Ya Naziler Kazansaydı...

Ya Naziler Kazansaydı...


Twitter'da Paylaş
0

İkinci Dünya Savaşı’nı ABD ve İngiltere’nin başını çektiği müttefikler değil de Naziler ve Japonlar kazansaydı dünya nasıl olurdu sizce ? Romanın çıkış noktası bu.
Murat Erdin
Milyonlarca masum insanın hayatını kaybettiği İkinci Dünya Savaşı bundan 72 yıl önce sona erdi. Savaşın bittiği haberi Avrupa kentlerine dalga dalga yayıldığında dışarıda harika bir mayıs güneşi parlıyordu ve artık hiç kimsenin yeni kan ve gözyaşı haberi duymaya tahammülü yoktu. Naziler kaybetmişti. Philip K.Dick’in 1963 yılında yazdığı The Man in the High Castle romanı, tarihsel gerçekliği tersine çevirir. Yazar, İkinci Dünya Savaşı’nı Almanya ve Japonya’nın kazandığını kurgular. Naziler ve onların Pasifik’teki müttefiki Japonya, müttefikleri her cephede mağlup ederler ve ardından dünyanın çeşitli ülkelerinde kukla hükümetler kurarlar. ABD bile paylaşılmıştır. New York kenti Nazilerin, Kaliforniya Japonya’nın işgali altındadır. Akdeniz bir “İtalyan gölü” haline gelmiştir. SSCB dağıtılmış, “komünizm tehlikesi” kalmamıştır. Ama zaman geçtikçe dünya egemenliği için yeni bir soğuk savaş başlar. Almanya ve Japonya yeni dünyayı paylaşamamaktadır. Hitler ölür ve onun yerine geçen Bormann Ay, Mars’ta ve Venüs’te koloniler kurar. Almanya ve Japonya arasındaki bu gerginlik belki de yeni bir savaşın ayak sesleridir.1 İkinci Dünya Savaşı’nı ABD ve İngiltere’nin başını çektiği müttefikler değil de Naziler ve Japonlar kazansaydı dünya nasıl olurdu sizce ? Romanın çıkış noktası bu. Dick’in romanda kurguladığı düzen, askeri ve siyasi analistler tarafından zaman zaman yapılan seminerleri andırıyor. “Böyle olsaydı ne olurdu” başlığıyla olasılık hesapları yapan kurumlar aslında bilim-kurgusal senaryolar üzerinde çalışırlar. Öğrencilere bu ve buna benzer ödevler verirler, tahminlerde bulunurlar. Yaşanmamış gerçeklikler üzerinde çalışmak öğrencilerin ve araştırmacıların hayal gücünü ve olasılıklar üzerinde tahmin yapma yeteneklerini geliştirir. Dick’in bu ilginç romanı ne yazık ki Türkçede yayımlanmadı. Ama dizi film olarak beyazperdeye aktarıldı. Bu tür filmlerden hoşlanan Ridley Scott bu kez yönetmen olarak değil yapımcı olarak var işin içinde. Rufus Sewell, Luke Kleintank ve Alexa Davalos başrolleri paylaşıyor. Kitabın filme aktarıldığını okuyunca Türkiye’de bu tür bilim-kurgu-fantezi kitaplarının ne kadar az yazıldığını fark ediyorsunuz. 2004 yılında yayımlanan Metal Fırtına2 adlı roman Türkiye’nin Amerika tarafından işgal edildiğini anlatan fantastik bir kitaptı. Orkun Uçar ve Burak Turna’nın yazdığı 302 sayfalık bu roman dönemin en çok satan eseri olmasına rağmen edebiyat eleştirmenleri tarafından beğenilmemişti. İki yazar daha sonra kendi yoluna gitti ve her biri kendi Metal Fırtına dizisini yazdı. Bugün piyasada bulmak biraz zor. Oysa Batı dünyası bilimkurguyu sever. Ünlü Amerikan dergisi Amazing Stories'in ilk yayımlanış tarihi 1926’dır. Bütünüyle bilimkurgu türüne ait yazıları içeren dünyadaki ilk dergidir. Dergi, bazı aralıklar hariç neredeyse 80 yıl yayın hayatında kaldı. [caption id="attachment_28824" align="alignleft" width="200"] Şubat, 1948[/caption] Her yıl en iyi bilim kurgu çalışmalarına verilen “Hugo Ödülü”nü de hatırlatalım. Ödülün ismi, az önce sözünü ettiğim bilim kurgu dergisi Amazing Stories'in kurucusu Hugo Gernsback'ten gelir. Hugo ödülleri, 1953'ten bu yana her yıl verilmeye devam ediyor. Bilimi de kurguyu da birbirinden ayırt etmiyorum ben. Biri diğerinin devamıdır. Bilimsel bir buluşu hayata geçirmek önce hayal etmekten, onu kurgulamaktan başlar. Sunay Akın’ın İstanbul Kadıköy’deki Oyuncak Müzesi’ni gezdiğinizde, uzay araştırmalarına konu olan her şeyin önce oyuncağının üretildiğini görürsünüz. Hayal etmek, hayal ettiğiniz şeyi yapabilmenizin ilk ve en önemli adımı değil midir ? Ünlü ressam Pablo Picasso’nun sözünü unutmayın: “Hayal ettiğiniz her şey aslında gerçektir.” 1 The Man in the High Castle, Philip K.Dick, Penguin Books 2 Metal Fırtına, Orkun Uçar, Burak Turna, Timaş Yayınları., İstanbul 2004

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR