Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Nisan 2024

Kültür Sanat

Aristo’nun Dostluk Erdemine Bir Bakış

Hekîm Bayındır

Paylaş

0

0


Hakiki dostluk için hakiki insan gerek. Hakikiliğin ve hakikatin türlü çıkarlar için pazarlandığı şu dünyada dost olmak kadar dost bulmak da zorlaşmış durumda.

Düşünme yetisi yönüyle diğer canlılardan ayrılan insanın zaman mefhumunu ürettiğini görürüz. Sahip olduğu bu yetiyle o, farkında olma özelliğini de yakalamış olur. Bu aşamayı yaşayan insan, içsel ve dışsal keşiflerde ister istemez kayda değer bir yol alır. İşte bu noktada o, kendi türünün sancılı inceliklerini keşfederek onları önce tanımlamaya sonra da bir disipline kavuşturmaya çalışır. Tarihte bu eğilimi taşıyan kişiler ya bir düşünce geleneğinden beslenir ya da verili geleneğe alternatif bir başka yolu benimsemiş kişilerdir. İşte Aristo da bu kompozisyonda günümüz yazınsal yaratımın özellikle felsefe alanındaki önemli öncülerinden olmuştur. Evet, Platon da yazılı eser bırakır; ancak o, daha çok Sokrates’e has ve onun üzerinden sözlü kültürün kodlarının gölgesinde bir aktarıcı olur.

Aristo’nun yaşadığı dönemdeki şehir devlet(ler)inin toplumsal sancılarını ‘siyaset üzerinde bir etik araştırması’ olarak nitelediği çalışmasıyla test edip ona yönelik erdemler üzerinden etik konusuna yoğunlaşarak çözümler üretmeye çalıştığını görürüz.

Burada Aristo’nun Nikomakhos’a Etik adlı eserinin sekizinci kitabında ele aldığı dostluk konusunu açmaya ve mümkünse kısaca da olsa değerlendirmeye çalışacağım.

Aristo’ya göre dostluk, gerek kişilerin gerekse de toplum ve devletlerin sağlıklı iletişimi ve bunun yanında hayatlarını idame etmeleri için önemli bir güç kaynağıdır. Ona göre hayat, dostlukla bütünsel varlığını sürdürür.          

Bahsi geçen eserinde Aristo, dostluğa statik ve kesin bir tanım getirmemekle beraber ona ilişkin şöyle der: … o ya bir erdem ya da erdemle birlikte giden bir şey.1

Anlaşılan o ki dostluk, tarife gelemeyecek kadar zengin bir davranış, tıpkı doğa ve onun besleyen halleri gibi. Dostluk gibi davranışların özü, insan doğallığının mayalanarak sağlamlık özelliğini kazandığını görüyoruz. Engin ve zengin bir şey dostluk, tıpkı ruh gibi dinamik ve sınırsızlığı arzu eden olsa gerek. Öyle ki, zapt edilmeye gelemeyecek kadar derin ve kuşatıcı; bir o kadar da ince ve duygu ferahlatıcı…

Aristo’nun dostlukla ilgili yaklaşımına açıklık getirmek için “Erdem nedir?” sorusunun cevabına ihtiyacımız var. TDK’da erdem şöyle tarif edilir: Erdem ismi, düşüncelerin ve davranışların iyilik üzerine kurulması, alçak gönüllülük, doğruluk ve yiğitlik anlamlarına gelir.

O halde dostluğun tarifine, iyilik üzerine kurulan düşünce ve onda somutlaşan davranışların seyri diyerek biraz daha yaklaşmış oluruz. 

Bu yönüyle iyiliği kendine bir yol olarak seçen erdemli bir eylem olarak görülebilir dostluk burada. O, tıpkı özgürlük gibi sürekli yolda olma hali olsa gerek ki, böylesi bir eylem, sonuca odaklanmak yerine yolda olmanın açıcı, geliştirici, olgunlaştırıcı, hafifletici ve sağaltıcı özelliğiyle de kendini gösterir. Bu erdemli eylemi içselleştiren herkes biraz da olsa ışıyarak besleyen duygu gezginidir denilebilir. Çünkü doğası gereği hakiki dostluklar, aynı zamanda kendini inşa eden ve gönül yüceliğinde derinleşerek kanatlanan kişiliklerin yaşamda var ettikleri ender bir eylemsellik halidir   

Bir durumu ya da kavramı en iyi açıklayan yaklaşım veya yöntem o durum ya da kavramın zıddı olan durum veya kavramı ortaya çıkarıp isimlendirmekten geçer diye düşünüyorum. Dostluğun zıddı düşmanlık olduğuna göre dostluk, düşmanlık olmadığı gibi onunla ilgili hiçbir duyguyu da barındırmamalı ve barındırmaz.

Aristo’nun “Dostlar olduktan sonra adalete bile gerek yok, ama adil olanlar dostluğa gereksinim duyarlar”2 sözü bize dostluğun kendi içinde bir adalet duygusu taşıdığını, bu duygunun uygun zaman ve zeminde dışavurumuyla eyleme dönüşüp bir gövde kazanabileceğini hatırlatır. Dostluğa gereksinim duymaya gelince… Görülüyor ki kendi içlerinde zengin bir adalet duygusu taşıyan kişiler, bu erdemli duygunun sağladığı imkanı ve güzelliği başkasıyla dostluk üzerinde yaşamak isterler. Anlaşılan o ki dostluk ve dostların dünyası, adalet güneşinin meydana getirdiği mevsimlere ve onun döngülerine bağlı ve borçlu. Bahse konu olan dostluğun mevsim ve döngülerini yaşayanlar, onun baharına da olası içsel kışlarında rastlama imkanı bulmamaları için hiçbir neden yoktur. 

Adalet duygusunun dostluk için bir maya olduğu kadar bir rahim görevini de gördüğünü hatırlatmakta fayda var. Hukukun varlığı ve pratiğinin tartışmalı olduğu günümüz dünyasında adalet de dostluk duygusu gibi lüks olarak algılanıp görülebilir. Oysa insan bu kadar da düşmemeliydi. Bencilliğinin hapishanesindeki kibir tanrısına kurban olan ruhunu ıskaladıkça yabancılaşan modern insan, kendine özellikle de dostluk dünyasına da yabancılaştı. Adalet duygusunu kaybetmiş bir varoluş dünyasındaki bu insan standardı, sadece kendi tahribatına hizmet eden ve bunu derinleştiren bir serüven içine girmiş oldu. Maalesef dünyanın gidişatı şimdilik bundan pek farklı değil. Peki neden? İşte bu sorunun cevabı, dostluk yanında günümüz insanını da daha yakından tanımamıza kayda değer bir sebep teşkil edecektir.

Sayısı giderek çoğalan ve çoğaldıkça da kendi iç dengesi yanında canlılar arası dengeyi de bozan insan evladı gün geçtikçe duygu erozyonu yanında duygu kuraklaşması ve beraberinde ruhsal çölleşmeyi de yaşamakta. Çok ilginç ki bütün bunlar bir anda gelişmediği gibi bu durumun beraberinde insanlık, derin bir ruhsal krizin beraberinde derin bir yoksullaşma da yaşadı. Karanlık çağlardan günümüze süregelen kırımlar, kıyımlar ve savaşlar bu krize birer sebep ve örnektir. Böylesi bir yaşam evreninde dostluk, gökte aranan bir şeye dönüşür ki yaşadığımız hayat gerçekliği de buna tanıktır. Oysa her duygu ve düşünce gibi dostluk da (ki varsa) içimizden başka bir yerde değildir.

Aristo dostluğu birkaç türe ayırırken gerçek ve kalıcı dostluk için, “Ne ki, dostluğun daha çok türü olsa da, ilk ve asıl anlamdaki, iyi oldukları için iyi olan kişilerin dostluğudur.” der.3 Diğer dostluklarda ise sebep ortadan kalktıktan sonra “dostluk” da biter. Elbette diğer dostlukları dostluk gibi diğer ifadeyle dostluğa benzeyen ancak esasında hakiki dostluk özelliğini taşımayan dostluklar olarak nitelendirebiliriz. Bu, şu anlama gelir biraz da. Hakiki dostluk için hakiki insan gerek. Hakikiliğin ve hakikatin türlü çıkarlar için pazarlandığı şu dünyada dost olmak kadar dost bulmak da zorlaşmış durumda.

Hakiki, diğer ifadeyle gerçek ve kalıcı dostluklara gelince… Bu tür dostlukları yaşayanlar, kendinden iyi olan insanların dostluğudur ki, bu türden insanların dostluğu başka kişilerin araya girmesiyle bozulmaya gelmeyecek kadar sağlam olur. Elbette bu sağlamlık, güçlü bir karakterden beslendiği için varlığını sürdürür. Bu gibi dostluklar kendinden beslenen dostluklar olduğu için kartezyenik dostluklar olarak da anılabilir; kendinden iyiliğin onun karakteristik iklimi olduğunu unutmadan.

Kötünün iyi adına kötülüğün de iyilik adına taçlandırılıp ödüllendirildiği bir dünyada kendinden iyi insan olmak, diğer ifadeyle dostluk potansiyelini taşıyıp dost olmaya aday olmak riskli olsa gerek. Tabii ki riskin dezavantajlar yanında avantajları da barındırdığını unutmamak gerek. Burada önemli olan verili ve olası riskleri doğru yönetmektir. Algı yönetimiyle idare edilen ve yönetilen bir yaşam dünyasında yönetilmeye ve yöneltilmeye diğer ifadeyle müdahaleye gelmeyen bir özelliğe sahip olan hakiki dostluklar elbette filizlenip yaşamak için çetin şartlarla karşılaşacaktır. Verili dünya yasalarının üç aşağı beş yukarı giderek izole edilmiş bir yaşamı bize sunup dayattıklarını görürüz. Yasa koyucu ve uygulayıcıları, kötülük gibi iyiliğin de bulaşıcılığından korktukları için bu yönteme başvurmuş olsalar gerek. 

Yaşamı zenginleştirip genişleterek anlamlandıran hakiki dostluk, kurumsallaşmaya, diğer ifadeyle kesin çizgilerle çizilmiş gelenekselleşen statik kurallar bütününe gelmez. Her çağ ve dönem, ruhları gereği şartlarını doğurur ve oluşturur. Bu duruma yaşamın iç, diğer ifadeyle içsel yasası da denilebilir ki, bu yasayı görmeksizin dışarıdan dayatılıp konulan her yasa sadece biraz daha gölge halini alır ki, yaşadığımız şu dijital çağda dost edinme özgürlüğü dahil özgürlüklerin bu denli içi boşaltılarak kısırlaştırılması da bu gölge halinin oburluğunu gösterir.

Öyleyse gerçek dostluğun mayası olan kendinden iyi, varoluşunu nasıl devam ettirecek? Elbette ki kişinin içsel zenginliğini yitirmemekle birlikte, sanatla. Doğanın ve doğallığın derinliğinden ve sadeliğinden beslenen bir sanatla bu varoluş, kendine yaşam arenasına sızacak bir çatlak bulacaktır diye düşünüyorum. Yeter ki doğanın şarkısı olan hakikatin sesine kulak kabartma edimi unutulmasın, ta ki bu ses onu var eden gerçekliğin bedeninde yankılana dek.

Özetle dostluğu, özellikle kalıcı dostluğu, yaşam evrenimizi ayakta tutan erdemli bir özün sütunu olarak görebiliriz ki, bu erdem sütununa sahip birey, toplum ve devletler sağlıklarını-hayati özelliklerini- bütünleştirici bir mayayla zenginleştirip devam ettirmeye aday olurlar. 

KAYNAKÇA

Aristoteles. Nikomakhos’a Etik. çev. Saffet Babür. Ankara: Bilgesu Yayınları, 2020. (s.155)

Aristoteles. Nikomakhos’a Etik. çev. Saffet Babür. Ankara: Bilgesu Yayınları, 2020. (s.160)

1 Aristoteles, Nikomakhos’a Etik adlı eseri

2 Aristoteles’in adı geçen eseri

3 Aristoteles, Nikomakhos’a Etik adlı eseri

 
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Roman adları nerelerden alındı?Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nedim Dertli

3 Haziran 2025

Sebastião Salgado: Görsel Antropolojid..

Salgado, kamerasını bir sahne, bir anlatı zemini ve sözcüklere ihtiyaç duymadan etik bir çağrı mekânı olarak kullanır. Belki de bu yüzden onun anadili “fotoğraf”tır.Brezilya’nın Minas Gerais bölgesinde –8 Şubat 1944, Aimorés– seki..

Devamı..

Mişima Efsanesi

Erhan Sunar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024