Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

25 Eylül 2024

Edebiyat

Yazmanın On Kuralı

Amitava Kumar

Paylaş

6

0


Cümleler net ifadelerden oluşmalı. Her cümle kendinden önceki cümlenin ifadesini geliştirmeli.

Profesörlüğe terfi ettiğimde, çalıştığım üniversitenin kütüphanesi benden kariyerimde faydalandığım bir kitap adı rica etti.  V. S. Naipaul’un Finding the Center isimli kitabını seçtim. Kütüphane hemen bir nüsha satın aldı ve kitap üzerine yazdığım şu yazıyla birlikte odalarından birinde sergilemeye başladı:

“Okuduğum ilk edebi otobiyografilerden biriydi. Daha ilk cümlesinden zihnimde oluşan fikir, yazmanın zamanda bir açılış ya da bir başlangıç olduğuydu. Bu cümle sayesinde sürekli yinelenen çabaların hareketini ve ritmini, nihayetinde de bir araya gelip basılan kelimelerin tarihini anımsadım: ‘Londra’da BBC’nin odalarından birinde, önümde eski bir daktilo, BBC antetli pürüzsüz kâğıda ilk kitabımın ilk cümlesini yazmamın üzerinden neredeyse otuz yıl geçti.’ İlk cümle hakkındaki bu ilk cümle zihnimde bir yankı yarattı ve yirmi yıllık yazarlık hayatım boyunca da yankılanmaya devam etti. Yazmaya başladığınız her kitap kendi kaygılarını ve hırsı beraberinde getirir. Ben de ne zaman yeniden bir kitap yazmaya başlasam Naipul’un kitabını anımsarım.” 

Fakat asıl gerçek ne Naipaul ile ne de başlangıçlarla ilgiliydi. Alıntıladığım cümle de, kitap da benim için önemliydi ama kariyerimde bana asıl yardımcı olan, Naipaul’un yazarken kendini yeni başlayan bir acemiye dönüştürdüğünü söylemesiydi: “Başarmak için çok çalışmam gerekti. Başlarda yirmi iki yaşına kadar yazdığım her şeyi unutmak zorunda kalmıştım. Her şeyi bıraktım ve okuldaki bir çocuk gibi yazmaya başladım. ‘Kedi paspasın üzerine oturdu,’ işte, neredeyse bu denli basit cümlelerle başladım.”

Ve ben de aynısını yaptım. Yaklaşık on yıl önceydi, kadroya alınmamdan kısa bir süre sonra Tehelka’dan bir davet aldım. O sırada Hindistan’daydım, kış mevsimiydi. Editörlerle görüşmek üzere Tehelka’nın ofisine gittim. Görüşme sona erdiğinde bana ofisi gezdirdiler. Duvarda mütevelli heyet üyelerinden biri olan Naipaul’un portresi, çalışanlardan birinin bilgisayarının kıyısındaysa “Yeni Başlayanlar için V.S. Naipaul Kuralları” yazan bir kâğıt vardı. Tehelka muhabirleri Naipaul’den kullandıkları dili geliştirmek için bazı öneriler istemişler, o da örnek metinler üzerinde çalışma yapıp faksla onlara ilettikten sonra kimi kurallar önermişti. Birkaç gün sonra Naipaul’ün kurallarıyla birlikte Hindistan’dan ayrıldım ve takip eden haftalarda Tehelka’nın edebiyat köşesi için düzenli olarak yazmaya başladım. Yazarken elimden geldiğince Naipaul’ün kurallarına riayet ediyordum. Kurallar, kullanmaya alışık olduğum akademik dile karşı inanılmaz güçlü bir panzehirdi ve onlar sayesinde kendi yazma alışkanlıklarımın bilincine vardım. Dil, keşfedilecek yeni bir ülke gibi önümdeydi. Bense o ülkeyi keşfeden bir gezgin. Sorular sordum, notlar aldım ve her şeyi kendi anlatılarım içinde düzenlemeye başladım. En az bir yıl süreyle bu kurallara sıkı sıkıya bağlı kaldım ve nihayetinde o sıralar yazdıklarımdan Bombay-Londra-New York kitabım ortaya çıktı. İşte size “Yeni Başlayanlar için V.S. Naipaul Kuralları”:

Uzun cümleler yazmayın. Bir cümle en fazla on ya da on iki olmalı.

Cümleler net ifadelerden oluşmalı. Her cümle kendinden önceki cümlenin ifadesini geliştirmeli. İyi bir paragraf, bir dizi net ve birbiriyle bağlantılı ifadeden oluşur.

Uzun kelimeler kullanmayın. Bilgisayarınız size kelime ortalamanızın beş harften fazla olduğunu söylüyorsa yanlış giden bir şeyler var demektir. Kısa kelimeler sizi, yazdıklarınız hakkında düşünmeye yöneltir. İfade edilmesi en güç fikirleri bile kısa kelimelerle aktarabilirsiniz.

yaratıcı yazı edebiyat

Anlamından emin olmadığınız kelimeleri kullanmayın. Şayet bu kurala uymuyorsanız o zaman kendinize başka bir iş arayın.

Yazmaya yeni başlayanlar sayı sıfatlarıyla renk ve boyut belirten sıfatlar haricinde başka sıfat kullanmamalı. Mümkün mertebe zarflardan da kaçınmalı.

Soyut olandan kaçının. Her zaman somut olanla devam edin.

En az altı ay boyunca her gün bu kurallara riayet ederek yazma pratiği yapın. Kısa kelimeler, net ifadeler içeren somut cümleler. İlk anda garip gelebilir ama dili kullanma konusunda kendinizi eğitmiş olacaksınız. Hatta bu altı aylık pratik sayesinde üniversitede edindiğiniz kötü dil alışkanlıklarından da kurtulabilirsiniz. Kuralları iyice sindirip onlara hâkim olduktan sonra ötesine geçebilir ve gerçekten yazmaya başlayabilirsiniz.

Naipaul’ün kurallarının basitlik ve doğrudanlık bakımından daha ileri bir seviyeye taşınabileceğini düşünmüyorum. Yazmaya yeni başlayan biri bu kuralları her gün pratik etmeli. Elbette hiçbir kural, yazarın yalnızca yazarken öğrenebileceği, öğrenmesi gereken şeylerin yerini tutmaz. Ama ben yine de öğrencilerime birtakım kurallar öneririm. Mesela bu yılki yazarlık dersimin ilk gününde Ray Bradbury’nin kurallarının yazılı olduğu kâğıtları öğrencilere dağıttım. Zira Bradbury, bir yıl süreyle her hafta kısa bir öykü yazılması gerektiğine dair değerli bir tavsiyede bulunuyordu. Niçin mi? “Çünkü peş peşe elli iki kötü öykü yazamazsınız.”

Ben de öğrencilerim için kendi kural listemi oluşturdum. Listem hiçbir şekilde uzmanlığımı ortaya koyan bir karine değil, sadece onca yıllık yazarlık deneyimimin bir kanıtı.

  1. Her gün mutlaka yazın. Bu en bilinen klişelerden biri ama kendinize her gün yazmanız gerektiğini söylediğinizde yazmaya daha fazla zaman ayırdığınızı fark edeceksiniz. Yazarlık derslerinde kullandığım bir defterim var, arka sayfaya tarihleri yazıyorum ve o günkü çalışmam bittikten sonra yanına bir işaret koyuyorum. Öğrencilerime sık sık bu sayfayı gösteririm; hem onları motive etmek için hem de kendime öğrencilerimi hayal kırıklığına uğratamayacağımı hatırlatmak için.
  2. Mütevazi hedefleriniz olsun. Her gün yüz elli kelime yazmayı hedeflemek gibi. Bazı zamanlarda yazmak için yeterince vaktim olmuyor ama böylesine düşük bir hedef az zamanda yazmayı kolaylaştırıyor. Zaman açısından rahat olduğum günlerdeyse bu yalnızca bir başlangıç, genellikle daha fazlasını yazıyorum.
  3. Her gün aynı saatte yazmaya gayret edin. Geçtiğimiz günlerde Toni Morrison ile yapılan bir söyleşiyi okudum. Morrison şöyle demiş: “Öğrencilerime bilmeleri gereken en önemli şeylerden birinin günün hangi saatinde daha yaratıcı olduklarını keşfetmeleri olduğunu söylüyorum.” Benim için en ideal olansa her gün aynı saatte yazmak. Çocukları okula bıraktıktan sonra derslerim başlayana kadar geçen bir ya da iki saatlik boşluk. Kahvaltımı yapıyor, kahvemi alıp çalışma odasına geçiyorum. New Yorker’ın blog sayfası Page Turner’ın yazarlarından Roxana Robinson, kahvesini aldığı an yazmaya başladığını söylüyor – gazetelere göz gezdirmek, sosyal medyada haberlerle oyalanmak, arkadaşlarını aramak ya da tesisatçının gelip gelmeyeceğini öğrenmeye çalışmakla uğraşmak yok. “Telefon geldiği an yazma eylemim sona erer. Çükü her şeyin karmakarışık olduğu, basit bile olsa kimi kararlar ve konuşmalar gerektiren gündelik dünyaya girmek, o andan sonra yazamamak demek.” Robinson’un yazısını 2013 yılında okumuştum ve ne yazık ki, o zamandan beri neredeyse her gün bu yazıyı düşünüyorum.
  4. İnterneti kapayın. Web harika bir kaynaktır ve onu kullanmamız kaçınılmazdır ama aynı ölçüde dikkat dağıtır. Freedom app gibi uygulamalar kullanmak odaklanmanıza yardımcı olabilir.  Simgeye tıklıyor ve bilgisayarınızın hangi süreyle internet bağlantısını kesmesini istediğinizi belirtiyorsunuz. Benim tercihim altmış dakikadan yana. Hem bu sayede bilgisayar başında oturduğum süreyi de denetim altına alabiliyorum.
  5. Yürüyüş yapın. Hatta daha da iyisi koşmaya gidin. Düzenli egzersiz yapmazsanız düzenli yazamazsınız. Ya da en azından uzun süre yazamazsınız. Kendi adıma bu konuda hep ihmalkâr davrandım ve bedelini sırtımdaki ağrılarla ödedim. O yüzden bu konuda sürekli öğrencilerimi de teşvik eder hatta yazarlık sınıfımdan biriyle uzun süreli bir görüşme yapmam gerektiğinde ona kampüste yürüyüşe çıkmayı öneririm. 
  6. Kendinize ait bir kitap rafınız olsun. Bu rafı size rehberlik edecek kitaplara ayırın. Bunların ille de kurmaca olması gerekmez. Daha ziyade eleştirel yöntem ve üslup konusunda fikir veren kitaplar seçin. Bu konu üzerine düşünmenin bir diğer yolu da, kendinize etkileşim halinde olduğunuz akademisyenlerin, sanatçıların ya da yazarların kimler olduğunu sormaktır.
  7. Yazdıklarınız hibe başvurularını andırıyorsa onlardan kurtulun. Sizi bilmem ama ben hibelere başvururken hani neredeyse ölü denebilecek bir tarzla yazıyorum. Oysa bu standart başvuru dilinden kurtulmak gerek. Durgun bir dil, sürekli bir jargon kullanımı, güce hitap eden ve özgürlüğü kısıtlayan yazılar. Gerçi bendeki durumun sebebi son başvuru tarihine kadar beklemem ve yazıyı son anda yetiştirmeye çalışırken beyin hücrelerimin topluca intihar etmesi olabilir.
  8. Hayır demeyi öğrenin. Sizden yazı isteyen editör çok sevdiğiniz bir dostunuz olsa bile. Hâlihazırda üzerinde çalıştığınız konudan sizi uzaklaştıracaksa hayır yanıtını verin. Çocuklarımın yaşları küçük ve genelde hayırı bir yanıt olarak kabul etmiyorlar. Ama çevremizdeki insanlar makul bir açıklama yaptığınızda anlayış gösteren yetişkinlerden oluşuyor.
  9. Elinizdeki işi bitirmeden bir diğerine başlamayın. Aklınıza bambaşka fikirler gelebilir, bunları ayrıca bir deftere not edin ama öncelikle üzerinde çalıştığınız kitabı bitirmeye odaklanın. Bu kural benim en çok yararlandığım kurallardan biri. Henry Miller’ın yazmaya ilişkin tavsiyelerinde görmüş ve uygulamaya başlamıştım. Ama Miller’ın şu kuralına uymak çok daha zordu: “Gergin olmayın. Elinizdeki malzemenin üzerinde sakince ve umursamazca çalışın.”
  10. Dokuzuncu kuralı asla aklınızdan çıkarmayın. Aynı anda iki kitap birden yazmaya çalıştığınızda inanılmaz derecede az iş çıkardığınızı göreceksiniz. Yarım kalmış projeler genelde moral bozar. Sizden sürekli bir şeyler talep eden içsel editörünüzü bir süre devreden çıkarın ve ikinciye başlamadan evvel elinizdekini tamamlayın.

Şu an bu yazıyı okuyorsanız muhtemelen bir yazarsınız. Ve biri size mesleğinizi sorduğunda ya da önünüze doldurmanız gereken bir form geldiğinde yanıtınız bu şekilde olmalı. Annie Dillard şöyle diyor: “Hayatlarımızı, elbette günlerimizi nasıl geçiriyorsak öyle geçiririz.” Bu sözleri duyduğumda ürkmüştüm. Geçen onca zamanı düşündüm, yazmak isteyip de yazamadığım günleri. Yıllarımı boşa harcamıştım. Şimdi her gün mutlaka masanın başına oturuyor, yazıyor ve o gündelik mücadelenin sonunda kaderi tersine çevirmiş gibi hissediyorum. Böylece hayatımı yazarak geçireceğim varsayımı gözüme olabildiğince normal görünüyor.

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

İhap Hulusi Görey: Cumhuriyet'in Görse..Derya Önel
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Daniel Treisman

2 Temmuz 2025

Manipülasyonun Gücü

Günümüz diktatörleri biraz farklı çünkü onların yönetim biçiminin temelinde şiddet değil, manipülasyon var. Donald Trump genellikle sahip olduğu otoriter arzular sebebiyle eleştirilir, hatta otoriter eğilimlerin önünü açmakla suçlanır. Trump’ın liderlik tarzını ülke dışındaki emsa..

Devamı..

Ankara'da Hafta Sonu Kaçamağı: Nereye ..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024