Şiiri neden severiz? Şüphe yok ki, buna her bir bireyin verecek ayrı bir cevabı vardır, ama muhtemelen şiiri sevmemizdeki en temel neden, en basit ifadeyle, şiirde kendimizden bir şeyleri bulmamızla ilgili. Belki de o an hissettiğimiz ya da bildiğimiz, ama dile getiremediğimiz sevgiyi, coşkuyu, umudu, güzelliği; bazen de kendisinde hüznü bulduğumuz için severiz şiiri. Bir bakıma şiiri, hissi ve düşünsel noktada bize tercümanlık ettiği için severiz. Lalistan'da hemen her duygu ve ruh hâline dokunan bir şeyler bulmak mümkün. Bu, bazen bütün bir şiirde, bazen bir paragrafta, bazen bir cümlede, bazen de tek bir kelimede karşımıza çıkıyor. Bu yüzden çevirdiğimiz herhangi bir sayfada bir anda kendimizden bir şeye rastlayabiliyoruz. Ve ben bu yüzden Lalistan’ı okumaktan keyif aldım.
Lalistan şiir kitabının kapağında yazar olarak Metin Aydın yazıyor. Her ne kadar yazıldığı haliyle/dilde (Türkçe) Metin Aydın'a ait olsa da, ben artık Lalistan'ın ikinci bir yaratıcısı olduğuna inanıyorum. Gerçek şu ki; en iyi çevrilen her eserde artık o çeviriyi yapan ustanın da bir hak sahibi (maddi ya da manevi ölücüsünü / boyutunu tartışmamakla birlikte) olduğuna inanıyorum. Bir eseri, ruhuna nüfuz ederek çevirmeyi başaran bir usta, eserin çevrildiği dilde hakkıyla okunabilmesi için en az yazar kadar önem taşır. Örnek vermek gerekirse, Sefiller'in beni kendine âşık etmesinde ve yıllarca zihnimde yer edinmesinde şüphesiz Victor Hugo kadar Cenap Karakaya gibi bir ustanın da payı vardır.
Bu noktada Mustafa Aydoğan ismi karşımıza çıkıyor. Üstad Aydoğan’ın her iki dildeki (Türkçe ve Kürtçe) yetkinliğini konuşmaya gerek bile duymuyorum. Sayın Aydoğan müthiş biz özveriyle Lalistan’ı Kürtçe yazılmışçasına güzel bir formda sunmuş bize. Üstadın bu başarısında elbette Kürtçe’ye geleneksel ve akademik olarak hakim olması büyük bir paya sahiptir, ancak ben Lalistan’ın Kürtçe’de bu denli doğal ve akıcı bir boyutta hayat bulmasını başka bir nedene de bağlıyorum. O da çevirmenle yazar arasındaki uzun yıllara dayanan dostlukttur; sayın Aydoğan’ın bu nedenle kitabın yazarı yani Metin Aydın’ı çok yakından tanımasıdır. Çünkü biz, tanımadığımız birine kıyasla tanıdığımız birinin duygu ve düşünce dünyasını daha iyi anlarız, neyi nasıl hissederek ifade ettiğini daha iyi biliriz. Böylece karşımıza “Lalistan” tadında eserler çıkar.
Zimanê şilopilo ku digihêjê dilê yarê.
Ma xwîn nahê êdî jî çavên te?
“Bêdengî”






