Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

19 Eylül 2018

Öykü

Alıcı Ayarı Bozuk Düşlerim!

Adnan Gerger

Paylaş

2

0


“Kaç zamandır bilmiyorum” dedi, birinci Ben. Yırtılmış göğüs kafesinden çıkan bisturi keskinliğindeki bir ses ortalığa saçıldı. “Yüreğim diyorum. Yüreğim körük gibi şişip şişip iniyor ya, heyecandan değil. Sıkıntıdan.”

İkinci Ben, “Ne sıkıntın olabilir,” diye homurdandı.

Üçüncü Ben, yanıt vereceğine kaşlarını çattı.

Dördüncü Ben, birinci Ben’in dediğini duymamış gibi yaptı. “Sıkıntıymış, peh… Ben sizden sıkıldım,” dedi. Diğer üç Ben’in suratlarına suskunlukları tokat gibi indi. “Sizinle aynı hayatı paylaşmaktan sıkıldım. Bir poker masasında günlerce oyun oynuyormuşum gibi. Korkaklığınızdan blöf bile yapmak heyecan yaratmıyor. Haydi, bir an önce restleşelim.”

Birinci Ben, sol kolundan kör bir jiletle kesip kendini kurtaran ve kanlar içinde damar ve kaslar sarkan sol elinin cam koridorlardan hoplaya zıplaya uzaklaşmasına aldırış etmeden konuştu:

“O kadını tanıdığım günden bu yana ne yaptığımı bilmiyorum. Bu aşkı yeterince hissedemiyor. Beynim alıcı ayarı bozuk bir televizyon ekranı gibi bazen pırıltılı, bazen kayıp gidiyor. Ruhum ne olacaksa olsun.”

Uzaklardan bir yerden, bir sirenin sesi gibi bir alçalıp bir yükselen ses duyuldu. Ucuz bir dairenin banyosundan bozuk ve yalama olmuş ucuz bir musluktan damlayan suyun sesi sanılabilirdi ama değildi. Bir kadının bağırışlarıyla çocukların sesleri duyuluyordu. Çocukların henüz hangi ses teline oturacağını bilemeyen sözcükler net anlaşılıyordu. “Vurma Baba, yeter! Öldüreceksin annemi. Yalvarırım baba…”

Dördü aynı anda, aynı cümlelerden oluşan bir yanıtı, bir tiyatronun sahnesinde usta oyuncuların oynadığı bir oyundan yürüttükleri replikler gibi sundular. Herhangi bir kutsal kitapta yer alıp da şu ana kadar işe yaramayan ve anlaşılamayan sözlerle birbirine seslendiler. Birinci Ben, bu sözlerden sonra her an tepelerinde asılı olduğu sandığı kocaman bir cam kırığı sarkıtının o an düşecekmiş gibi gözünü korkuyla yukarıya çevirdi. Yine bir şey olmamıştı. Oysa cam kırıkları dünya denen bu yerkürenin içinde diğer insanlar tarafından yuvarlar gibi harekete geçiriliyor ve binlercesi binlerce insanın vicdan deliklerini tıkıyordu. Birinci Ben, hâlâ aşk diyor. Aşk ne, bu ülkede?

Birinci Ben kendini çok kötü hissetti. Hissetti çünkü bir insanın kendi kendisine yaptığı en büyük haksızlığı gördü. Bu ülkede doğdu, bir kere. Elinin altındaki mutluluğu tepecek kadar. Ve yine insanlar nasıl olur da böyle bir acı karşısında eli kolu bağlıydı? Çaresizdi, çaresiz kalışına şaşırdı.

Sonra bu kez konuşmaları yine bu kez keskin bir jiletin bir gazete kâğıdını parçalamasının ortasına düştü. Tek tek…  Sızım sızım ayrışıyorlardı. Konuşmaları ayrıştıklarında her söz bir mahalle parkın ortasındaki küçük havuzun fıskiyesinden fışkıran incecik bir dal su gibi yürekli varlıklar oluyorlardı.

İkinci Ben’in düşü o sıra bir tapınakta giderek bir inançsızlığa dönüşüyordu. Dibine kadar imansız… Düş, gerçeğin ta kendisi. Hayata ait sorulara bulduğu yanıtsızlıktı, diğer adı…

Üçüncü Ben, kendini hep suçladı. Haşere tarlasında nesli tükenmeyen böcekti. Çaresiz kaldı. “Ben ne yaptım?” diye sordu. Sordu çünkü ansızın avuçlarının içinde bulduğu “beni unut” sözünün ardındaki suçlamayı kavrayamadı, bir anlam veremedi, birinci beni incitmekten korktuğunu sadece gökyüzüyle paylaştı. Ha... aklına gelmedi değil,  böyle uzaktan uzağa sevmelerin platonik ve romantik takıntılarının zamanın geçtiği… Hele insanlar bu kadar acı çekerken.

Bu acıyı hisseden ve kendini belki en çok kötü hisseden dördüncü Ben oldu. Dördüncü Ben artık bir karar verilmesi gerektiğine karar verdi. Bu kararı birinci Ben için vermedi. Klozetin kapağını yeni açmıştı. Bu ülkedeki insanların giderek küçücük yuvarlak plastik toplara dönüştüğünü, insanlık tarihine ihanet içinde olduğunu, pislik içinde açlıkla yönetilmeyi hoş gördüğünü anladığından emin olduğu için verdi. Bağırdı. Kime bağırdığını bilmeden bağırdı:

“Artık iradeyi ve mantığı, gelgitleri, çelişkileri bir kenara bırakın. Anadan doğma, yalın, düşüncesizce, hesapsız-kitapsız yaşamanın gerektiğini söylüyorum. Dinlere ve dünyayı eskiten zamana karşı tek çare insanların birbirilerini çılgınca yaşamasının gerektiğini söylüyorum. Korkutmak ve baskı altına almak için uydurduğu ne kadar değer yargısı varsa, insanların bunların tümünü yıkarak çiğneyerek yaşamasının gerektiğini söylüyorum.”

Açıklanan karar sonrası birinci Ben, gitti, bir karanlık gibi gitti, karanlığın kapısını çaldı. İçeri girdi. Karanlığın içinde kaybolurken ayağının altındaki yer, 7,9 şiddetinde sallandı. Yavaşça ameliyat masasına karanlık bir gölgeyle akarak uzandı. “Evet, hazırım,” dedi.

Ameliyat masasının etrafındaki olanlar, bir iki dakika içinde bir kasabın bir kuzunun etlerini kemiğinden ayırır gibi, düşlerini beyninin içinden sıyırıp aldılar. Ameliyattan sonra son kullanma tarihi geçmesine rağmen imalat tarihi yeniymiş gibi her daim sahtekârlık yapan hükümet korosu son derece nazik biçimde, “Haydi, geçmiş olsun. Gözün aydın. Beynin alıcı ayarı bozuk bir televizyon ekranı gibi bazen pırıltılı olmayacak, bazen kayıp gitmeyecek. Çünkü buna sebep olan düşlerin tamamen alındı. Ruhuna dokunmadık, istediğini yapabilirsin,” diye bir açıklama yapmaktan da geri kalmadı. Ruhsuzlaşmıştı.

Birinci Ben’in duyduğu ise, kalbinin atışının sesiydi. Gitti, karanlığın kapısını bir kez çaldı. Dışarı çıkmak istedi. Çıktı. Otuz katlı bir apartmanın çatısından aşağı düşer gibi çıktı. Gözleri karardı. Önce birinci Ben öldü. Ardından ikinci, onun ardından üçüncü, onun ardından da dördünce Ben sırayla öldü, birinci Ben ölünce.

Gözlerini açtı. Terden sırılsıklam olan başını yana çevirdi. Daha bir saat öncesinde delice sevişmenin yorgunluğunun acısını çıkarırcasına kendinden geçmiş uyuyordu. Yanaştı, sevgilisinin çırılçıplak bedenine sığındı, ölmeye..

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Aristo’nun Dostluk Erdemine Bir BakışHekîm Bayındır
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Tuba Karamuklu

31 Ağustos 2025

Annelik, Bağ ve Yüzleşme Üzerine Bir R..

Her Şey Bir Kırmızı Paltoyla Başlıyor...İnsan bazen bir hikâyeyi olay örgüsünde değil, kelimelerin titreşiminde, satır aralarındaki boşluklarda, sessizlikte hisseder. Kırmızı Paltolular, işte tam da böyle bir roman. Luigi Ballerini, ON8 K..

Devamı..

Rusya Svalbard'a Dönüyor

Elisabeth Braw

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024