Hava iyice soğuk.
Ürpertili bir uyku bastırıyor. Molada inip sigara içerken bu kadar ürpermemiştim.
Vücut kendini hafifçe salmaya başladı mı daha da hassaslaşıyor sanki.
Kazağımın üstünden ellerimi kollarıma sürtüyorum hızlıca, gözlüğümü çıkarıp yanımda duran kabanımın iç cebine koyuyorum.
Yan koltuk boş, belki ayaklarımı bile uzatırım.
Gözlüğümü emniyete aldıktan sonra tersten giyiyorum kabanımı. Sağ elim burnuma gidiyor. Burnum soğuktan acıyor. Yumuşakça sarılıyorum kendime.
Bir labirenti tekrar ediyorum. Geçtiğim her yol yenisine bir iz bırakarak kayboluyor. Ufak tefek izlerin her biri birleşerek yamalı bohça bir yol ediyor önümde derken üzerime bir gölge düşüyor. Kafamı kaldırdığımda devasa bir kalemin ucunu görüyorum. Değmiyor bana ve hareket ediyoruz. Bir adım sonra bir adım daha… Adımlarım birden hızlanıyor. Kollarım savruluyor ileri geri. Bir kuklacı edasıyla yönetiyor hareketlerimi. Yol alıyoruz beraber. Arkamda kalan ayak izlerimi görüyorum önümde, bohça sallanıyor, tam çıkışa ulaşacağım derken kayboluyor kalem. İplerim salınmış çöküveriyorum yere.
2
Sokakta kimseler yok, köpek havlamasından başka bir şey duyulmuyor.
Köpek havlaması ve
yıldızların
yanıp sönmesi.
Yıldızlar yanıp sönerken bir soğuk vuruyor yüzüme. Pencereyi kapatıp yatağa giriyorum.
Çevresi açık bir yerde oturuyoruz. Karşımda bir kadın. Ne zaman gözlerimi kırpsam yüzü değişiyor. Belki de hepsini tanıyorum bu yüzlerin ancak o an anlamlandıramıyorum. Gözümü kırpmamayı deniyorum bu sefer. Karşımda değişmeden kalan yüz hazırlıksız yakalanmış olacak ki silinmeye başlıyor. Buharlaşıyor gözleri, sonra burnu. Alnındaki kırışıklar gözlerinden kalan boşluğa akıyor. Elmacık kemikleri yüzünün bulutsu sınırlarında düzleşiyor, çenesi göğsüne doğru uzuyor, bu sırada genişleyen ağzından kocaman bir “BİTTİ.” duyuluyor.
3
Günün son sigarası örgü örgü diziliyor havaya. Boğazımda bir hırıltı birikiyor, yarınki işleri düşünüyorum, önce işe gidişimi.
Suratları asık, çizgi çizgi yarılmış evleri,
yapıları, binaları… Belediye otobüsünün camından yansıyan yüzümün
üstünden geçiyor evler.
Balkondan hafifçe sarkıp binanın yüzünde söndürüyorum sigarayı, izmariti de yavaşça bırakıyorum aşağıya. Hafif bir ürperti dolanıyor vücudumda, hırkama iyice sarınıp içeri giriyorum.
Kapalı ama her yanı açıkmış gibi aydınlık bir odanın tam ortasında ayakta duruyorum. Tepemde bembeyaz bir ampul harıl harıl yanıyor. Kollarım vücuduma kavuşturulmuş, bir deli gömleği içindeyim. Kendi etrafımda bir tur dönüyorum. Her biri farklı renklerdeki duvarlarda ne bir pence ne de bir kapı. Örümcek ağları çarpıyor gözüme köşelerde, yol yol birbirine dolanmış ağlar parlıyor duvarlarda. Bekliyorum yer yarılsın diye.






