Amerika Birleşik Devletleri nüfusunun %21’i, yani yaklaşık 45 milyon Amerikalı işlevsel anlamda okuma yazma becerisine sahip değil.
Son on beş yılın verilerine bakıldığında Amerika Birleşik Devletleri’nde öğrenim gören öğrencilerin okuma performansları durmaksızın düşüyor ve bu durum yayınlanan son Ulusal Başarı Raporu’na da yansıdı.
Bazılarına göre bu düşüşün temel sebebi pandemi zamanındaki karantina uygulaması ve okulların belli bir süre kapalı tutulması. Kuşkusuz bu kısıtlamaların etkisi var ancak veriler, düşüşün pandemiden önce başladığını gösteriyor. Dolayısıyla Covid salgını performanstaki düşüşün asıl sebebi olmaktan ziyade etkenlerden biri. Nitekim pandeminin yarattığı ortam, kısıtlamalar kalktıktan sonra bile öğrencilerin okula daha fazla devamsızlık yapmasına neden oldu ve bu da sınav sonuçlarını doğrudan etkiledi.
Öte yandan sosyal medya, online oyunlar ve öğrencilerin ekran başında kalmasına yol açan başkaca etkinlikler de ciddi bir etmen. Araştırmalar, yaklaşık yirmi yıldır içinde olduğumuz ve son zamanlarda iyice hızlanan teknoloji patlamasının yalnızca öğrenciler değil, yetişkinler üzerinde de olumsuz etkilerinin olduğunu, fiziki kitap okuma alışkanlığının teknolojinin yaygınlaşmaya başlamasıyla doğru orantılı olarak azaldığını gösteriyor. Durum öylesine vahim bir hal aldı ki, artık çoğu yetişkin ne söylediğinizi bile anlamaz hale gelip adeta aptallaşırken öğrenciler, kendilerine öğretileni öğrenme konusunda inanılmaz bir direnç gösteriyor. Bu yüzden pek çok devlet okulunda ve üniversitelerde okul sınırları içinde telefon kullanımı yasaklandı. Sonuç? Henüz somut bir başarı kaydedilmiş değil.
Okuma becerisinden yoksun öğrencilerin sayısında görülen bu hızlı artışa bir de yetersiz ve bilgisiz öğretmenleri, hatalı öğretim yöntemlerini ve disiplinsiz sınıf ortamını ekleyin.
İşin kötü yanı, öğrencilerin önünde örnek alabilecekleri okumayı seven yetişkinlerin olmayışı. 2022 tarihinde yapılan bir Gallup anketine göre Amerikalıların kitap okuma alışkanlığı tarihin en düşük seviyesinde. Yetişkinlerin ekrana kilitlendiği ve okumaya giderek daha az değer verdiği bir ortamda çocuklardan bunun tam aksi bir tavrı nasıl bekleyebiliriz?
Okuma becerisinden yoksun öğrencilerin sayısında görülen bu hızlı artışa bir de yetersiz ve bilgisiz öğretmenleri, hatalı öğretim yöntemlerini ve disiplinsiz sınıf ortamını ekleyin. Ebeveynleri de unutmamak gerek, zira çocuğunun her davranışını haklı gören ve küçük yaşlardan itibaren çocuğuna sesli kitap okumak yerine eline tablet ya da telefon tutuşturan ebeveynler bu durumun başlıca sorumluları arasında. Üstelik artık çoğu ebeveyn, kitap okumayı sevmediğini açıkça dile getirirken çocuğuna sesli kitap okumanın da eğlenceli bir aktivite olmadığı fikrinde.
Peki bu kasvetli tabloda hiç mi olumlu bir şey yok?
Mississippi ve Alabama gibi bazı eyaletlerde eğitim stratejileri okuma odaklı olacak biçimde değiştirildi. Bu yaklaşım öğrencilerin resim ya da cümle bağlamına göre kelime anlamlarını tahmin etmek yerine, kelimelerin sesli telaffuzunu öngören fonik öğrenimi esas alıyor. Zaman içerisinde hedeflenenlerse kelime dağarcığını genişletmek ve öğrencinin akıcı bir biçimde okumasını sağlayacak pratikler geliştirmek. Programın en şaşırtıcı yanı, tahmin edilenin ötesinde başarılı olması. Zira geçtiğimiz yıllarda başarı sıralamasının en alt sıralarında yer alan Mississippi ve Alabama oldukça kısa bir süre içinde öğrenci performansında büyük bir gelişme kaydetti ve düşüş eğilimindeki ulusal verilerin aksine yükselen bir eğri çizdi.

Fotoğraf: Hümâ H. Yardım
Ancak aynı zamanda tuhaf da bir durum söz konusu. Amerikalılar eskisi kadar kitap okumasa da, kitap satışlarında kayda değer bir azalma yok. Üstelik son birkaç yıl içinde ülkenin farklı bölgelerinde çok sayıda bağımsız kitapçı açıldı. İyi de bu ısrarın altında yatan ne? Hayalperest kitap severlerin tutkuları mı yoksa özellikle ikinci el kitapların dolaşımını hedefleyen yeni bir pazar mı oluşuyor?
Açıkçası bu soruların yanıtını henüz bilmiyoruz ama bütün koşulları bir araya getirdiğimizde okuma performansının niçin düştüğünü açıklayan bir değil, birden fazla sebep olduğunu söyleyebiliriz. Ve muhtemelen her biri, Amerikan halkının okuma merakını kaybetmesine neden olan genel bir eğilimin parçası.
İnsanlar artık bir kitabı baştan sona okumak için gereken sabra sahip olmadıklarını dile getiriyor ve meseleyi dikkat dağınıklığı gibi evrensel hale gelmiş bir bahaneyle geçiştiriyorlar.
Şu an Amerika Birleşik Devletleri nüfusunun %21’i, yani yaklaşık 45 milyon Amerikalı işlevsel anlamda okuma yazma becerisine sahip değil. Evet, teorik anlamda okuyup yazabiliyorlar ancak okuma becerileri ilkokul beşinci sınıf seviyesinin altında. Bu durum kişisel anlamda gerçek bir dezavantajken ulusal anlamda da yılda bir trilyon dolar kadar ek maliyete yol açıyor.
Milyonlarca insanın basit bir ilaç reçetesini bile anlamadığı, paketler üzerindeki kullanma talimatlarını yanlış yorumladığı ya da teknolojiyi konu alan en basit yazıları bile okuyamadığı bir ülkede demokratik düzen ya da cumhuriyet gibi halk katılımını ön plana çıkaran bir rejim nasıl ayakta kalabilir?
Üstelik genç ya da yetişkin fark etmez, insanlar artık bir kitabı baştan sona okumak için gereken sabra sahip olmadıklarını dile getiriyor ve meseleyi dikkat dağınıklığı gibi evrensel hale gelmiş bir bahaneyle geçiştiriyorlar. Çoğu kişi bu durumun sorumlusu olarak sosyal medyayı işaret ediyor çünkü ekranlarımızı açıyor ve bir gönderiden ötekine atlıyor, bir makalenin tamamını okumadan ötekine sıçrıyoruz. Farklı cihazlardan aldığımız bu bilgi parçacıklarından bize kalansa anlam taşımayan bir bilgi yığını ya da çoğunu unuttuğumuz için koca bir boşluk.
O halde bir kez daha soralım, kafası karışık ve cahil denebilecek kadar bilgisiz seçmenlerden oluşan bir rejim daha ne kadar ayakta kalabilir?
Bütün bu problemler için devletin çözüm üretmesini bekleyemeyiz çünkü böylesine cahil bir halk, otorite bağımlısı bütün liderlerin hayali. O yüzden kendi başımıza hareket etmeli ve çocuklarımıza kitaplarla gelen zengin dünyanın zevklerini göstermeliyiz. Okul öncesi çocuklara masallar okuyabilir, ailelerin bir araya geldiği okuma grupları kurabilir, ülkemizin önemli isimlerini keyif veren biyografilerle öğrencilere tanıtırken gençleri kitap kulüpleri kurmaya ikna edebiliriz.
Peki ne oldu da bu hale geldik, ne değişti? Elbette biz değiştik, kültürümüz değişti. Ama ne olursa olsun böyle negatif eğilimli bir değişimin akıntısına kapılmak zorunda değiliz. Kitapları ve okuma eylemini yaşatabilir, onlar sayesinde bizi insan olmanın uzağına düşüren bu yeni dünya düzeni dayatmasından uzaklaşabiliriz.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan
Başlıktaki resim: Priscilla Du Preez






