Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

22 Mayıs 2026

Söyleşi

Müge İplikçi: "Çocuklar dünyanın sertliğini bizim sandığımızdan çok daha net görüyorlar zaten."

Pınar Yılmaz

Paylaş

0

0


Bazen kurgunun içinde ilerlerken mesele de dönüşüyor, derinleşiyor; birbirlerini besliyorlar.

 

Pınar Yılmaz: Yazdığınız hemen her kitapta belirgin bir ‘mesele’ öne çıkıyor. Çocuklar için kaleme aldığınız ve Günışığı Kitaplığı’nda yayımlanan yeni kitabınız “Çip, Çöp ve Mia”da ekoloji ve çevre temaları öne çıkarken, “Saklambaç gibi genç okurlara seslendiğiniz romanlarınızda Türkiye ve bellek kavramlarıyla karşılaşıyoruz. Sizin yazı sürecinizde hangisi önce geliyor: bu meseleler mi, yoksa kurgu mu? 

Müge İplikçi: Önce mesele geliyor diyebilirim. Zihnimde bir mesele, bir sorun, bir huzursuzluk beliriyor; o mesele etrafında dönüp durmaya başlıyorum. Epey oyalanıyorum orada! Bu esnada kurgu, o meselenin etrafında kendiliğinden örülüyor aslında. “Bunu nasıl anlatabilirim?” sorusu, beraberinde karakterleri, olay örgüsünü, mekânı ve buna bağlı atmosferi getiriyor. Yani mesele tohumsa, kurgu onun yeşerme biçimi. Ama şunu da ekleyeyim: Bazen kurgunun içinde ilerlerken mesele de dönüşüyor, derinleşiyor; birbirlerini besliyorlar. Değişik bir heyecandır bu.

PY: Romanda yer verdiğiniz atık ticareti meselesi kurgu değil maalesef… Oldukça sert bir gerçekliğe dayanıyor. Çocuklar için yazarken bu tür ağır gerçeklikleri nasıl dönüştürüyorsunuz? 

Mİ: Çocuklar için yazarken gerçekliği yumuşatmak ya da pembe bir bulutun ardına saklamak gibi bir çabam yok. Çocuklar dünyanın sertliğini bizim sandığımızdan çok daha net görüyorlar zaten. Mesele, o sert gerçekliği nasıl bir dille, hangi mesafeden anlatacağınız. Benim tercihim, umudu ve eyleme geçme ihtimalini her zaman metnin içinde tutmak. Atık ticareti gibi karanlık bir gerçeği anlatırken bile çocuk okurun kendini çaresiz hissetmesini değil, “ben burada ne yapabilirim” diye sormasını istiyorum. Bunun için de mizaha, oyuna, karakterler arası sıcaklığa alan açıyorum. Bunu zorlayarak da yapmadığımı düşünüyorum. Kalemimde mevcut bu. Yazarken gülmeye başlarım. O zaman bir biçimde mayanın tuttuğunu hissederim. Özellikle çocuklara yazarken yakalandığım bir güzelliktir bu.

PY: Mia’nın konforlu, izole dünyası ile Garipbey’in sokakta kurduğu hayatta kalma pratiği arasındaki fark, hikâyenin en çarpıcı noktalarından biri. Bu iki karakterin karşılaşmasını yazarken, dayanışma ve cesaret gibi kavramlar sizin için nasıl bir zeminde buluştu?

Mİ: Mia ve Garipbey’in karşılaşması, aslında iki farklı dünyanın birbirine değmesi değil sadece; birbirini görme, tanıma ve anlama çabası. Dayanışma ve cesaret burada soyut kavramlar olmaktan çıkıp somut bir pratiğe dönüştü. Mia’nın cesareti, kendi konforlu kabuğundan çıkıp bilinmeyene adım atması; Garipbey’in cesareti ise hayatta kalma mücadelesinin içinde hâlâ bir başkasına güvenebilmesi. İkisi de çok önemli! Bu ikisi bir araya geldiğinde, dayanışma dediğimiz şey tam da o güvenin ve adım atmanın kesiştiği yerde filizleniyor bence.

PY: Kitap, okura “herkes bir şey yapabilir” duygusunu güçlü bir şekilde geçiriyor… Bu duyguyu yazı diliniz ve anlatım tercihleriniz üzerinden inşa etme süreciniz nasıl gelişti? 

Mİ: “Herkes bir şey yapabilir” duygusu, büyük laflarla değil, küçük eylemlerle inşa ediliyor metinde. Aslında yaşamda da böyle bu… Mia’nın yaptığı şey çok basit: Görmek, merak etmek, harekete geçmek. Dilin de buna eşlik etmesini istedim; yalın, doğrudan, okurun içine rahatça girebileceği bir dil olsun. Abartılı kahramanlıklardan, büyük nutuklardan kaçındım. Çünkü o duygu ancak okur kendini Mia’nın yerine koyabildiğinde gerçek olur. “Ben de yapabilirim” dedirtecek şey, karakterin sıradanlığı ve samimiyeti. Keşke bunu bütün metinlerimde yapabilsem…

PY: Cem ile Mia’nın ortaklaştığı terk edilme deneyimi, anlatıya derin bir duygusal katman kazandırıyor. Bu paralelliği kurarken nasıl bir anlam dünyası gözetiyordunuz? 

Mİ: Cem ve Mia’nın ortaklaştığı terk edilme deneyimi, hikâyenin duygusal omurgalarından biri. Bu paralelliği kurarken gözettiğim şey, kaybın ve yalnızlığın yaşının, sınıfının, koşullarının olmadığını göstermekti. İkisi de farklı biçimlerde terk edilmiş; ama bu ortaklık onları birbirine görünmez bir iple bağlıyor. O ip, anlatının derininde bir anlam dünyası kuruyor: Kayıplarımız bizi ayırmak zorunda değil, aksine birbirimizi anlamanın köprüsü olabilir. Bunu bir keşfedebilsek!

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Değişik bir teknikle fotoğraflanan Par..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Özlem Önen

12 Mart 2025

Köklenmenin Adaletsizliği ile Yüzleşmek

Sevdiğimiz ve hep yanlarında olmak isteyeceğimiz dostlarımız, acısını birlikte yaşayacağımız evlatlarımız, çalınan geleceğimizdir, kökler.Balkona çıktı, ılık İzmir meltemi esiyordu, balkon kenarındaki saksılarda –şaşırtıcıydı orada çiçeklerin olması, çünkü şimd..

Devamı..

Gene Hackman: Sinemanın Mükemmel Sırad..

B. T. Yılmaz

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024