Devamsız: Tanıdık Yüzler, Tanıdık Sesler
14 Şubat 2020 Edebiyat Kitap

Devamsız: Tanıdık Yüzler, Tanıdık Sesler


Twitter'da Paylaş
0

Şengül Can’ın öykülerinde geleneksel aile yapımızın ve farklı kültürlerin birleştiği toplumumuzun üzerimizde yarattığı aidiyet duygusunun bıraktığı izleri görürüz.

Öykü, az sayfada çok şey söylemek ister. Anlatmak için sabırsızlanır ama sabrını sırlı bir dille birkaç satıra sığdırır. İnsanın yüreğine, zihnine, bam teline dokunur. Hayatımızdan bir kesit sunarken, bizi bize anlatır. Kalemin sahibi de bunu bilir ve bu duygu yoğunluğuyla yazarsa, benim gibi öykü seven okurları etkiler. Öykünün her satırı ruhuna dokunur, zihni geçmişle an arasında sarkaç olur.

Şengül Can’ın Devamsız adlı kitabını elime aldığımda aynı gün içinde okudum ama yetmedi. Bir kez daha okumak istedim. Bir perdenin arkasından seyrettiğim olup biten her şey, bildiklerimi, çevremdekileri, zihnimdekileri bana hatırlatmak istiyordu sanki. Okurken tanıdık yüzler, tanıdık sesler yüreğime dokundu, tanımadıklarım beni şaşırttı.

Yazar, bazen yerel dille renklendirdiği, bazen şiir tadında yazdığı öykülerini kimi zaman ben, kimi zaman o diye anlatır. Uzun, süslü cümlelere gerek duymaz. Yalın ve gözleme dayalı anlatımı tercih eder. Karakterler kendi hayatlarını yaşarken yazar olanları sadece aktarır. 

“Bahçede” öyküsü kitabın ilk öyküsüdür. Yaşadığı yerden ayrılmak isteyip de kopamayan bir kadının Bedia olmak istemesini, başka bir hayata özenmesini, belki de kendi sesini bulma arayışını okuruz.

Öyküde, bahçesinde tavuklarıyla sade bir hayat yaşayan Bedia kendi hayatına özenen kadına, “Burayı gerçekten istiyor musun?” diye sorar ve devam eder.

“Bu dağ, bu oda buraya bakar. Burası da bahçe. Arka taraf yol.” (…) “Yol yoldur. Çayır çimen. Ağaçlar. Dağ da dağ işte. Sonra sıkıldım demek yok. Bahçede otururuz. İstersen çay da demlerim.”

“O da güldü. Evdeki kokuya rağmen yeni yapılan siteleri gezmedim. Buradayım,” der arayış içindeki kadın.

Çoğumuz bizi yoranlardan kaçıp gitmek isteriz ama bir türlü yapamayız. Kendimize yakıştığını düşündüğümüz role kapılıp gideriz ama kendimiz olamayız. Başkalarının yanında anlattıklarımızın çoğu bize bile ait değildir bazen. Zihnimiz başka, dudaklarımız başka söyler.

Şengül Can’ın öykülerinde geleneksel aile yapımızın ve farklı kültürlerin birleştiği toplumumuzun üzerimizde yarattığı aidiyet duygusunun bıraktığı izleri görürüz. Bireylerin toplum içinde yaşadığı sorunlar, yolların ayrılması ya da kesişmesi, bireylerin kendini çıkmaz içinde hissetmesi, savrulup toplumdan uzaklaşması ve tüm bunlar olurken bir arayışın içinde kalma durumu zaman zaman duygu aktarımlarıyla, zaman zaman bilinç akışıyla okura aktarılır. Kitaptaki öykülerde bazen bir nesneye, bazen de birine tutunma zorunluluğu hisseden kadının toplum içinde var olma isteğiyle kendi sesini ve kaybettiğini düşündüğünü benliğini arayışı anlatılır.

İç dünyası karışık karakterler, metinlerin arasında gezinirken bazen çocuk, bazen başka biri olmak ister. Hayallerle gerçekler arasında sıkışıp kalınca da zihnin oyununa düşer. Sonra da hangisi benim diye sorar. Aslında bir tür yüzleşmeyle karşılaşırız okurken. Belki de kendimize bile itiraf edemediklerimizi okuruz.

“Hayatımdaki Kurabiye” öyküsü beni etkileyen en sevdiğim öykülerden biri oldu. İşinden, toplumdan, bulunduğu mekândan memnun olmayan kadın mutlu olmak için farklı arayışlar içinde bulur kendini. Ancak dışarısı tekinsiz ve oldukça yorucudur. 

“Bir kafe, bir bar, bir oda, bir masa ve bir saksı, bir taş ev. Seneler geçip gidiyordu. (…) Dışarının sonsuzluğu beni ürkütüyordu. Kendimi odama kapattığımda en azından hapishanemin sınırlarını biliyordum. Ne kadar da yanılmışım.”

Ve bir gün evde kurabiye yapmaya karar verir ancak bu sefer de kurabiye tarafından ele geçirilir. Ya kurabiyeye teslim olacak ya da kabuğunu kırıp kurabiyeden kurtulacaktır.

Nesne ve insan arasındaki duygu bağlantılarını öyle güzel aktarmış ki yazar, sıradan görünen bir konu kendi içinde evrilmiş, düşle gerçek arası bir devinim elde etmiş.

Huzursuzluk, arayış, çaresizlik gibi tüm iç hesaplaşmalara rağmen güçlü karakterlerin de olduğu bir öykü kitabı okuruz. “Yüzümde Fotoğraf Korkusu” buna örnek bir öyküdür.

“Dört duvar iyidir, beni korur, tüm iyilerden ve kötülerden, dışarıda ve içeride,” diyen bir kahramanın boşanıp, aile evine dönmesi ancak ne kadar şefkat görürse görsün yine de mağdur kalması ve çelişkilerle dolu ama sözde güvende olduğunu düşündüğü ortamdan sonun da çıkabilmesini anlatır.

Devamsız kitabının öykülerinde konu olarak ele alınan kadın sorunları, aile içi yoksunluklar, çaresizlik, kimlik arayışı, yüzleşme, içe bakış okurun dikkatini çekmeden zihinde betimleyici bir yapıyla anlatılır. İçerik geri planda gibi durur. Yalın ve kendine özgü bir dil kullanan yazar, arada şiirsel anlatıma yer vererek ayrı bir tat bırakır.

 Şengül Can’ın okumaktan keyif aldığım ve zihnimde yer eden Devamsız adlı öykü kitabının en kısa zamanda devamının olması dileğiyle.

 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR