Artık Yeni Dünya Savaşı ya da Üçüncü Dünya Savaşı’nda insanın karşısında kimin duracağı konuşulmuyor. Çünkü insan kendi ürettiği şeye çoktan teslim oldu. Tyler Durden’dan alıntılarsak, “sahip olduklarımız bize sahip oldu.” Her ne kadar Fromm kitabında ‘insacıllaştırılmış teknoloji’ tanımına yer verse de çok uzun bir süredir bunun tersi geçerli: ‘Teknolojileştirilmiş insan’
23 Mart 1900 yılında doğan Musevi kökenli Amerikalı antropolog, sosyal felsefeci, tarihçi ve psikanalist Erich Fromm, 1922’de Almanya Heildelberg’te felsefe doktorasını verip Berlin Psikanaliz Enstitüsü’nde çalışmaya başladı. 1930’lu yılların henüz başında Nazi hareketinin geleceğini öngörerek önce Cenevre’ye, ardından aldığı davet üzerine Amerika’ya göç etti. 1934 ile 1962 yılları arasında Columbia, Yale, New York gibi üniversitelerde çeşitli alanlarda dersler verdi. Mesleki eğitimi, kimliği, düşünürlüğünü içeren onlarca eseri yayınlandı. Bunlardan biri de Say Yayıncılık tarafından Şemsi Yeğin çevirisiyle Türkçeye kazandırılan ‘İnsancıllaşmış Bir Teknolojiye Doğru’ alt başlıklı Umut Devrimi. Kitap yirminci yüzyıla ve sonrasına şekil veren en önemli dönemlerden biri olan 1968 yılında Amerika’nın içinde bulunduğu dönemde yazılmış. Ancak Fromm, Umut Devrimi’nde ’68 denince ilk akla gelen sosyal hareketi değil şimdilerde bile eskimeye başlayan insan-teknoloji savaşını ele almış.
Erich Fromm kitaba, “bir yol ayrımında olduğumuzun” altını kalın kalın çizerek başlamış. “Yollardan biri,” diyor, “termonükleer savaşla yok edilmemişsek eğer- insanı, çaresiz bir dişlisi haline getiren tümüyle makineleşmiş bir topluma ulaşmakta, diğeriyse, insanlığın ve umudun yeniden doğmasına, tekniği insanın hizmetine sokan bir topluma açılmaktadır.” Umut Devrimi’ni “teknolojinin kötü insanların eline geçmesine karşı” bir çağrı olarak da kabul edebiliriz. Zira yazarın insan-makine savaşına karşı başlattığı ve altı başlıktan oluşan bölümlerin içinde aktardığı çıkarımlara akıldışılıkla, mantığın öteye ittirilmesiyle ve kinle değil aklın ve zihnin evliliğine bir de Fromm’un diğer eserlerinde de sıkça rastladığımız yaşam sevinciyle ulaşılabileceğine vurgu yapıyor. Konuyu desteklemek amacıyla birçok yazarın görüşüne de yer veren Fromm, yaklaşık kırk yıl geriden gelerek dünyanın ‘yeni savaşının’ arka planına bakıyor. Ayrıca konunun üzerinde kendi içinde barındırdığı tüm kimliklerden faydalanarak gezinen yazar sadece açıklamalarla değil somut çözüm önerileriyle de okura rehberlik etmeyi amaçlıyor.
“Silah icat oldu, mertlik bozuldu” sözü çoktan rüştünü ispat etti. Ve ‘silahın’ biçim değiştirmesiyle ‘bozuluşunu’ bambaşka bir duruma taşıyan ‘mertlik’ geri gelmeyecek. Üstelik artık Yeni Dünya Savaşı ya da Üçüncü Dünya Savaşı’nda insanın karşısında kimin duracağı konuşulmuyor. Çünkü insan kendi ürettiği şeye çoktan teslim oldu. Tyler Durden’dan alıntılarsak, “Sahip olduklarımız bize sahip oldu”. Her ne kadar Erich Fromm kitabında ‘insacıllaştırılmış teknoloji’ tanımına yer verse de çok uzun bir süredir bunun tersi geçerli: ‘Teknolojileştirilmiş insan’. Bunu Fromm’un kullandığı biçime geri döndürmek mümkün mü? Maalesef hayır. Fromm’un kitabında değindiği gibi bu yeni savaşta insan önce kendisiyle savaşmadı. İcat ettiğini daha da güçlenmek, hükmetmek ve yok etmek için kullandı. Bunu yaparken de aklını devre dışı bıraktı. Klişe tabirle, teknoloji, ‘kötü emellere sahip kişilerin’ eline geçti. Belki yeni nesil çaba gösterirse, onu esas kullanım amacı içine tekrar çekebilir. Ama at ve Üsküdar gerçeğinin de önümüzde durduğunu unutmamak gerek.






