Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

26 Mart 2017

Öykü

William Faulkner • O Akşamın Güneşi

William Faulkner

Paylaş

29

0


I

Artık Jefferson’da pazartesi günü haftanın öteki günlerinden farklı değil. Caddelere asfalt döşenmiş ve telefon ve elektrik şirketleri giderek gölgelik ağaçları daha çok kesiyor –meşeleri, akçaağaçları, akasyaları ve karaağaçları–, bunu, abartılmış ve ruhsuz ve kansız salkım salkım telleri taşıyan demir direklere yer açmak için yapıyorlar. Şehirde pazartesi sabahları servis yapan ve çamaşırları çıkınlar içinde toplayan ve taşıyan parlak renkli, bu iş için özel olarak yapılmış motorlu araçlar kullanan bir çamaşırhane var. Bütün bir haftanın kirlenmiş çamaşırları, hayaletler gibi uyanık ve hassas elektrikli kornaların arkasında, lastiğin ve asfaltın sürtünmesinden çıkan ve ipeğin yırtılması gibi giderek azalan sesler çıkartarak uçup gitmekte. Hatta beyazların çamaşırlarını toplayan zenci kadınlar da artık bu çamaşırları otomobillerle topluyor ve dağıtıyorlar.

Ama on beş yıl önce, sessiz, tozlu ve gölgeli sokaklar, türbanlı başlarının üstünde pamuk balyaları büyüklüğünde çamaşır torbaları taşıyan kadınlarla dolu olurdu. Bu kadınlar başlarının üstündeki yükü hiç el sürmeksizin beyazların evlerinin mutfak kapısından çıkarır ve zencilerin yaşadığı semtteki kulübelerin kapılarının yanında bulunan çamaşırlıkta yıkarlardı. Nancy, çamaşır çıkınını başının üstüne koyar, bu çıkının üstüne de siyah hasırdan yapılmış, kış, yaz giydiği denizci şapkasını takardı. Nancy uzun boylu, dişsiz, asık yüzünü yukarıda tutan bir zenciydi. Bazen yolun aşağı kısmına kadar, hatta otlağın karşısına kadar onunla beraber yürürdük. Bunu, başının üstünde dengede tuttuğu çıkın ve şapkanın hiç sıçramadığını, yana bile kaymadığını görmek için yapardık; hatta Nancy bir hendeğe girip çıktığı ve çitin altından eğilerek geçtiği zaman bile bu durum bozulmazdı. Elleri ve dizleri üstünde emekler, çitteki açıklıktan geçer, kafası dimdik, yukarıda, çıkın bir kaya ya da balon gibi başının üstünde hareketsiz durur, sonra ayağa kalkar ve yürümeye başlardı. Bazen çamaşırcı kadınların kocaları çamaşırları toplar ve sonra geri getirirdi, ama Jesus bunu Nancy için hiç yapmazdı; hatta babam ona evden uzak durmasını söylemeden önce bile ve hatta Dilsey hastalanınca, yemek pişirmek için Nancy eve gelince bile. Ve o zaman biz, zamanın yarısını Nancy’nin kulübesine gidip bize kahvaltı hazırlaması için onu çağırmakla harcardık, hendekte dururduk, çünkü babam, Jesus’la ilişki kurmamamızı söylerdi –Jesus kısa boylu, yüzünde jilet yarası olan bir zenciydi– Nancy’nin kulübesine, o, kapıya çıkıncaya kadar taş fırlatırdık; üstünde elbiseleri olmadığı için kapıdan başını uzatırdı. “Evimi niçin taşlıyorsunuz? Siz, küçük şeytanlar, ne demek istiyorsunuz?” derdi Nancy. “Babam gelip bize kahvaltı hazırlamanı istiyor,” derdi Caddy. “Babam, ‘Yarım saat geçti, hemen gelsin,’ diyor.” “Kahvaltı hazırlamıyorum. Önce uykumu alacağım.” “Eminim sarhoşsundur,” dedi Jason. “Babam senin sarhoş olduğunu söylüyor. Doğru mu Nancy?” “Kim demiş öyle olduğumu? Önce uykumu alacağım. Kahvaltı hazırlamayacağım,” dedi Nancy. Böylece bir süre sonra taş fırlatmaktan vazgeçtik ve eve döndük. Nancy nihayet geldiğinde okula geç kalmıştım. Biz onun viski içtiğini sanıyorduk. Onu tekrar tutukladıkları güne kadar, Nancy’nin viski içtiğini sanıyorduk. Onlar Nancy’yi hapishaneye götürürken, Mr. Stovall’ın yanından geçtiler. Mr. Stovall, bir bankada tahsildarlık yapıyordu ve Baptist Kilisesi’nin dekanıydı. Nancy ona bağırmaya başladı: “Bana ne zaman paramı ödeyeceksiniz beyaz adamlar? Ne zaman paramı ödeyeceksiniz beyaz adamlar? Bu üçüncü keredir ki bana sadece bir sent ödedin.” Mr. Stovall ona vurdu ve yere düşürdü. “Ne zaman bana paramı vereceksiniz? Bu üçüncü keredir ki bana sadece bir sent ödüyorsunuz.” Mr. Stovall, Nancy’nin ağzına topuğuyla vurdu ve polis şefi onu tuttu. Nancy sokakta yatmış, gülüyordu. Başını çevirdi ve dişleriyle birlikte kanlı bir tükürük attı. “Bu üçüncü keredir ki bana sadece bir sent ödedin,” diye bağırdı. İşte Nancy dişlerini böyle kaybetmişti. O gün bütün gün, insanlar Mr. Stovall ve Nancy’den söz etmişti. Ve gece hapishanenin yanından geçenler, Nancy’nin şarkı ve feryatlarını işitti. Nancy’nin penceredeki demirleri tutan ellerini gördüler ve pek çoğu çitin yanında durup onu ve onu susturmaya çalışan gardiyanı dinledi. Nancy sabaha kadar susmadı ve gardiyan üst katta gümbürtü ve tırmalama sesleri işitince yukarı çıktı ve Nancy’nin kendisini pencere demirine astığını gördü. Gardiyan, buna neden olanın viski değil, kokain olduğunu söyledi. Bir zencinin kokainle dolu olmaksızın hiçbir zaman intihar etmeyeceğini söyledi, çünkü kokainle dolu bir zenci, zenci değildi artık. Gardiyan Nancy’nin boynundaki ipi kesti ve tekrar hayata dönmesini sağladı, sonra onu dövdü ve kırbaçladı. Nancy, giysilerini kullanarak asmıştı kendini. Onlar, Nancy’i tutukladığı zaman üstünde sadece entarisi vardı ve onu iyi kullanmıştı; ellerini bağlamak için bir şeyi yoktu ve zaten ellerini pencerenin kenarına kenetlemiş ve hiç bırakmamıştı. Böylece gardiyan, gürültüyü duyup da yukarı çıktığında, Nancy’yi çırılçıplak, pencerede asılı bulmuştu. Nancy’nin göbeği bir balon gibi dışarı fırlamıştı. Dolsey hastalanıp da kulübesinde kalınca, Nancy bizim için yemek pişirirdi. Biz önlüğünün göbeğinden dolayı şişkin olduğunu görebiliyorduk. Bu, babamın Jesus’a evden uzak durmasını söylemesinden önceydi. Jesus mutfaktaydı, sobanın arkasında oturuyordu, siyah yüzünde kirli ve sicim gibi bir jilet yarasıyla. Jesus, Nancy’nin önlüğünün altındaki şeyin kavun olduğunu söylerdi. “O kavun, senin ektiğin tohumdan değil ama,” dedi Nancy. “Hangi bitkiden?” diye sordu Caddy. “O kavunu veren bitkiyi keserim ben,” dedi Jesus. “Çocukların önünde böyle konuşmanın nedeni ne?” diye sordu Nancy. “Niçin işe gitmiyorsun? Mr. Jason’un seni kendi mutfağında yakalamasını mı istiyorsun? Hem de çocuklarının önünde böyle konuşurken,” diye ekledi Nancy. “Hangi şekilde konuşmak? Hangi bitki?” diye sordu Caddy. “Ben beyaz adamın mutfağında bulunamam, ama beyaz adam benim mutfağımda bulunabilir. Beyaz adam benim evime gelebilir, ama ben onu durduramam. Beyaz adam benim evime gelmek isteyince, orası benim evim değildir; onu durduramam, ama o beni evimden kovamaz. O bunu yapamaz,” dedi Jesus. Dilsey hâlâ kulübesinde hasta yatıyordu. Babam, Jesus’a evimizden uzak durmasını söylemişti. Dilsey hâlâ hastaydı. Bu uzun bir zaman sürdü. Biz akşam çayından sonra kütüphanedeydik. “Nancy, daha mutfakta işin bitmedi mi?” diye sordu annem. “Bulaşıkları yıkaması çok zaman alıyor.” “Bırak Quentin gidip görsün,” dedi babam. “Git bak bakalım Quentin, eğer Nancy bulaşıkları bitirmişse evine gidebilir.” Mutfağa gittim. Nancy işini bitirmişti. Tabaklar yerlerine kaldırılmış, ateş sönmüştü. Nancy soğuk sobaya yakın bir iskemlede oturuyordu, başında yine o denizci şapkası vardı, bana baktı. “Annem işini bitirip bitirmediğini bilmek istiyor,” dedim. “Evet,” dedi Nancy ve bana baktı. “İşi bitirdim,” dedi ve tekrar bana baktı. “Ne oluyor? Ne oluyor?” diye sordum. “Ben hiçbir şey değilim, sadece bir zenciyim ve bu benim hatam değil,” dedi Nancy. Nancy soğuk sobanın yanındaki iskemlede, başında denizci şapkasıyla oturuyordu. Ben tekrar kütüphaneye gittim. Soba ve her şey soğuktu, oysaki mutfak sıcak, kalabalık ve neşeli bir yer olmalıydı. Ne soğuk bir soba. Bütün tabaklar yerli yerinde ve kimse o saatte yemek yemek istemiyor. “İşini bitirmiş mi?” diye sordu annem. “Evet efendim,” dedim. “Nancy ne yapıyor?” diye sordu annem. “Hiçbir şey yapmıyor. İşini bitirmiş,” dedim. “Gidip bakayım,” dedi babam. “Belki de Nancy, Jesus’un gelip kendisini eve götürmesini bekliyordur,” dedi Caddy. “Jesus evi terk etti,” dedim. Nancy bir sabah uyandığı zaman, Jesus’un evi terk etmiş olduğunu gördüğünü söylemişti. “Jesus beni terk etti,” dedi Nancy. “Sanırım Memphis’e gitti, bir süre şehir polisini peşinde koşturacak.” “Beladan kurtulduk. Umarım orada kalır,” dedi babam. “Nancy karanlıktan korkar,” dedi Jason. “Sen de,” dedi Caddy. “Hayır ben korkmam,” dedi Jason. “Korkak kedi,” dedi Caddy. “Hayır değilim,” dedi Jason. “Candace usludur,” dedi annem. Babam geldi. “Nancy ile yolun sonuna kadar yürüyeceğim. Nancy, Jesus’un döndüğünü söylüyor,” dedi babam. “Nancy onu görmüş mü?” dedi annem. “Hayır, başka bir zenci, Jesus’un kasabada olduğuna dair ona haber göndermiş. Hemen dönerim,” dedi babam. “Nancy’yi evine götürmek için beni yalnız bırakıyorsun. Onun emniyeti benimkinden daha mı değerli?” dedi annem. “Hemen dönerim,” dedi babam. “Bu çocukları korumasız bırakıyorsun, özellikle o zenci etrafta dolaşırken!” “Ben de geliyorum, bırak geleyim baba,” dedi Caddy. “Eğer onlarla olma talihsizliğine uğramışsa, ne yapabilirler?” dedi babam. “Ben de sizinle gelmek istiyorum,” dedi Jason. “Jason!” dedi annem. Annem babama hitap ediyordu. Babamın adını söyleyiş tarzından bunu anlayabilirdiniz. Durum, sanki babam bütün gün annemin en çok istemediği şeyi yapmak istiyormuş ve bir süre sonra, bunu tekrar yapmak isteyecekmiş ve annem bunu biliyormuş gibiydi. Ben sessizce ayakta duruyordum, çünkü babam ve ben, her ikimiz de biliyorduk ki, eğer annem zamanında söylerse, babam beni annemle bırakacaktı. Böylece babam bana dönüp bakmadı bile. Çocukların en büyüğüydüm. Dokuz yaşındaydım, Caddy yedi ve Jason beş yaşındaydı. “Saçma, hemen döneriz,” dedi babam. Nancy şapkasını giydi. Hepimiz yola çıktık. “Jesus bana her zaman iyi davranmıştır,” dedi Nancy. “Ne zaman iki dolarımız olsa birini bana verirdi.” Yürümeye devam ettik. “Eğer yolun sonuna varırsak, o zaman rahatlayacağım,” dedi Nancy. Yol her zaman karanlıktı. “Burası, Cadılar Bayramı’nda Jason’un korktuğu yer,” dedi Caddy. “Ben korkmadım,” dedi Jason. “Rachel Teyze, Jesus için bir şey yapamaz mı?” diye sordu babam. Rachel Teyze, Nancy’nin kulübesinden sonraki kulübede yaşayan yaşlı bir zenciydi. Beyaz saçları vardı ve bütün gün kapıda pipo içerdi ve artık çalışmıyordu. Kimileri onun Jesus’un annesi olduğunu söylüyordu. Kendisiyse bazen annesi olduğunu bazen de aralarında hiçbir kan bağının olmadığını söylerdi. “Evet, korktum,” dedi Caddy. “Sen, Frony’den daha korkaksın, hatta T.P.’den bile korkaksın ve hatta zencilerden bile daha korkaksın.” “Hiç kimse Jesus’a yardım edemez mi? Benim onun içindeki şeytanı uyandırdığımı ve bu şeytanı uyutacak kimsenin olmadığını söylüyor,” dedi Nancy. “Jesus şimdi yok. Korkacak bir şey de yok. Eğer beyaz adamlara sataşmazsa...” dedi babam. “Hangi beyaz adamlara sataşmazsa?” dedi Caddy. “Onlara sataşmak nasıl olur?” “Jesus hiçbir yere girmedi,” dedi Nancy. “Onun burada olduğunu hissediyorum, o buralarda. Bizim konuştuklarımızı işitiyor, her sözcüğünü. Bir yere saklanmış bekliyor. Onu ağzında jiletle bir kere daha göreceğim. Jilet bir iple boynunda asılı, sırtında ve gömleğinin altında. Ve onu görürsem, hiç şaşırmayacağım,” dedi Nancy. “Ben korkmadım,” dedi Jason. “Eğer terbiyeli olsaydın, bundan kurtulmuş olurdun,” dedi babam. “Ama şimdi her şey yolunda. Jesus muhtemelen St. Louis’de şimdi. Muhtemelen orada, belki de bir başka kadınla yaşıyordur ve seni çoktan unutmuştur.” “Eğer öyle bir şey yaptıysa, bilmesem daha iyi olur,” dedi Nancy. “Eğer orada olursam, karısını her kucaklayışında onun kolunu keserdim. Kafasını kırar, karnını deşer, içini boşaltırdım.” “Şişt,” dedi babam. “Kimin karnını deşeceksin Nancy?” diye sordu Caddy. “Ben korkmadım,” dedi Jason. “Bu yolu baştan sona yalnız başıma yürürüm.” “Haydi oradan!” dedi Caddy. “Sen o yola ayağını basmaya bile korkardın, eğer biz burada olmasaydık.”

II

Dilsey hâlâ hastaydı, bunun için Nancy’i her gece evine götürdük. Nihayet annem, “Bu daha ne kadar sürecek? Korkmuş bir zenciyi evine götürürken siz, benim bu koskocaman evde yalnız bırakılmam ne zamana kadar sürecek?” dedi. Nancy için mutfakta yatacak bir yer hazırladık. Sonra bir gece duyduğumuz bir sesle uyandık. Ağlama değildi, şarkı değildi ve ses merdivenlerden geliyordu. Annemin odasında ışık vardı ve babamın holden aşağı doğru arka merdivenlere gittiğini işittik. Caddy ve ben hole çıktık. Döşeme soğuktu, çıplak ayaklarımızın başparmaklarını içeri doğru kıvırdık ve sesi dinledik. Bu ses hem şarkı gibiydi hem de değildi, en azından zencilerin şarkı söylerken çıkardıkları sese benzemiyordu. Sonra ses kesildi ve babamın arka merdivenlerden indiğini işittik ve biz de merdivenin başına kadar gittik. Sonra ses tekrar başladı, aşağıdan geliyordu, çok yüksek değildi ve merdivenlerin yarısında, Nancy gözlerini duvara dikmiş bizi seyrediyordu. Gözleri kedi gözlerine benziyordu, duvara arkasını dönmüş kocaman bir kedinin gözleri gibi. Biz merdivenleri inip onun durduğu yere gelince sesini tekrar kesti. Hepimiz, babam elinde tabancasıyla mutfaktan geri gelinceye kadar, orada durduk. Babam ve Nancy aşağı indi ve Nancy’nin minderiyle geri geldiler. Nancy’nin minderini bizim odamıza serdik. Annemin odasında ışık sönünceye kadar Nancy’nin gözlerini görebiliyorduk. Caddy, “Nancy! Uyuyor musun?” diye fısıldadı. Nancy bir şeyler mırıldandı. Bu, “oh” ya da “hayır”dı. Hangisi olduğunu bilmiyorum. Bu ses hiç kimsenin sesine benzemiyordu, sanki bir yerden gelmiyordu ve bir yere de gitmiyordu ve Nancy uyuyuncaya kadar devam etti. Sanki Nancy odada yoktu. Merdivenlerde gözlerine öyle dikkatle bakmıştım ki, sanki o gözler gözlerime takılmıştı. Tıpkı güneşe baktıktan sonra gözlerinizi yumduğunuz zaman olduğu gibi. “Jesus.” Nancy fısıldadı. “Jesus.” “O, Jesus muydu?” diye sordu Caddy. “Mutfağa mı girmeye çalıştı?” “Jesus!” dedi Nancy. “Jeeeeeesus,” dedi Nancy. Ses bir kibrit ya da bir kandil gibi sönünceye kadar. “Öteki Jesus’u kastediyor,” dedim. “Bizi görebiliyor musun? Nancy!” Caddy fısıldadı. “Gözlerimizi de görebiliyor musun?” “Ben hiçbir şey değilim, sadece bir zenciyim,” dedi Nancy. “Tanrı bilir. Tanrı bilir.” “Orada, aşağıda, mutfakta ne gördün?” Caddy fısıldadı. “Tanrı bilir,” dedi Nancy. Gözlerini görebiliyorduk. “Tanrı bilir.” Dilsey iyi oldu ve yemeklerimizi pişirdi. Babam, “Bir iki gün daha yatakta kalabilirdin,” dedi ona. “Ne için?” dedi Dilsey. “Eğer bir iki gün daha yatakta kalsaydım, bu ev yıkılacak, harabe olacaktı. Çek git buradan ve bırak mutfağımı düzene koyayım,” dedi. Dilsey akşam yemeklerini de pişiriyordu. Ve bir gece, hava kararmadan hemen önce, Nancy mutfağa geldi. “Döndüğünü nasıl biliyordun? Onu görmedin,” dedi Dilsey. “Jesus bir zenci,” dedi Jason. “Onu hissedebiliyorum. Onun oradaki hendekte yattığını hissedebiliyorum,” dedi Nancy. “Bu gece. Bu gece o orada mı?” diye sordu Dilsey. “Dilsey de bir zenci,” dedi Jason. “Bir şeyler yemeye çalış,” dedi Dilsey. “Canım hiçbir şey istemiyor,” dedi Nancy. “Ben zenci değilim,” dedi Jason. “Biraz kahve iç,” dedi Dilsey ve Nancy’ye bir fincan kahve koydu. “Bu gece onun dışarıda, orada olduğunu biliyor musun? Bunun bu gece olduğunu nasıl bilebiliyorsun?” dedi Dilsey. “Biliyorum. O orada bekliyor. Onunla o kadar uzun bir zaman birlikte yaşadım ki, onun, orada, kendisi bile farkında olmaksızın ne yapmaya hazırlandığını biliyorum,” dedi Nancy. “Biraz kahve iç,” dedi Dilsey. Nancy bir yudum kahve aldı ve sonra yudumunu tekrar fincana çıkardı. Dudakları yayılan bir yılanın ağzı gibi pörsüdü, sünger gibiydi. Sanki yudumu fincana geri çıkarırken, dudaklarının rengi de tamamen uçmuştu. “Ben bir zenci değilim,” dedi Jason. “Nancy, sen bir zenci misin?” “Ben cehennemde doğmuşum çocuğum,” dedi Nancy. “Yakında hiçbir şey olacağım. Yakında geldiğim yere döneceğim.”

III

Nancy kahveyi içmeye başladı. Fincanı iki eliyle tutup ağzına götürdüğünde, o sesi tekrar çıkarmaya başladı. O sesi kahvenin içine üflüyordu, öyle ki, kahve giysisine ve ellerine dökülmeye başladı. Gözlerini bize dikmiş, dirsekleri dizlerinde, kahve fincanını iki eliyle tutarak ve fincanın üstünden bize bakıp o sesi çıkararak öylece oturuyordu. “Nancy’ye bak,” dedi Jason. “Nancy artık bizim için yemek pişiremez. ” “Sen sus!” dedi Dilsey. Nancy iki eliyle tuttuğu fincanı kaldırdı, sanki orada sadece ikisi varmış ve aynı sesi biri çıkarırken, öteki de bize bakıyormuş gibi yapıyordu. “Niçin Mr. Jason’a polis şefini aratmıyorsun?” dedi Dilsey. Nancy durdu, kahve fincanı uzun kahverengi ellerindeydi. Biraz daha kahve içmeye çalıştı, ama kahve hep dışarı dökülüyordu, ellerine ve elbisesine ve sonra fincanı masaya koydu, Jason onu seyrediyordu. “Kahveyi yutamıyorum, yutuyorum, ama aşağıya inmiyor,” dedi Nancy. “Sen kulübeye git, Frony sana bir yatak sersin. Ben de hemen geleceğim,” dedi Dilsey. “Hiçbir zenci onu durduramayacak mı?” dedi Nancy. “Ben zenci değilim, değil mi Dilsey,” diye sordu Jason. “Sanmam,” dedi Dilsey ve Nancy’ye baktı. “Hayır, değilsin. Öyleyse ne yapacaksın?” Nancy bize baktı, gözleri bir an için üstümüze dikildi, sanki korkuyordu ve bize bakacak zaman yoktu, hiç kımıldamıyordu. Üçümüze birden aynı anda bakıyordu. “Sizin odanızda kaldığım geceyi hatırlıyor musunuz?” diye sordu. Ertesi sabah nasıl erken uyandığımızı ve oyun oynadığımızı hatırlattı bize. “Gidin ve annenizden bu gece burada kalmam için izin alın,” dedi Nancy. “Yatağa ihtiyacım yok. Beraber biraz daha oynarız.” Caddy anneme sordu, Jason da onun yanındaydı. “Zencilerin yatak odalarımda uyumasını istemiyorum,” dedi annem. Jason ağlamaya başladı. Annem, eğer susmazsa üç gün tatlı yiyemeyeceğini söyleyinceye kadar ağladı Jason. Sonra Jason, eğer Dilsey, çikolatalı pasta yaparsa susacağını söyledi. Babam da oradaydı. “Niçin bu konuda bir şey yapmıyorsun? Polis ne günler için var?” dedi annem babama. “Nancy, Jesus’tan niçin korkuyor?” dedi Caddy. “Sen babamdan korkuyor musun anne?” “Polisler ne yapabilirler ki?” dedi babam. “Eğer Nancy onu görmemişse, polis nasıl bulabilir?” “Öyleyse Nancy niçin korkuyor?” dedi annem. “Nancy onun orada olduğunu ve bu gece de orada olacağını bildiğini söylüyor.” “Yine de vergi ödüyoruz. Bu koskocaman evde ben yapayalnız bekliyorum ve sen zenci kadını evine götürüyorsun.” “Sen de biliyorsun ki, ben dışarıda, elimde bir jiletle beklemiyorum,” dedi babam. “Eğer Dilsey çikolatalı pasta yaparsa susacağım,” dedi Jason. Annem hepimizin dışarı çıkmasını söyledi. Babam, Jason’ın çikolatalı pastasının olup olmayacağını bilmediğini ve eğer Jason susmazsa, onun bir dakikaya kadar ne alacağını bildiğini söyledi. Biz tekrar mutfağa gittik ve Nancy’ye annemin ne dediğini söyledik. “Babam eve gitmeni ve kapıyı kilitlemeni ve sana hiçbir şeyin olmayacağını söyledi,” dedi Caddy. “Ama niçin Nancy? Jesus sana kızgın mı?” Nancy kahve fincanını dirseklerinin arasındaki ellerinde tutuyordu. Fincanın içine bakıyordu. “Ne yaptın ki Jesus sana kızdı?” diye sordu Caddy. Nancy fincanı yere düşürdü, fincan kırılmadı ama kahve döküldü. Nancy elinde fincanı hâlâ tutuyormuş gibi oturmaya devam etti. Yeniden o garip sesi çıkarmaya başladı, ama yüksek sesle değil. Şarkı söylüyor muydu, yoksa söylemiyor muydu, belli değildi. Biz onu seyretmeye devam ettik. “Artık bunu bırak, kendine hâkim ol. Burada bekle. Ben gidip Versh’i getireyim, seninle eve kadar yürüsün,” dedi Dilsey ve dışarı çıktı. Biz Nancy’e bakıyorduk. Omuzları sarsılıyordu, ama o sesi çıkarmaktan vazgeçmişti. “Jesus sana ne yapacak?” diye sordu Caddy. “O, buradan gitti.” Nancy bize baktı. “Sizin odanızda kaldığım gece eğlendik, değil mi?” diye sordu. “Ben eğlenmedim,” dedi Jason. “Ben hiç eğlenmedim.” “Sen annemin odasında uyuyordun,” dedi Caddy. “Sen bizimle değildin.” “Haydi benim evime gidelim ve biraz daha eğlenelim,” dedi Nancy. “Annem bizi bırakmaz. Çok geç oldu,” dedim. “Aldırmayın. Ona sabahleyin söyleriz, o buna aldırmaz,” dedi Nancy. “İzin vermez,” dedim. “İzin almayın, onu rahatsız etmeyin,” dedi Nancy. “O bize seninle gidebileceğimizi söylemedi,” dedi Caddy. “Biz ondan izin istemedik,” dedim. “Eğer giderseniz, anneme söylerim,” dedi Jason. “Eğleneceğiz. Aldırmazlar, sadece benim evimde. Sizin için uzun zamandır çalışmaktayım. Buna kızmazlar,” dedi Nancy. “Ben gitmekten korkmuyorum. Korkan, Jason. O, anneme söyler,” dedi Caddy. “Hayır, ben korkmuyorum,” dedi Jason. “Korkuyorsun,” dedi Caddy. “Jason benimle gelmekten korkmaz, değil mi Jason?” diye sordu Nancy. “Jason anneme söyler,” dedi Caddy. Yol karanlıktı, birlikte otlağın girişinden geçtik. “Bahse girerim ki, kapının arkasından bir şey sıçrasaydı Jason bağırırdı.” “Bağırmazdım,” dedi Jason. Hep beraber yoldan aşağı doğru indik. Nancy yüksek sesle konuşuyordu. “Niçin öyle bağırarak konuşuyorsun Nancy?” dedi Caddy. “Kim? Ben mi?” diye sordu Nancy. “Şunlara bakın, benim bağıra bağıra konuştuğumu söylüyorlar!” “Sanki burada biri varmış gibi konuşuyorsun,” dedi Caddy. “Sanki babam da buradaymış gibi konuşuyorsun.” “Kim, ben mi bağırarak konuşuyorum Mr. Jason?” dedi Nancy. “Nancy, Jason’a ‘Mister’ dedi,” diye konuştu Caddy. “Bakın, Quentin, Caddy ve Jason nasıl konuşuyorlar,” dedi Nancy. “Biz bağırarak konuşmuyoruz. Babam gibi bağırarak konuşan sensin.” “Şşt, susun Mr. Jason,” dedi Nancy. “Nancy, Jason’a ‘Mister’ dedi.” “Sus,” dedi Nancy. Hendeği aştık ve Nancy başında çamaşır çıkını varken çitteki delikten nasıl eğilerek geçiyorsa, öyle geçtik. Sonra hepimiz, onun evine geldik. Çok hızlı yürümüştük. Nancy kapıyı açtı. Evin kokusu lamba kokusu gibiydi ve Nancy de lambanın fitiline benziyordu, sanki onlar birbirini koklamak için bekliyordu. Nancy lambayı yaktı, kapıyı kapadı ve sürgüledi. Sonra yüksek sesle konuşmayı kesti ve bize bakmayı da bıraktı. “Ne yapacağız?” diye sordu Caddy. “Ne yapmak istiyorsunuz?” dedi Nancy. “Sen eğleneceğimizi söylemiştin.” Nancy’nin evinde bir şey vardı, kokusunu aldığımız bir şey. Nancy ve ev aynı kokuyu taşıyordu. Hatta Jason bile bu kokuyu aldı ve, “Ben burada kalmak istemiyorum,” dedi. “Ben eve gitmek istiyorum.” “Eve git öyleyse,” dedi Caddy. “Yalnız gitmek istemiyorum,” dedi Jason. “Hep beraber eğleneceğiz,” dedi Nancy. “Nasıl?” diye sordu Caddy. Nancy kapının yanında durdu. Bize bakıyordu, sadece onun gözleri bomboştu, sanki onlarla bakmıyordu. “Ne yapmak istiyorsunuz?” diye sordu. “Bize bir hikâye anlat,” dedi Caddy. “Hikâye anlatabilir misin?” “Evet,” dedi Nancy. “Haydi anlat!” dedi Caddy. Hepimiz Nancy’e baktık. “Sen hiç hikâye bilmiyorsun.” “Evet, evet biliyorum,” dedi Nancy. Geldi ve ocağın yanındaki iskemleye oturdu. Ateş biraz yanıyordu. Nancy, onu canlandırdı ve oda iyice ısındı. Ateşi daha da alevlendirdi ve bize bir hikâye anlattı. Masalı anlatırken gözleri bizi görüyormuş gibiydi, ama sanki sesi kendisinin değildi. Sanki Nancy, bir başka yerde yaşıyormuş gibiydi. Kulübenin dışında bir yerdeydi. Sesi, bedeninin içinden geliyordu; o, başının üstünde balon gibi dengede ve hiç ağırlığı yokmuş gibi duran çamaşır çıkınıyla dikenli tellerin altından eğilerek geçen Nancy’ydi. Ama hepsi bu kadardı. “Ve kraliçe yürüyerek hendeğe geliyordu ve hendekte kötü adam saklanıyordu. Kraliçe hendeğe doğru yürüyordu ve şöyle diyordu, ‘Eğer bu hendeği geçebilirsem...’ Sonra şöyle diyordu.” “Ne hendeği?” diye sordu Caddy. “Oradaki hendek gibi mi? Niçin bir kraliçe bir hendeğin içine girmek istesin?” “Evine gitmek için,” dedi Nancy, sonra bize baktı. “Kraliçe evine çabuk gitmek ve kapıyı sürgülemek için o hendeği geçmek zorunda,” dedi Nancy. “Niçin eve gitmek ve kapıyı sürgülemek istiyor?” diye sordu Caddy.

IV

Nancy bize baktı, konuşmayı kesti, tekrar bize baktı. Nancy’nin kucağında oturan Jason’ın bacakları pantolonundan dışarıya fırladı ve o, “Bunun iyi bir hikâye olduğunu sanmıyorum. Ben eve gitmek istiyorum,” dedi. “Belki de eve gitsek daha iyi olur,” dedi Caddy. Yerden kalktı, “Bahse girerim ki, şu anda bizi arıyorlardır,” dedi ve kapıya doğru yürüdü. “Hayır! Sakın kapıyı açma,” dedi Nancy ve hızla ayağa kalkıp Caddy’nin önüne geçti, ancak, kapıya ve tahta sürgüye dokunmadı. “Niçin?” diye sordu Caddy. “Lambanın yanına geri gel. Bak nasıl eğleneceğiz. Gitmek zorunda değilsin,” dedi Nancy. “Ama gitmeliyiz,” dedi Caddy, “eğer eğlenmeyeceksek.” Caddy ve Nancy, ateşin ve lambanın yanına döndü. “Ben eve gitmek istiyorum ve her şeyi söyleyeceğim,” dedi Jason. “Başka bir hikâye biliyorum,” dedi Nancy ve lambaya yakın bir yerde ayağa kalktı, Caddy’ye baktı, tıpkı burnunun üstünde bir sopayı dengede tutuyormuş gibiydi. Öyle ki, Caddy’yi görmek için aşağı doğru bakması gerekiyordu, ama gözleri, burnunun üstünde bir sopayı dengede tutuyormuş gibi bakıyordu. “Ben dinlemeyeceğim. Döşemede tepineceğim,” dedi Jason. “Ama bu iyi bir hikâye, öncekinden daha iyi,” dedi Nancy. “Ne hakkında?” diye sordu Caddy. Nancy lambanın yanında ayakta duruyordu ve eli lambanın üstündeydi. Uzun ve kahverengi eli, ışığı engelliyordu. “Elin lamba şişesinin üstünde,” dedi Caddy. “Elin yanmıyor mu?” Nancy lamba şişesinin üstünde duran eline baktı ve elini çekti. Nancy orada Caddy’ye bakarak ve uzun elini sanki öteki elinin bileğine bağlanmış gibi bükerek duruyordu. “Başka bir şey buldum,” dedi Caddy. “Ben eve gitmek istiyorum,” dedi Jason. “Biraz mısırım var,” dedi Nancy ve Caddy’ye, sonra Jason’a ve sonra bana baktı ve, “Biraz mısırım var,” dedi tekrar. “Ben mısır istemiyorum, şekeri tercih ederim,” dedi Jason. Nancy, Jason’a baktı. “Mısır patlatma kabını tutabilir misin?” dedi. Nancy hâlâ o uzun, cansız elini kıvırıp duruyordu. “Pekâlâ,” dedi Jason. “Eğer mısırı ben patlatırsam, biraz daha kalırım. Caddy mısır patlatma kabını tutamaz. Eğer Caddy mısırı patlatırsa, eve gitmek isterim.” Nancy ateşi canlandırdı. “Nancy’ye bakın, ellerini ateşe sokuyor,” dedi Caddy. “Sana ne oluyor Nancy?” “Patlatmak için mısırım var,” dedi Nancy ve mısır patlatıcıyı yatağın altından çıkardı. Kap kırıktı, Jason ağlamaya başladı ve, “Şimdi patlamış mısırımız olmayacak,” dedi. “Her neyse, biz zaten eve gitmek zorundayız,” dedi Caddy. “Haydi Quentin!” “Bekle,” dedi Nancy. “Bekle. Tamir edebilirim, onu tamir etmeme yardım etmek istemez misin?” “Patlamış mısır istemiyorum,” dedi Caddy. “Çok geç oldu.” “Yardım et Jason,” dedi Nancy. “Bana yardım etmek istemiyor musun?” “Hayır. Eve gitmek istiyorum,” dedi Jason. “Sus, sus ve bana bak. Onu tamir edebilirim ve Jason onunla mısırları patlatabilir,” dedi Nancy. Bir parça telle mısır patlatıcıyı tamir etti. “Tel onu tutamaz,” dedi Caddy. “Evet tutar. Bak ve gör. Mısır patlatmam için bana yardım edin,” dedi Nancy. Mısırlar da yatağın altındaydı. Mısırları kabın içine döktük ve Nancy kabı ateşte tutmak için bize yardım etti. “Mısırlar patlamıyor,” dedi Jason. “Ben eve gitmek istiyorum.” “Bekle! Şimdi patlamaya başlar. Sonra da eğleniriz.” Nancy ateşe yakın oturuyordu. Lambanın fitili öyle yükselmişti ki, is yapmaya başlıyordu. “Niçin fitili aşağıya çekmiyorsun?” dedim. “Zararı yok. Temizlerim. Siz bekleyin. Mısırlar şimdi patlamaya başlıyor,” dedi Nancy. “Patlamaya başlayacağına inanmıyorum,” dedi Caddy. “Eve gitmek için yola çıkmalıyız. Annem ve babam merak eder.” “Hayır,” dedi Nancy. “Şimdi mısırlar patlar. Dilsey onlara benimle olduğunuzu söyler. Uzun zamandır sizin için çalışıyorum. Onlar, sizin benimle olmanıza kızmaz. Şimdi bekleyin. Bir dakikada mısır patlamaya başlar.” Sonra Jason’ın gözüne duman kaçtı ve ağlamaya başladı ve mısır patlatıcıyı ateşe düşürdü. Nancy ıslak bir bez aldı ve Jason’un yüzünü sildi, ama Jason susmadı. “Sus,” dedi Nancy. “Sus.” Ama Jason susmadı. Caddy mısır patlatıcıyı ateşten aldı. “Hepsi yanmış,” dedi Caddy ve, “biraz daha mısır getirmelisin Nancy,” diye ekledi. “Mısırın hepsini patlatıcıya mı koydun?” diye sordu Nancy. “Evet,” dedi Caddy. Nancy, Caddy’ye baktı ve sonra patlatıcıyı eline alıp açtı ve yanmış mısırları önlüğünün içine döktü ve yanmamış olanları ayırmaya başladı. Elleri uzun ve kahverengiydi ve biz onu seyrediyorduk. “Başka mısırın yok mu?” diye sordu Caddy. “Yok,” dedi Nancy. “Bak, buradakiler yanmamış. Bütün yapmamız gereken şey –” “Ben eve gitmek istiyorum,” dedi Jason. “Anneme ve babama söyleyeceğim.” “Sus,” dedi Caddy. Hepimiz dinledik. Nancy’nin başı, sürgülü kapıya doğru döndü, gözleri lambanın ışığıyla kıpkırmızı oldu. “Birisi geliyor,” dedi Caddy. Sonra Nancy o garip sesi çıkarmaya tekrar başladı, ama yüksek sesle değil. Ateşin yanında çömelmiş duruyordu, uzun kahverengi elleri dizlerinin arasında cansız bir şekilde sallanıyordu. Aniden yüzü iri ter taneleriyle doldu, damlalar yüzünden aşağıya doğru akıyor ve ter damlası ateşten bir top gibi yuvarlanıyor ve çenesinden aşağıya düşüyordu. “Nancy ağlamıyor,” dedim. “Ben ağlamıyorum,” dedi Nancy ve gözleri kapandı. “Ben ağlamıyorum. Kim o?” “Bilmiyorum,” dedi Caddy ve kapıya gidip dışarı baktı. “Artık gitmemiz gerekiyor. İşte babam da geliyor.” “Ona söyleyeceğim,” dedi Jason. “Siz beni buraya getirdiniz.” Nancy’nin yüzünden ter su gibi akıyordu hâlâ. “Dinle. Söyle ona. Ona burada eğlendiğimizi söyle. Ona size sabaha kadar iyi bakacağımı söyle. Ona sizinle gelip döşemenin üstünde uyumak istediğimi söyle. Ona döşeğe ihtiyacım olmadığını söyle. Eğleneceğiz, geçen kez ne kadar çok eğlendiğimizi hatırlayın,” dedi. “Ben eğlenmedim,” dedi Jason. “Sen beni incittin, gözlerime duman kaçırdın, bunları söyleyeceğim.”

V

Babam içeriye girdi, bize baktı. Nancy yerinden kımıldamadı. “Söyleyin ona,” dedi. “Caddy bizi buraya getirdi,” dedi Jason. “Ben istemedim.” Babam ocağa yaklaştı, Nancy başını kaldırıp ona baktı. “Rachel Teyze’ye gidip orada kalamaz mısın?” dedi babam. Nancy elleri dizlerinin arasında babama baktı. “O burada değil,” dedi babam. “Öyle olsa görürdüm. Görünürde bir ruh bile yok.” “O hendekte,” dedi Nancy. “O, orada hendekte bekliyor.” “Saçma,” dedi babam ve Nancy’ye baktı. “Onun orada olduğunu biliyor musun?” “İşaretler gördüm,” dedi Nancy. “Ne işareti?” “Gördüm. O, ben içeri girdiğim zaman masanın üstündeydi. Üstünde kanlı etiyle bir domuz kemiğiydi, lambanın yanındaydı. O, dışarıda, orada. Sen bu kapıdan çıkar çıkmaz, ben mahvoldum,” dedi Nancy. “Nasıl yani?” diye sordu babam. “Fitneci biri değilim,” dedi Nancy. “Saçma,” dedi babam. “O, orada, dışarıda,” dedi Nancy. “Şu anda pencereden bakıyor ve sizin gitmenizi bekliyor. Sonra ben mahvoldum demektir.” “Saçma,” dedi babam. “Kapını kilitle. Seni Rachel Teyze’nin evine götüreceğim.” “Bunun bir yararı olmaz,” dedi Nancy. Bu kez babama bakmadı, ama babam ona baktı, onun uzun kahverengi, cansız, hareket eden ellerine baktı. “Bunu geciktirmek bir işe yaramaz,” dedi Nancy. “Öyleyse ne yapmak istiyorsun?” diye sordu babam. “Bilmiyorum,” dedi Nancy. “Hiçbir şey yapamam. Sadece geciktirmek bir işe yaramıyor. Sanırım, bu benim işim. Sanırım, artık benim olmayan bir şeye sahip olmaya uğraşıyorum.” “Neye sahip olmak?” diye sordu Caddy. “Senin olan ne?” “Hiçbir şey,” dedi babam. “Hepinizin yatma zamanı.” “Beni buraya Caddy getirdi,” dedi Jason. “Haydi Rachel Teyze’ye git,” diye tekrarladı babam. “Bu işe yaramaz,” dedi Nancy ve ateşin önüne oturdu, dirsekleri dizlerinde, uzun elleri dizlerinin arasında. “Sizin kendi mutfağınız bile işe yaramadıysa, hatta sizin çocuklarınızın odasında döşemenin üstünde uyumam bile işe yaramadıysa, sabahleyin işte buradayım ve kan –” dedi Nancy. “Sus,” dedi babam. “Kapıyı kilitle, lambayı söndür ve yatağına gir.” “Karanlıktan korkuyorum. Onun karanlıkta olmasından korkuyorum,” dedi Nancy. “Burada böylece lambanın ışığında oturacağını mı söylemek istiyorsun?” diye sordu babam. Sonra Nancy, o acayip sesi çıkarmaya tekrar başladı, ateşin önünde, elleri dizlerinin arasında öylece oturuyordu. “Lanet olsun,” dedi babam. “Haydi çocuklar. Yatma zamanı çoktan geçti.” “Siz eve gidince ben mahvoldum,” dedi Nancy. Artık daha sakin konuşuyordu. Elleri gibi yüzü de sakin grünüyordu. “Nasıl olsa cenaze paramı Mr. Lovelady’nin yardımıyla biriktirdim,” dedi Nancy. Mr. Lovelady kısa boylu, pis bir adamdı. Cumartesi sabahları kulübe ve mutfak kapılarından zencilerin sigorta paralarını toplardı. Karısıyla otelde yaşardı. Bir sabah karısı intihar etti. Küçük bir çocukları vardı, küçük bir kız, o ve kızı buradan ayrıldı. Bir iki hafta sonra Mr. Lovelady tek başına geri geldi. Cumartesi sabahları, arka ve ara sokaklarda dolaştığını görürdük. “Saçma,” dedi babam. “Yarın sabah mutfakta göreceğim ilk kişi sen olacaksın.” “Sanırım, ne göreceksen. Onu göreceksin,” dedi Nancy. “Ama onun ne olacağını Tanrı bilir.”

VI

Onu ateşin önünde otururken bıraktık. “Gel. Kapıyı sürgüle,” dedi babam. Ancak Nancy hiç hareket etmedi. Bize bir daha bakmadı. Orada lamba ile ateşin arasında öylece oturuyordu. Sokakta epeyce ilerledikten sonra, geri bakınca, açık kapıdan onun ateşin önünde oturduğunu görebiliyorduk. “Ne olacak baba?” diye sordu Caddy. “Hiçbir şey,” dedi babam. Jason babamın sırtındaydı ve boyu hepimizinkinden uzun görünüyordu. Hendeğe girdiğimiz zaman oraya baktım. Her taraf sakindi. Ay ışığı ve gölgelerin birbirine karıştığı yerde pek bir şey göremedim. “Eğer Jesus burada saklanıyorsa bizi görebilir, değil mi?” diye sordu Caddy. “O burada değil,” dedi babam. “Uzun bir zaman önce buradan ayrıldı.” “Sen beni buraya getirdin,” dedi Jason yukarıdan. Gökyüzüne bakınca, babamın iki tane başı varmış gibi görünüyordu, bir tane küçük, bir tane de büyük. “Ben gelmek istemiyordum,” dedi Jason. Hendekten çıktık. Nancy’nin evini hâlâ görebiliyorduk, açık kapıyı da, ama artık Nancy ateşin önünde oturmuyordu, çünkü yorulmuştu. “Artık yoruldum,” diyordu. “Ben sadece bir zenciyim ve bu benim hatam değil.” Ama Nancy’nin sesini işitebiliyorduk. Tam hendekten çıkmıştık ki, şarkı olup olmadığı belli olmayan o garip sesi yine çıkarmaya başlamıştı. “Baba, artık çamaşırlarımızı kim yıkayacak?” diye sordum. “Ben bir zenci değilim,” dedi Jason babamın tepesinden. “Sen daha kötüsün,” dedi Caddy. “Sen fitnecisin. Eğer şimdi yerden bir şey sıçrasa, sen bir zenciden daha çok korkardın.” “Korkmazdım!” dedi Jason. “Ağlardın,” dedi Caddy. “Ağlamazdım,” dedi Jason. “Korkak kedi,” dedi Caddy. “Candace!” dedi babam.

İngilizceden çeviren Sevim Kantarcıoğlu

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

“Mario” ve “The Sims” Müziklerini Dinl..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Mehmet Dinç

29 Eylül 2025

Zülfü Livaneli’yi Neden Okumalıyız?

Livaneli insan doğası ve tutkularını bilince çıkarmada isabetli tespitlerde bulunur.Zülfü Livaneli uluslararası çapta tanınan bir yazardır. Sanatındaki derinlik onu bilge konumuna taşır. Zorlu aşamalardan geçmesi, hayati riskler alması ve şartlar ne olursa olsun du..

Devamı..

Edebiyatı Savunmanın Önemi

Maris Kreizman

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024