Kral Arthur Edebiyatı
8 Şubat 2020 Edebiyat İnsan

Kral Arthur Edebiyatı


Twitter'da Paylaş
0

Gerçekten yaşamış olup olmadığı kanıtlanamayan Kral Arthur yüzyıllardır Batı edebiyatını etkilemeye devam ediyor.

Kral Arthur’un macera dolu dünyası kaçırılan prensesler, lanetlenmiş aşk ve efsanevi savaşlardan oluşur. Yıllardır birçok sanat eserinin yaratım sürecini etkilemiş bir dünyadır bu. Wagner’ın operası Tristan ve Isolde Guinevere ve Lancelot arasındaki aşkı canlandırır. Tennyson “Shalott’un Leydisi” adlı şiirinde Kral Arthur’un şövalyelerinden birine tutulan Elaine of Astolat’ı ölümsüzleştirir. Yakın zamanda Disney ve Hollywood da Camelot’u konu alan filmler çektiler. Birçok kişi Disney’in Taşa Saplanan Kılıç’ı sayesinde Arthur efsanesi hakkında bilgi edindi. 2017’de Guy Ritchie gişe rekorları kıran Kral Arthur: Kılıç Efsanesi’nin yönetmenliğini yaptı. Birçok yazar, yönetmen ve sanatçının ilham kaynağı olan Kral Arthur gerçekte kimdi? Bu efsanevi masalların kökeni nereye dayanıyor ve niçin modern seyirciler ve okurlara bu kadar çekici geliyor?

Yıllardır tarihçilerin kafasını en çok meşgul eden sorulardan biri Kral Arthur’un kurgudan ibaret olup olmadığıdır. Kral Arthur’un gerçek bir kişi olduğuna dair çok az kanıt bulunuyor. Kesin olarak bilinen tek şey Arthur ya da Arturus adında bir liderin, beşinci ve altıncı yüzyıllarda istilacı kuvvetlere karşı ordusuyla savaş vermesidir. Dokuzuncu yüzyıldan kalma Historia Britonum’da Galli bir keşiş olan Nennius, işgalcilere karşı birçok savaşta savaşan Arthur isminde bir savaşçıdan bahseder. Diğer bazı eski kaynaklar da savaşlarda galip gelen Arthur’a değinir. Ancak bugün herkesin bildiği Kral Arthur figürüne en çok uyan tanım 1138’de Monmouthlu Geoffrey tarafından yazılan Historia Regum Britanniae’de yer alır. Kral Arthur hakkında daha sonra yazılan eserlerin çoğu bu kitabı baz alır. Geoffrey, Arthur’u İngiltere’nin kralı olarak tanımlayan ilk yazardır. Yine de Geoffrey’in eseri, Arthur’un gerçek olup olmadığına dair soruları yanıtlamıyor.

Arthur’un krallığına dair hikâyeler yalnızca el yazması metinleri edinmeyi başaran soylular arasında popüler değildi, aynı zamanda sözlü hikâye gelenekleri sayesinde toplumun fakir kesimi arasında rağbet gördü. Tarihi kaynaklarda Arthur’un dünyası şiddet dolu savaşlarla çevrilidir, daha çok krallığın izlediği stratejik yollar ve ulusların yaratılışıyla ilgilidir. Tudor Hanedanı gibi önemli isimler İngiltere’yi güçlü göstermek için Kral Arthur figüründen yararlandı. Ne var ki Kral Arthur’un dünyası, Fransız romans türünün, daha doğrusu şair Chretien de Troyes (1130-1190) etkisi nedeniyle doğaüstü varlıkları, turnuvaları ve şövalyeleri ile tanınıyor. Ondan sonraki yazarlar Hıristiyanlığa yönelik sembolizm kullanmayı azalttı ve Arthur’dansa yuvarlak masanın şövalyeleri ön plana çıkmaya başladı.

Kral Arthur ve şövalyeleri on altıncı yüzyılda edebiyatta popülerliklerini yavaş yavaş kaybetmeye başladı, ancak on dokuzuncu yüzyılda “Arthur Rönesansı’nın babası” olarak bilinen Tennyson gibi isimler tarafından diriltildi. Yirminci yüzyılda ise T.S. Eliot, Hemingway, Fitzgerald, D. H. Lawrence ve James Joyce gibi isimler eserlerini yaratırken bu efsanelerden yararlanmaya başladı. Thomas Berger’in romanı Arthur Rex ve Mary Steward’ın Merlin üçlemesi Kral Arthur’un ününün günümüze taşınmasına neden oldu. Yasalara uyup zayıfları savunmak ve arkadaşlarına sadık olmak Kral Arthur ve şövalyelerini tanımlayan özelliklerdir. Onların önem verip yerine getirmeye çalıştıkları değerler ve sorumluluklar Kral Arthur efsanesinin niçin yüzyıllar boyunca birçok kişinin kalbinde yer ettiği sorusunun yanıtıdır. İnsanlar bu efsaneye en az Geoffrey’in eserini ilk yayımladığı zamanki kadar ilgi duyuyor ve hangi çağa ait olursa olsun, kahramanlarını aramaya devam ediyor.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR