Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

13 Ağustos 2024

Söyleşi

Polat Özlüoğlu: “Acı paylaşıldıkça, başkaları dokundukça daha çabuk iyileşir, çözülür, dağılır…”

Ayşegül Şahin

Paylaş

0

0


Bu coğrafyada yaşanan kötülüklere bir çığlık: Günlerden Kırmızı

Haldun Taner Öykü Ödülü sahibi Polat Özlüoğlu’nun 2015’te çıkan ilk kitabı Günlerden Kırmızı, İthaki Yayınları tarafından yeniden yayımlandı. Maraş ve Dersim katliamları, Soma faciası, Gezi olayları, faili meçhul siyasi cinayetler, sağ-sol çatışmaları gibi toplumsal olayların kırılma noktalarına dair 12 sarsıcı öyküyü bir araya getiren eseri yazarıyla konuştuk.

Ayşegül Şahin: 2015 tarihli ilk kitabınız Günlerden Kırmızı, İthaki Yayınları tarafından tekrar okura sunuldu. Bunun nedeni önceki baskının piyasada bulunmaması mı, yeni yayınevinizin öykü yolculuğunuzun en başına dönerek kaleminizi okurla yeniden tanıştırmak istemesi mi? Yeniden basım süreci nasıl gelişti?

Polat Özlüoğlu: Beşinci kitapla birlikte okurlar yoğun bir şekilde Günlerden Kırmızı’yı sormaya başladılar. Baskısı bulunmadığı için İthaki Yayınları yeniden okurla buluşturmaya karar verdi. Yaklaşık dokuz yıl önce çıkan öyküler bir yazarın derdini, meselesini, nerelerden yola çıktığını ve nereye varmak istediğinin ipuçlarını fazlasıyla veriyor. Sanırım okurlar bu kitapla farklı bir patikaya sapacaklar. Yazarın derdini, meselesini hatta kalbinin sesini duyacaklar bu kitapla.

polat özlüoğlu ithaki günlerden kırmızı

AŞ: Günlerden Kırmızı’nın ardından gelen kitaplarla öykü evreniniz giderek genişledi, ödüllerle zenginleşti. İlk kitabınızın gölgede kaldığını, çıktığı dönem hak ettiği ilgiyi görmediğini düşünüyor musunuz?

PÖ: Hiç öyle bir düşüncem olmadı. Bir yerden başlamam gerekiyordu ve NotaBene Yayınları bu yolculukta bana epey destek oldu. O kitapla kemik okur kitleme kavuştuğumu düşünüyorum. Öyküler bu coğrafyada meydana gelen önemli, acı yüklü, ölüme yazgılı bazı olayların içinde savrulan karakterlerin duygu durumuna odaklanıyor. Ülke tarihindeki zorbalık, zalimlik, kötülüğün izini gözünü sakınmadan sürüyor. Kahramanlar hayata yenik başlamış olsa da kötülüklere, yoksunluğa, haksızlığa, adaletsizliğe, yoksulluğa, iktidardaki güç odaklarına direniyorlar. Bir anlamda benim için bu öyküler vicdan borcumu hafifletmek için yazdığım metinlerdi. Ben öykülerle direnmeye çalıştım hayata ve merhametsizliğe. 

AŞ: Kitabın bu yeni basımında, kapak görseli dışında bir değişiklik oldu mu?

PÖ: Sadece o zamandan aklımda kalan ve ekleyemediğim iki adet epigraf vardı. Bu basımda kitaba dahil oldular. Ahmet Erhan’dan “Bugün de Ölmedim Anne” ve Ahmet Telli’den “Su Çürüdü”.

Vicdanımı sızlatan olaylara dair öyküler yazmak istedim.

AŞ: Maraş ve Dersim katliamları, Soma faciası, Gezi olayları, faili meçhul siyasi cinayetler, sağ-sol çatışmaları... Toplumsal olayların kırılma noktalarına dair öyküler var kitabınızda. Sizi bu olayları yazmaya yönelten kırılma noktası neydi?

günlerden kırmızı polat özlüoğlu ithakiPÖ: Aslında her daim kalemim bu kırılma noktalarına kayıyordu ama Gezi sürecinden sonra bu öyküler bir avazda yazılmaya başlandı. Yaşadığımız o yoğun ve coşkulu günlere ait heyecanı sürdürmek için yola çıktım. Bu coğrafyada yaşanan kasıtlı ve daimi kötülüklere, zorbalıklara, haksızlıklara dair bir tepki vermek ve çığlık atmak ihtiyacından kaynaklandı. Tarihin tozlu sayfalarında kalmasın, gazetelerde kaybolmasın, sosyal medyada birkaç yüz beğeniden sonra unutulmasın, hafızalarda yer etsin, her daim okunsun diye edebi birer metin halinde okurlara emanet edildi öyküler. Tanıklık, şahitlik, toplumcu gerçekçi, zor zamanların öyküleri denebilir ama ben vicdani ve hatta insani öyküler diyorum. Dert edindiğim, mesele ettiğim, kafamı kurcalayan, vicdanımı sızlatan, bu ülkenin hesaplaşamadığı, yüzleşemediği, sakladığı olaylara dair öyküler yazmak istedim. Acıyı dillendirmek.

AŞ: Kitaptaki “Varla Yok” adlı öykü, Cumartesi Anneleri’ne odaklanıyor. Bu, diğer kitaplarınızda da ele aldığınız bir mesele. Bu konudaki hassasiyetinizle ilgili neler söylemek istersiniz?

PÖ: Sadece bu coğrafyanın değil, dünyanın pek çok yerinde yüzleşilemeyen benzer hikâyeler var. Yıllar boyunca bedenlerine, cesetlerine değil, kemiklerine bile ulaşılamayan evlatlar var. Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi 1011’inci haftasında. Aklım, kalbim almıyor. Her öykü kitabımda bu kayıplara, faili meçhullere, gözaltında kaybolan canlara dair metinler yer alıyor. Unutmamak, unutturmamak için kitaplarda hikâyeleştirmek önemli geliyor bana. Edebiyata sığınarak yazıyorum. Adalet sağlanmadığı, failler yargılanmadığı, bütün deliller aydınlatılmadığı sürece bu mücadele devam edecek. Tarihin tozlu sayfalarında kalmayacak. Unutma çağında bu olaylar kayıt altına alınacak her daim. 

AŞ: Ölüm, yas, adaletsizlik, eşitsizlik, eril tahakküm, zorbalık, yalnızlık, yıkım gibi olumsuz temalara yoğunlaşıyorsunuz öykülerinizde. Okuru rahatsız ve huzursuz eden, sarsıcı öyküler bunlar. Yazım süreci de hırpalayıcı bir yolculuk mu oluyor sizin için?

PÖ: Yazarken yoğun duygular içinde kalıyorum, olayları hatırlamak, araştırmak, yeniden yeniden okumak, gerçek olayları kurmacanın imkânları ile ele almak hakikaten zor. Kolay değil. Karakterin başından geçen olayları anlatabilmek için bir anlamda onun kıyafetine bürünmek, ruh üşümesine eşlik etmek, peşinden o karanlıklara dalmak gerekiyor doyurucu ve etkin bir anlatı dili yakalamak için. Okur nasıl rahatsız oluyor, huzuru kaçıyorsa benim de duygu durumum ve ruh halim öyküyü terk edene kadar karanlık ve bulanık sularda yol alıyor. Dillendirilmesi, paylaşılması, hatırlanması önemli benim için. Bazı hikâyeler yürek ağızda okunmalı, bazı öyküler acıyı bulaştırmalı kitabı eline alana. Derdimiz, meselemiz her türlü yıkıma, kıyıma karşı ses vermek.

AŞ: Anlatmaya çok da cesaret edilemeyen konularda duygu yoğunluğu yüksek, can acıtan öyküler okuyoruz kaleminizden. Sadece 120 sayfa olsa bile tek seferde okunup bitirilemiyor kitabınız bu yüzden, insan ara verip sindirme, sorgulama ihtiyacı duyuyor okurken. Amaçlarınızdan biri de bu zaten öyle değil mi; sorgulatmak? Ve tabii o trajedilerin mağdurlarını unutturmamak...

PÖ: “Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun! Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun.” Birhan Keskin ne güzel yazmış “Kargo” şiirinde. Acı paylaşıldıkça, başkaları dokundukça daha çabuk iyileşir, çözülür, dağılır diye düşünüyorum. Bu öyküler okundukça, paylaşıldıkça, daha çok dillendirildikçe hatırlanacak, unutulmayacak. Bazı kitapları bir gecede bitirmek mümkün olmuyor, olmasın zaten. O kadar kolay yazılmıyor o öyküler. Üzerine düşünülsün, hatırlansın, konuşulsun, tartışılsın, yeniden gündeme gelsin, soruşturulsun, araştırılsın. Hesaplaşılsın, yüzleşilsin o öykülerin mağdurları, failleri ve taraflarıyla. Yas unutulmasın. Gazetecilik okumuş biri olarak bazı soruların sorulmasının önemine inanıyorum.

Bazı günler nasıl hep cumartesi ise bazı günler de sadece kırmızı.

AŞ: Bir renge ne çok anlam atfettiğimizi fark ettim Günlerden Kırmızı’yla birlikte. Kırmızı bu kitapta aşkın, tutkunun, heyecanın değil; kanın, ölümün, öfkenin, acının, hiddetin, isyanın, utancın simgesi – ne yazık ki. Kitaplarınıza isim seçerken genelde zorlandığınızı söylemişsiniz bir röportajınızda, bu ilk kitabınızın adı nasıl ortaya çıktı?

PÖ: İsim bulmakta yine zorlandığım bir kitaptı. İlk editörüm sevgili Sibel Öz kitaptaki öyküleri o kadar içselleştirdi ki kitaba ismini de kendisi verdi. Duyar duymaz vuruldum isme. Kırmızı Pazartesi’ye hayran birisi olarak kırmızının sadece sevdaya dair değil acıya, şiddete dair de olduğunu biliyordum. Öyküler ülkemizin tarihindeki kırılma noktalarına, haksızlıklara, kayıplara, ötekilere, yoksulluğa, ölümlere dair olunca, kırmızı hepsini içine alıyor. Bazı günler nasıl hep cumartesi ise bazı günler de sadece kırmızı.

AŞ: Her kitap yazarının kişiliğini, karakterini ele vermez ama Günlerden Kırmızı’da durum farklı. 12 öykünün yer aldığı bu kitap, yazarının “ait olduğu topluma karşı duyarlı, bu topraklarda yaşanan haksızlıkları dert edinen, kendini mağdurların sesini duyurmakla mükellef tutan, farkındalığı yüksek, ince ruhlu, hassas” biri olduğunu söylüyor okuruna. Nasıl eğittiniz ruhunuzu, nelerle beslediniz duygu dünyanızı?

PÖ: Teşekkür ederim, çok zarif bir soru. Her ölümlü gibi dünyanın ağrısını içimde taşıyorum. Sırtımda bizden önceki nesillerin acısını hissediyorum. Utancımı, vicdan borcumu, çaresizliğimi, kaybolmuşluğumu öykülerle dile getirmeye çalışıyorum. Elimden sadece yazmak geliyor. Bu şekilde mücadele ediyorum haksızlıklarla, zorbalıkla, zalimlikle, kötülükle. Bunu bir görev olarak üstlenmiyorum içimden öyle geldiği için yazıyorum. İnsan kalbindeki arazlara çıkış arıyor, ruhunun boşluklarını doldurmak, hüznüne bir çare bulmak istiyor. Okuyor, izliyor, konuşuyor, paylaşıyor, dinliyor, böyle böyle besleniyor. İçten gelen bir dürtü. Dünyaya bir çocuğun gözleriyle, kalbiyle bakmaya çalışıyorum. O yüzden pek çok öykümü çocukların ağzından anlatıyorum. Onların masumiyeti, sessizliği, hoyratlığı, yoksunluğu, kırıklığına öykülerle dokunmak istiyorum.

polat özlüoğlu günlerdern kırmızı ithaki

 

Ödüller güç veriyor.

AŞ: Edebiyat dünyasının en prestijli ödüllerinden birini kazandınız geçtiğimiz aylarda, “Annem, Kovboylar ve Sarhoş Atlar” kitabınız 34. Haldun Taner Öykü Ödülü’ne layık görüldü. Tebrikler ve daha nicelerine diyelim. Ödüller ne hissettiriyor, ne söylüyor, nasıl bir sorumluluk yüklüyor size?

PÖ: Bir sorumluluk değil ama bir hoş seda hissettiriyor. Güç veriyor. Yazmak eyleminin devamlılığına, disiplinine sığınıyorum. Harflerin, kelimelerin, cümlelerin gücüne inanıyorum. Son nefese kadar yazmaya niyetliyim.

AŞ: İstikrarlı bir öykücüsünüz, bir gün bir roman da gelir mi sizden?

PÖ: Aslında 2018 yılından beri üzerinde çalıştığım, ara ara dönüp baktığım, okuduğum, demlendirdiğim, bazen kaçtığım bazen sığındığım bir roman mevcut. Kısmet diyelim.

AŞ: Yazma ritüelinizi merak ediyorum. Kalabalıklar içinde yazmayı sevdiğinizi söylemişsiniz. Zor değil mi çevrede dikkat dağıtıcı çok fazla unsur varken yazıya odaklanmak?

PÖ: Alışkanlık diyelim. Kalabalıklar arasında olsam da kendimi soyutlamayı, bildiğimiz dünyadan kopmayı, kendi kabuğuma çekilmeyi seviyorum. Masamdaki öykünün içinde kaybolmayı, o dünyanın içinde yol almayı, o karaktere tüm varlığımla odaklanmayı önemsiyorum. Bir çocuk gibi öykünün büyüsüne kapılıyorum. Hayal kuruyorum ve hatta o hayale inanıyorum öykü boyunca.

AŞ: Yazdığınız öyküleri herkesten önce okuttuğunuz, görüşlerine güvendiğiniz, fikirleri doğrultusunda metinlerinizde değişiklik yaptığınız birileri var mı?

PÖ: Çok sevdiğim dostum, rehberim, yol arkadaşım, ustam Ankara Dil Tarih mezunu Selda Uzunkaya var. Başından beri birlikte çalışıyoruz. Öykünün coşkusunu, tutkusunu, disiplinini, büyüsünü içime üfleyen kişidir kendileri.

AŞ: “Gazetecilik okumuş biri olarak bazı soruların sorulmasının önemine inanıyorum” dediniz. 23 yılı aşkın süredir de bankacı olarak çalışıyorsunuz. Bu mesleklerin yazarlığınıza, kaleminize katkılarını konuşalım mı biraz da?

PÖ: Gazetecilik okudum ama yapmadım, daha çok radyolarda çalıştım uzun süre. Bankacılık da geçimimi sağladığım meslekti. Araştırma duygusunu aşıladığı, olayların öncesini, sonrasını merak ettirdiği ve 5N1K sorularını sordurduğu için gazetecilik okumanın okurluğuma ve yazarlığıma katkısı büyüktür.

AŞ: Son olarak; kurumsal hayatla vedalaşıp sadece yazmaya odaklanacağınız bir emeklilik planınız var mı?

PÖ: Emeklilik hep hayalini kurduğum bir durumdu ve geçen sene çalışma hayatını nihayetlendirdim. Daha çok okumaya ve yazmaya odaklandığım günlere kavuştum. Teşekkürler…

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Leonardo Da Vinci'nin Gizemi • Belgese..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Serkan Parlak

25 Aralık 2024

Gönül Ocak: "Öykülerin yazan kişide sa..

Öykülerim, bireyin iç dünyasıyla evrensel sorunlar arasındaki bağlantıyı keşfetmeyi amaçlıyor.Gönül Ocak ile Metinlerarası Kitap tarafından yayımlanan ilk öykü kitabı Dünün Geleceği Yok hakkında konuştuk.Serkan..

Devamı..

Mağriplinin Son İç Çekişi

Erhan Sunar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024