Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Ocak 2022

Öykü

Athins

Hasan Kaplan

Paylaş

1

0


“Tutmuştum işte… O Allahlın belası bardağı tutup ona doğru uzatmıştım. Buna eminim… Bunun aksini nasıl iddia eder ki? Kafayı yedi iyice. Her zaman bana muhalefet olmak zorunda zaten. Sürekli yaptıklarımı sorgulayıp duruyor. Bunu kendine görev edinmiş sanki… Neden onunla evlendim ki?”

Homurdanarak güneşin dolmaya başladığı mutfaktan çıktı. Bu sırada karısı bulaşıklarla ilgilenmekteydi ama aklı kirlenmiş tabak çanaklardan çok kocasında ve onunla olan amansız tartışmalarındaydı. Sadece meşgulmüş gibi bir görüntü verip, güvenli alanında umutsuzca kendisi ile hesaplaşıyordu. Son bir hafta içerisinde tüm olup biteni anlamaya çalışıyor ama yaşananların hiç birine anlam veremiyordu.

Evet, son birkaç aydır ilişkilerinin iyi gittiği söylenemezdi; tipik karıkoca sorunları olarak adlandırılabilirdi tümü. Genç yaşta bir eve tıkıştırılmış ve omuzlarına boylarını aşan bir ton sorumluluk yüklenmiş bir kadın ve bir erkeğin öyküsüydü her şey; klasik ve olması gerektiği gibi. Kalabalık bir semtte oturuyorlardı. Daha doğrusu kalabalıklaşmaya başlayan bir yerdi burası. Yürüyen milyonlarca et yığınıyla dolmuş olan şehir merkezi ve çevresinde, kafalarını sokacak bir ev bulamamış olanların paralel bir şehir oluşturmaya başladığı bir yer. Pahalılık, baskı ve umutsuzluk onları da bu semte sürüklemişti. “Modern” mimarili ve yeni yapılmış bir sitenin içerisindeydi apartmanları. Onuncu katta oturuyorlardı. Asansörleri, apartman görevlileri ve kamera sistemine sahip kapı otomatları vardı. Tüm bunlar, bazen kendilerini değerli hissetmelerini sağlıyordu; ta ki aidat ödeme günü gelene kadar. Evin direği çok çalışıyordu ve sadece işe gidip gelmesi üç saatine mâl oluyordu; işin kendisi ise on saatine. Paralel şehirde, “modern” apartmanlarında yaşamanın hoş olmayan bir bedeli de buydu. Evin dişi kuşu ise genellikle misafirliğe gelen komşularına çay demleyip, süslü sunumlar yapmakla ya da iade-i ziyaretlerle meşguldü. Bir de artık doğurması gerenken “toruna” hazırlanması gerekiyordu; klasik ve olması gerektiği gibi. Çok fazla komşuları vardı. Bunların bir kısmı yeni evli çiftlerdi; çocuklu olanlar ise oldukça fazlaydı. Etrafta çok fazla çocuklu çiftin olması demek, ebeveynlerinin torun baskısı yapmak için onları karşılaştırabilecekleri çok fazla seçenek olması demekti; kaçınılmaz ve olması gerektiği gibi…

“Annemler aradı bugün. Selamları var” dedi dişi kuş, televizyondan gözlerini ayırmadan.

“Aleykümselam.”

“Yine torun diye sayıklıyorlar…”

“Bir şey söylemeyecek misin?”

“Bizimkiler de aynı şeyi sayıklıyor. Usanırlar bir zaman sonra merak etme. Çok biliyorlarsa kendileri yapsınlar” dedi ve umursamaz bir tavır takındı.

“Ne yani çocuk yapmayacak mıyız?”

“Sana soruyorum…”

Evin direği, televizyonda dönen su altı belgeseline son bir bakış attı ve yavaşça kafasını kadına çevirip:

“Bu konuyu elli kere konuştuk. Daha kendimizi zor geçindiriyoruz, şimdi bir de çocuk yapıp, onunla mı uğraşalım? Daha zamanı var” dedi, sert ve kesin bir tavırla.

Kadın, zaten bildiği cevabı almış olmanın verdiği yılgınlık ve üzüntüyle tekrar televizyona döndü. Bir süre boş gözlerle ekrana baktıktan sonra:

“Şu kumandayı uzatır mısın? Dizim başlayacak birazdan” dedi.

Adam, ağır ve umursamaz bir tavırla zigon sehpaya doğru uzanıp kumandayı kavradı, ardından da karısına uzatarak “al, ben duşa gireceğim zaten” dedi.

“Ya illa beni kaldıracaksın. Yakınında işte, ne olur şunu uzatsan?”

“Manyak mısın sen! Uzatıyorum ya işte Allah Allah…”

İşte yine olmuştu. Tıpkı sabah mutfakta olan bardak uzatma mevzusu gibi. Tıpkı önceki gün yaşanan tuzluk uzatma olayı gibi… Son bir haftadır kocasında cereyan bu garip ve akıl almaz durum hâlâ devam ediyordu. Üstelik kocası, sanki hiç bir sorun yokmuş ve her şey normalmiş gibi davranıyordu. Bu da onu içten içe daha da karanlık bir durumun içine doğru itiyordu. Dehşet içinde, öylece genç adama kilitlenip kalmıştı…

Kocası işe gideli yarım saat kadar olmuştu. Kadın ise ağlayarak telefonun diğer ucundaki annesi ile konuşuyordu. Tıpkı çaresiz ve titrek bir köpek yavrusu gibi görünüyordu.

“Bilmiyorum anne, bilmiyorum… Çok garip davranıyor. Dün akşam kumandayı uzatmasını istedim. O uzattığını söylüyordu ama uzattığı falan yoktu. Tıpkı geçen sabahki gibi… Duşa girip saatlerce çıkmıyor. Çıkınca da yanıma gelip ‘nasıl, yeni rengim güzel mi?’ Diye soruyor. N’oldu bu adama? Çıldıracağım ya… Evet, evet biliyorum ama onu buna nasıl ikna edeceğimi bilmiyorum işte…”

Kadın, iki günlük uğraşın ardından kocasını bir psikolog ile görüşmeye ikna edebilmişti. Bu hiç kolay olmamıştı, hatta yeni tartışmalara yol açmıştı ama her şeye rağmen başarmıştı.

Umut ve umutsuzluk arasına sıkışmış iç kemiren bir hisle muayenehanenin bekleme salonunda oturuyordu ve sabırsızlıkla eşinin içeriden çıkmasını bekliyordu…

Yaklaşık yarım saat sonra kapı açıldı eve kocası içeriden çıktı. Genç adam donuk bir yüz ifadesiyle, kafasını bile çevirmeden bekleme salonundan geçip çıkışa yöneldi. Kadın şaşkınlıkla eşini izlerken, psikolog, kendisine doğru seğirtti ve soğukkanlı bir ses tonuyla devam etti:

“Endişe etmeyin. Biraz hayal kırıklığına uğramış durumda. Düzelecektir.”

“Kocamın neyi var beyefendi?”

“Kocanızda zoantropi olduğunu gözlemledim.”

“Ne?”

“Şey… Kocanız, kendisinin bir ahtapot olduğunu sanıyor…”

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

İhsan Oktay Anar romanının özellikleriSemih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Livia Gershon

13 Ekim 2025

Nasıl Modern Diktatör Olunur

Şu an demokratmış gibi görünse de otokratik rejimle yönetilen ülkelerde, çoğunluğun yanı sıra bir de yüksek eğitimli ve bilgi bir alt grup var. Yirmi birinci yüzyılın diktatörleri önceki yüzyıllardaki seleflerinin aksine muhalif sesleri doğrudan şiddet kullanarak değil, d..

Devamı..

Kahvaltı Takımı Seçiminde Nelere Dikka..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024