masadan düşürdü yere rûzigâr: yuvarlana yuvarlana sâhilde. ilkin bir çocuk gördü, aldı eline kumsalda.. yetişemedim. tam elinden kapacaktım ki, annesi: ‘ver bakayım, neymiş o?’ çocuk oyuna, kadın şezlonga. “pardon bayan, alabilir miyim?” ‘sizin mi?’ “evet.” ‘nerden bileyim?’ “benim dedim ya!” sayfalarını karıştırdı önce hızlıca, ilk sayfaya döndü ve ‘zeynep yazıyor burda!’ “mahlasım zeynep.” ‘ama siz er…’ “kadın adını aldım.” ‘inanmıyorum.’ “ilginç değil mi?” ‘saçma.’ “o niye?” ‘onca erkek adı varken!’ “kadın adını seçtim.” ‘hadi ordan.’ “o niye?” ‘duymadım böylesini!’ “duydunuz işte.” ‘oğlum! denize yaklaşma.’ “ilk oğlunuz gördü.” ‘ve aldı.’ “almasaydı...” ‘denizdeydi.’ “ona dondurma, çikolata…” ‘istemez.’ “defterim lütfen.” ‘hiç inanmadım.’ “neye?” ‘sizin olduğuna.’ “çocuk sizin mi dedim mi hiç?” ‘yâni?’ “ben de inanmıyorum desem.” ‘neye?’ “çocuğun sizin…” ‘ama benim.’ “defter de benim.” ‘tan! gel oğlum.’ dörtnala gelir şezlonga. ‘gördünüz mü?’ “belki tanıdık…” çantasını karıştırdı: ‘işte nüfus…’ “şaka yaptım efendim.” ‘siz, zeynep değilsiniz.’ “takma adım dedim ya!” ‘ne takması.. ne adı?” “yazar adım zeynep.” ‘kitap adlarınızı sayın.’ “o niye?” ‘google amcaya sorcam.’ “kitapsızım ben.” ‘hem kitapsız hem yalancı.’ “çok ileri gittiniz!” ‘ne yazıyor sayfalarda?’ “nerden hatırlayım? hayret!” ‘birini söyleyin kâfî.’ “notlar işte.” ‘yok öyle yağma!’ âh ne sallasam bilemedim ve dedim ki, “birkaç dize olacak bir yerde.” karıştırdı, karıştırdı.. ‘evet.. bir şiir var burda.’ oh! dedim içimden, kurtuldum. ‘şiir veli’nin oğlunun ama!’ dilimi yuttuğumu sandım bir ân ve “birkaç dize olacak dedim ya size!” ‘ipucu değil ki bu!’ “dedektif misiniz siz?” ‘defteri plaj görevlisine vercem.’ “aman verin.. ondan alırım.” ‘ona da yalan söyleyin de doğğğru güvenliğe!’ “orası sizi ilgilendirmez.” ‘ben insanlık vazîfemi yapayım da…’ “ne insanlık, ne vazîfe ama!” ‘sizden yazar-mazar olamaz.’ “onu nerden çıkardınız?’ ‘kaba-saba bir şeysiniz siz.’ “hakâret ediyorsunuz ama!” ‘dalga geçerken iyiydi!’ “dalga denizde…” ‘nah alırsınız bunu siz.” “kaba-saba kimmiş gördünüz mü?!” ‘tan! gel oğlum.’ oğlunu da sindirmiş ki çocuk dörtnala! ‘ben direk güvenliğe…’ “ben de.” ‘polis çağrıtcam.’ “çağrıtcam değil, çağırtacağım denir!” ‘aaa! siz yazarsınız.’ “kâbûl etiniz yâni?” ‘e dili çok doğru kullanıyorsunuz da!’ “defteri rica edeyim o vakit.” ‘vakit değil, zaman denir.’ “yoksa siz de mi…” ‘ne var? ben de yazarım.’ “e peki niye uğraştırdınız beni?!” ‘bir hikâye çıksın diye.’ “aşk olsun size!” ‘âşık atıştırması!’ “ya güvenlik, polis falan?” ‘şakaydı canııım.’ “defteri alayım o halde.” ‘defter benim.’ “daha neler?!” ‘masaya bırakmıştım, uçmuş?’ “adınız zeynep yâni?!” çantasını karıştırır: ‘işte nüfus…’ “bu da mı şaka?!” ‘her defterin başına…’ “adınızı mı yazıyorsunuz?!” ‘bu da benim yazar alışkanlığım.’ “google amcaya sorcam.” ‘sorcam değil, soracağım.’ “neyse ne!” ‘kitaplıyım ben.’ “soyadınız?” ‘neden söyleyeyim ki?’ “defter sizin mi bakalım?” ‘inanmazsanız güvenlik görevlisi, karakol falan…’ “asıl yalancı sizsiniz.” ‘mahlasmış.. zeynep’miş.. külâhıma anlat.’ “kazandınız.” ‘neyi?’ “siz yalancı, ben yayıncı.” ‘ne yâni?’ “nerde defter görsem atlarım.” ‘hasta mısınız siz?’ “hem de nasıl.. sormayın.” ‘gidin, tedâvî olun.’ “ya siz yalancı yazar?!” ‘benim kitaplarım var.’ “adları neymiş? bir bilsek!” ‘ispât mı edecem size?’ “edecem değil, edeceğim.” ‘aaa! editör geldi hanımmm!’ çığırtkanı duyan biri, “‘affedersiniz.. not defterim sizdeymiş.’’’ ‘siz kimsiniz?’ deyince yalancı yazar, “‘zeynep”’ dedi kadın, “‘adım zeynep.”’
kumsal çakıl taşlı, deniz boz bulanık, hava hâlâ rûzigârlı idi.
üç zeynep dağıldık farklı yönlere…






