2050 Yılına Kadar Yaşayacağımız 10 Büyük Zorluk!
28 Eylül 2018 Hayat İnsan Şehir Doğa Liste

2050 Yılına Kadar Yaşayacağımız 10 Büyük Zorluk!


Twitter'da Paylaş
1

Oynanmış genler, yaşça büyüyen nüfus, yükselen deniz seviyeleri ve daha birçok olumsuz gelişme yüzünden dünya hiç olmadığı kadar hızlı değişiyor. Peki bu gezegeni mesken edinmiş insanlık önümüzdeki 30 yılda başka nelerle karşılaşacak? Böyle uzun bir zaman diliminde yaşanacakları öngörmek elbette kolay değil. Tamamen tahmin edebilmekse neredeyse olanaksız. Fakat elimizdeki ipuçlarına dayanarak geleceğin olası 10 büyük sorunu listeledik.

1 Genetiğiyle Oynanmış İnsanlar

İnsanların DNA’sını düzenlemeye yönelik ortaya çıkan son teknolojik gelişmeler beraberinde birçok tartışmayı da getirdi. Bu teknolojiler temelde insan DNA’sını değiştirerek kanser gibi hastalıkları bitirmeyi amaçlıyor. Aslında kulağa çok hoş gelen bu gelişme niçin bu kadar büyük tartışmalar yaratıyor? Çünkü bu DNA değişimi sağlıkla ilgili konularla sınırlı kalmıyor ve etik tartışmalarına neden olan meselelere de değiniyor. Örneğin “tasarlanmış bebekler” projesiyle embriyonun zihinsel ve fiziksel özellikleri üzerinde oynanabileceği de söyleniyor.

2 Hiç Olmadığı Kadar Yaşlı Toplumlar

İnsan nüfusunun patlama noktasında olduğu gerçeği artık herkes tarafından kanıtlandı. Fakat bu nüfus meselesinin farklı bir boyutu daha var: İnsanlar artık daha uzun yaşıyor. Sağlık sektörünün gelişimi açısından harika bir sonuç gibi gözüken bu gerçek beraberinde, “Tüm bu yaşlı insanlarla kim ilgilenecek” sorusunu da getiriyor. Günümüzde 100 yaşını aşmış insanların sayısı 500 bin. 2100 yılı itibariyle bu sayı daha da artacak ve 26 milyona ulaşacak. İngiltere, Japonya gibi gelişmiş ülkelerde 65 yaş üstü insanlar toplumun çoğunluğunu oluşturacak. Önümüzdeki yıllarda yaşlı bakımı en önemli meselelerden biri olacak.

3 Kayıp Şehirler

İçinde bulunduğumuz yüzyılda şehirlerin ne kadar değiştiğini anlamak için sadece Miami’ye bakmak yeterli. İklim değişikliğinin de tetiklemesiyle yükselen deniz seviyeleri, selleri artık günlük hayatın bir parçası haline getirdi. Tüm bunlar inşaat sektörünü de etkiledi ve yeni binalar buna göre tasarlanmaya başladı. Yaşanan sel ve taşkınlar sonucu yeni binaların giriş katları normalden daha yüksek bir seviyeye inşa edilmeye başlandı. Sellerin sürekli hale gelmesi sonucu, deniz seviyesindeki bazı yerleşkelerde toprak kayıpları görülüyor. Ayrıca iklim değişikliği sonucu yaşanan göçler de bölgelerin ekonomisini etkiliyor. Yoğun göç alan bölgeler nüfus patlaması yaşıyor ve altyapı, hizmet ve ekonomik yetersizlikle uğraşıyor.

4 Sosyal Medyanın Evrimi

Sosyal medyanın iletişim olanaklarımızı artırdığı reddedilemez bir gerçek. Aradığımız bilgiye istediğimiz her yerde her zaman zahmetsiz bir şekilde ulaşabiliyoruz. Tabii sosyal medyanın gelişimi sonucu yaşanan her şey olumlu deneyimler değil. Aslında artık hepimiz sanal şiddetin mağduruyuz. Peki 30 yıl sonra durum nasıl olacak? Örneğin günümüzde gizlilik kavramı artık bir şey ifade etmiyor. Özel hayatın ihlali her gün karşılaştığımız bir sorun. Bu, 30 yıl sonra hayal bile edilemeyecek meselelere sebep olabilir. Bununla birlikte bilgi kirliliği de hepimizin şikayetçi olduğu bir konu. Aslında çıkarılan tüm yalan haberler dünyaya bakışımızı etkiliyor. İnternetin hızı sonucu olaylardan anında haberdar olmak başta hepimizi memnun etse de aslında ne kadar yalan habere maruz kaldığımızı anlamak da uzun sürmedi. Facebook’un hayatımızda 20 yıldan az bir süredir var olduğunu düşünün. Daha şimdiden böyle sorunlar yaşıyorsak 30 yıl sonra neler olabileceğini kim tahmin edebilir?

5 Yeni Jeopolitik Gerilimler

Jeopolitik dengelerin ne kadar kırılgan olduğunu bugüne dek yaşadığımız krizlerle anladık. Dünya bir şekilde dengeyi korumayı başarsa da yarın ne olacağını tahmin etmek zor. Örneğin bugünü düşünün: Kuzey Kore artık kontrol edilemez bir güce dönüşmek üzere, göçmen krizi günlük hayatımızın bir parçası haline geldi, seçim sonuçları internet korsanlarının eline geçti, milliyetçilik kavramı dünyayı tehdit ediyor. Geçtiğimiz yılda ve 2017’de günümüze kadar atılan manşetler siyasi gerilimlerin hiç bitmeyeceğinin habercisi. “Jeopolitik mayın tarlası”, “Örneği görülmemiş bir jeopolitik değişim” gibi manşetlerin altında Kuzey Kore, Suriyeli mülteciler, Brexit gibi meselelerin nasıl bir noktaya varacağının tahmin bile edilemeyeceğini okuyoruz. Peki 2050’de bu meseleler hakkında ne konuşuyor olacağız?

6 Güvenli Araç Kullanımı

Yüksek hızlı trenler, ucuzlayan uçak biletleri, deniz altı-üstü ulaşım… Tüm bu gelişmelere rağmen karayollarındaki otomobillerde bir azalma fark ettiniz mi? Yanıt elbette hayır. Tersine her gün daha çok araba görüyoruz. Bir yandan sürücüsüz araçlar artarken öbür yandan toplumsal sınıfı ne olursa olsun neredeyse herkese bir araç düşüyor. Çevresel ve altyapısal ihtiyaçlar insanlı ya da insansız taşıtlara yetmiyor. Yollardaki araba sayısı her gün biraz daha artıyor ve elbette bu da hava kirliliği, trafik şiddeti ve kazaları da beraberinde getiriyor. Bugün böyleyse 30 yıl sonra trafik güvenliği ne halde olur?

7 Azalan Kaynaklar

21. yüzyılda üretilen ortalama bir akıllı telefon 60’tan fazla malzeme içeriyor. Bu malzemelerin çoğu da elbette nadir metaller. Örneğin dünyadaki nadir metallerin yüzde 90’ı Çin’de bulunuyor. İstatistiklere göre önümüzdeki 20 yıl içinde bu ülkenin tüm madenleri tükenecek. Bu örnek sadece Çin özelinde değil elbette. Dünyadaki kaynakların tükenmesi 2050 yılını bulmayacak.

8 Öteki “Dünyalara” Yerleşme

Hayatımızda yeni bir kavram var: Uzay turizmi. Peki bu şirketler yaptıkları aktivitelerin güvenliğinden ne kadar emin? İnsanları yaşamaları için Mars’a ya da başka bir gezegene göndermek mümkün mü? Uzay turizmi şirket sahiplerine büyük paralar kazandırıyor ama bu turizm yaygınlaştığında he dünyadaki hem de gittiğimiz gezegenlerdeki durum nasıl olacak?

9 Yükselen Beyin Gücü

Hepimiz beynimizin kapasitesinden biraz daha fazla yararlanmak için bazı maddelere başvuruyoruz. Kimimiz kahveyle yetinirken kimimiz daha güçlü şeylere ihtiyaç duyuyor. Ya da akıllı telefonlar gibi başka aletlerin beyninden yardım alıyoruz. Onların harici hafızalarını kullanıyoruz. Peki bu gibi aletleri karşılayacak maddi güce sahip olmayanlar ne yapıyor? Akıllı telefonu olanla olmayan arasında bir eşitsizlik yaşanıyor mu? Zengin daha da zenginleşiyor mu? Tüm bu sorular bir yana, olayın bir de etik ve yasal boyutu var. Sınava girmeden önce kahve içmek normal ve yasal. Peki bunun yerine bir alet kullansak ya da akıllı bir hap yutsak? İnsanların ve aletlerin beyin gücü kapasitesi arttıkça bu gibi sorular kafamızı daha çok meşgul etmeye başlayacak.

10 Yapay Zekânın Hayatımızdaki Egemenliği

Gelecek bilimciler bazıları ilham verici bazıları ise endişelendirici olan birçok tahminde bulunuyor. Bunlardan biri, yapay zekânın bir gün insan zekâsından daha güçlü olacağını ve bireyselliğini iddia edeceği üzerine. Bu tahmin birçoğumuzun hayal gücünün çok üzerinde ama hepimiz yapay zekânın akıbeti konusunda az da olsa endişe duyuyoruz. Genlerle oynanması meselesinde olduğu gibi yapay zekâ teknolojisinin de etik ve toplumsal boyutları da var. Yapay zekânın insanlığın sonunu getireceği düşüncesi pek olası değil ama hayatımızı büyük oranda etkileyeceği bir gerçek. Son zamanlarda ürkütücü gelimeler de var. Bu etkinin ne kadar olumlu ne kadar olumsuz olacağını ise zaman gösterecek.

Çeviren: Deniz Saldıran

(BBC Future)


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Maruf Yıldız
hep olumsuzluklar mı yasanacak. Olumlu bir şekilde evrimleştirilemez mi tüm bu gelişmeler
4:08 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR