Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

24 Mayıs 2026

Edebiyat

Hafıza, Şiddet ve Kayıp Bir Geçmişin İzinde

Sibel Ünal

Paylaş

0

0


Saf Canavar’ın açtığı dünyaya yaklaşmak, onu anlamaya çalışmak; aynı zamanda bu topraklarda bastırılmış, inkâr edilmiş geçmişle yüzleşme cesaretidir.

Saf Canavar bize ne anlatır?

İçimizde sürüp giden, ehlileşmeyen bir sesin uğultusunu mu; yoksa bastırıldığında daha da büyüyen o karanlığı mı?

Distopik bir dünyadan seslenir. Ancak bu, basit bir distopya olmaktan öte; bastırılmış hafızanın, doğanın ve bedenin içinden yeniden kurulan bir alandır. İnanması güç bir doğayla baş başayızdır.  Sema Kaygusuz, geçmişin silinmiş katmanlarını bugünün dilinde yeniden inşa eder. Bu karanlık evrende, bekçiler eşliğinde dolaştırır bizi. İzleri takip etmemizi ister. Konforlu değildir bu izleyiş; huzur da vermez.

Bakışa serilen görüntüler birbiri ardınca geçer önümüzden. Ayak bastığımız, havasını soluduğumuz bu diyarda, düşle gerçek arasındaki sınırda salınırız anlatı boyunca.

Yazarın kurduğu atmosfere hiç kuşku duymadan inanırız. Karabalık Bekçisi’nin peşine düşer, kurumuş nehir yataklarında yürür, yeraltı galerilerine iner, kelleşmiş tepelerde geziniriz. Adımlarımız, o kadın gibi sakınılmalı, tereddütlüdür.

Bu tarihsel mekân tekinsizdir, güven vermez. Neresi olduğunu ancak ilerledikçe anlarız; bize verilen ipuçları kadarıyla. Yasaklı sözcüklerin izin verdiği ölçüde. Fısıltılı.

Artık kayıp bir coğrafyada, yitik bir kültürün göstergeleriyle çevriliyizdir. Kıskıvrak yakalanmış, hapsedilmişizdir. Bu yeni gerçekliğin içinde, Karabalık Bekçisi’nin gördüğü, dokunduğu, kokladığı her şeyin bir parçası oluruz.

Yeraltına İnen Sesler

Her devinen şey bize bir şeyler mırıldanır; sunaktaki mum kalıntıları, dokununca dağılan çıralar, kutsal taşlar, tahta kaşıklar, kavallar, sazlar, yeraltına inen sular…

Karabalık Bekçisi’nin feneri ışığında taş yüzeyinde beliren insan yüzleri, kimerik varlık Mira’nın yılana benzeyen tarık asasıyla ortalıkta dolaşması, huşu içinde tanıdık bir şey ararken bazaltik kayaya alnını dayayıp niyaz etmesi…

Hepsi gerçektir.

Elbette kurmacanın gerçekliğidir bu. Olasıdır ki okurun hakikati değildir; yine de ona tutunmadan edemeyiz. Belki bizi kendimize yabancılaştıran sistemin içinden, dijital çağın o durmaksızın akan hızından kaçmak istediğimiz için. Belki de bu karanlığın bizatihi bir parçası olduğumuzdan.

O geçmişin izini, Mira’nın kaybettiği geçmişi arayışı gibi takip ederiz. Doyumsuz bir merakla ilerleriz. Yazarın açtığı coğrafyanın içinde, bir dağın ardını görmek isteyen dağcı gibi durmaksızın yükseliriz.

Peki, ne görür dağcı?

Yitik bir kültürün saklı göstergeleriyle diri tutulan bir hafızayı. Bütün ekosistemiyle yağmalanmış bir inanç coğrafyasını; Dersim’i görür.

Ancak Kaygusuz, bu tarihsel mekânla anlamı daraltmaz. Bu inanç dünyasına ait dehşet dolu hikâyelerden yeni bir hakikat örer. Göstergeler, metaforlar, imgeler ve dil ustalıklarıyla kendi evrenini kurar. Üstelik sözü çoğu zaman yarım bırakır; boşlukları doldurmamızı ister gibidir.

Bilimsel veriler, arkaik inançlar, unutulmuş sözcükler ve kimerik varlıklar; bilgi aktarmaktan çok, belirli bir görme biçimi yaratmak için vardır.

Bu bağlamlar metni zenginleştirirken aynı zamanda muğlaklaştırır da. Okur, bütünlüklü bir hikâyeden çok parçalı bir yapıyla karşılaşır; ancak metnin yoruma direnen yapısı tam da bu nedenle yeni okuma olanakları açar.

Yaralı bu yere ayak değdirdiğimiz andan itibaren elimiz hep ağzımızdadır. Sessizlikle örülü korku ve geride bırakılanların suskunluğu arasında gezinirken buluruz kendimizi. İçimizdeki dalgalanmaya engel olamayız; haykırır, yutkunur, susarız.

Toplu mezarlar, mağaralarda bulunan ya da toprak altından çıkarılan kemikler, yüksek tepelerde kurulan kalekollar… yaşananların geride kalan imleri.

Şiddet eyleminin tanığı olmayız hiç; ama sonuçlarıyla yüz yüze bırakılırız. Böylece şiddet, mekânın ve doğanın içine sızmış bir gerçekliğe dönüşür. Dağ, mağara, nehir yatağı ve öteki şeyler yalnızca birer arka plan olmaktan çıkar; yıkımın sessiz şahidi hâline gelir.

“Bizi geçmişe bıraktılar.”

Sürekli gözetlenen, kontrol altındaki bu yere bizi çeken, hikâyeyi aktaran Karabalık Bekçisi’dir. Soyu tükenmekte olan hayvanların görevlileridir bekçiler: Leopar Bekçisi, Semender Bekçisi, Engerek Bekçisi…

Ardı sıra yürürken başımıza neyin geleceğini bilmeyiz. Korkar, şaşırır, dikkat kesiliriz. Duygu skalamız bir uçtan ötekine genişler. Semender Bekçisi’nin öfkesi, Leopar Bekçisi’nin ürküntüsü sarar bizi. Kuyu açmak için toprağı eşeleyen ve kemiklerle karşılaşana dek süren o korku… Leo’nun korkusu. O andan itibaren korku çarşafı yırtılır.

Kimerik Varlıklar

Katledilenlerden geriye kalan kemik ve dişlerden elde edilen DNA, yaşayanların kök hücreleriyle birleştirilerek kimerik varlıklar yaratılır. İnsanla hayvan arasındaki sınır bozulur böylece. Bu durum, bir yönüyle Alevi inanç dünyasındaki don değiştirme düşüncesini çağrıştırır.

Ancak mesele yalnızca biyolojik dönüşüm değildir. Yaşamı denetleme ve yeniden biçimlendirme arzusudur aynı zamanda. Beden, hem geçmişin izini taşıyan bir arşive hem de itaatkâr davranışların yüklendiği bir araca dönüştürülmek istenir.

Yine de anlatı, bu kontrolün mutlak olmadığını hissettirir. Programın dışında kalan, tam olarak yönetilemeyen bir fazlalık üzerinden umudu açık bırakır. Direngen, bilge kadınlar aracılığıyla. Bölge kadar sert ama bir o kadar şefkatli kadınlar… Kendi doğalarını reddetmeyen kadınlar. Keywan’ın Mira’ya duyduğu o göz kamaştırıcı aşk gibi.

Plüton’un Hükmündeki Zaman

Zaman uzak bir geleceğe takvimlidir. 22. yüzyıl ya da daha ötesi, bilinmez. Ancak göksel bir ritmin tik takları da sürer. Mars’la Uranüs’ün Boğa’da kavuştuğu yumuşak bir yaz günü…

Metin bizi doğrusal zamandan çıkarır. Zaman eğilir, bükülür; mitsel bir ritmin içine çekiliriz. Böylece roman, yalnızca okunan bir metin olmaktan çıkar, deneyimlenen bir sahaya dönüşür.

Bu hipnotik dil, kurgulanan evrenin anadili gibi işler. Çeşitlenerek akar; kimi yerde büyülü ve şiirsel, kimi yerde arkaik sözcüklerle örülüdür. Sözcükler yalnız anlam taşımaz; sesleri, kökenleri ve çağrışımlarıyla bir deneyim alanı yaratırlar.

Duyuların sürekli açık olması bir zorunluluk hâline gelir. Önümüze nefes aldırmayan parçalar atılırken kendi karanlığımızla yüzleşiriz. Kolektif olanla bireysel olan iç içe geçer.

Canlı ve sürekli yeni anlamlar üreten bu söz dizimi, bizi hikâyenin bir uzantısına dönüştürür. Metnin içine yapıştırılmış, kurduğu evrene zamklanmış gibiyizdir. Yoğunlaşır, katmanlanır, okuru sürekli dikkat hâlinde tutar. Buna rağmen gösterişe düşmez; şiir tınısını korurken kendini dayatmaz.

Saf Canavar’ın açtığı dünyaya yaklaşmak, onu anlamaya çalışmak; aynı zamanda bu topraklarda bastırılmış, inkâr edilmiş geçmişle yüzleşme cesaretidir. Herkesin birbirine benzediği bir dünyada, benzemeyeni seçebilmenin; ötekinin hikâyesine eşlik edebilmenin çağrısıdır da. 

Şiddetin mekâna kazınıp oradan dile, hafızaya ve bedene sızdığı bu roman, geçmişin karanlığını bugüne taşır.

Benim için kişisel bir karşılaşma da oldu bu. Okuma hazzı kadar kederlendirdi de. Çünkü kendi aile hikâyeme değen, onu yeniden açan bir yanı vardı. Çocuk yaşta, kardeşiyle birlikte katliamdan kaçarak karlı dağları aşan, derin vadilerde buldukları bir mağaraya sığınarak hayatta kalabilen bir ninenin sayıklamaları ve ağıtlarıyla büyüdüm.

Bu yüzden romandaki mağaralar, kemikler ve bastırılmış hafıza benim için yalnızca kurmaca değildi; geçmiş travmanın yeniden açılan bir sayfasıydı.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ovidius’un Dönüşümler’ini Çevirmek Jhumpa Lahiri
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Rob Moriarity

25 Mart 2025

Shakespeare: Hamlet – Yozlaşma, tedavi..

Bu tedbirsizliğimden yararlanan amcan,Elinde o lanetli banotu zehriyle dolu şişeyleGizlice yanıma sokulduVe cüzamlı zehri kulağımın içine akıttı.[Hamlet’in babasının hayaleti] Hamlet’in başlarında hikâye açısından pek de önem arz..

Devamı..

Ferit Sürmeli: "Minimal öykü bana göre..

Faruk Bal

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024