Ne var ki köpek ailenizin bir üyesi, ilişkide olduğunuz bir varlık, insan da tanımadığınız biriyse, bu ahlaki sezginin etkisi daha zayıf olabilir.
Hayvanların bizimle “aynı” olduğunu düşünmeyiz. Çoğumuz, insan ve hayvan çıkarları arasındaki gerçek çatışma hallerinde ya da bir insan ile bir hayvan arasında seçim yapmamızı gerektiren, yani böyle yapmanın zorunlu olduğu bazı olağanüstü durumlarda, insanın çıkarlarını hayvanın çıkarlarına tercih etmemiz gerektiği görüşünü paylaşırız.
Şöyle bir durum hayal edin: Eve geliyorsunuz ve evinizin yanmakta olduğunu görüyorsunuz. Yanmakta olan binanın içinde iki canlı var: Çocuğunuz ve köpeğiniz. Yanan evin yakınlarındaki tek kişi sizsiniz. Yangın o kadar şiddetli ki hem çocuğunuzu hem de köpeğinizi kurtarmaya vaktiniz yok. Hangisini seçersiniz? Cevap basit: Çocuğunuzu kurtarırsınız.
Ama bu haksız bir varsayım. Nihayetinde, yanan evdeki diğer canlı bir başkasının çocuğu, Rahibe Teresa ya da değer verdiğimiz bir başka insan olsa bile, çoğumuz kendi çocuğumuzu kurtarırdık. Aslında, dürüst konuşacak olursak, çoğumuz, onlarca yabancı çocuk yerine kendi çocuğumuzu kurtarmayı seçerdik.
Varsayımı biraz değiştirelim. Yanmakta olan evdeki iki canlının, ne birini ne ötekini tanıdığınız bir köpek ile bir insan olduğunu düşünün. Hangisini kurtarırsınız? Cevap yine basit: Ahlaki sezginiz size insanı hayvana tercih etmeniz gerektiğini söyler.
Ne var ki köpek ailenizin bir üyesi, ilişkide olduğunuz bir varlık, insan da tanımadığınız biriyse, bu ahlaki sezginin etkisi daha zayıf olabilir. Hele, köpeği tanıyın yada tanımayın, söz konusu insan Adolf Hitler ya da Charles Manson’sa bu etki iyice zayıflayabilir.
Her halukârda, çoğu olağanüstü durumda –en azından soyut düzeyde– insanı hayvana yeğlemeyi ahlaken tercih edilir buluruz.
Bu soruları farklı ikilemler arasında kaldığımızı varsayarak kendimize de soralım.
Kaynak: Gary L.Francione, Hayvan Haklarına Giriş, Çevirenler: Renan Akman-Elçin Gen