Bob Cratchit'ten Atticus Finch'e, Philip Roth'dan İvan Turgenyev'e, Eileen Battersby edebiyattaki babaları ve onları yaratan yazarlar...
Babalar, insana dair her şeyde olduğu gibi, birbirlerinden farklı bağlanma ve sevme anlayışlarıyla edebiyat okurlarına seslenirler. Bu, Dickens’ın klasikleşmiş Bir Yılbaşı Şarkısı'ndaki ilgili, sevgi dolu Bob Cratchit’dan, Evelyn Waugh'un Brideshead’e Son Gidiş romanında, Charles Ryder'ın ilgisiz babasına kadar uzanan geniş bir seçkidir.
Nadir kitaplardan hoşlanan ve başkasının yanında çekinmeden onları açıp okuyan Bay Ryder, oğlunun yokluğunu bile zar zor idrak eden bir ebeveyndir, eve henüz yeni dönmüş olan oğlunu herhangi bir yere yeniden gitmesi, tekrar yola çıkması için heveslendirir.
Jane Austen’ın Gurur ve Önyargı’sındaki Bay Bennet’in beş kızı vardır, ‘iyi’ yani mali açıdan güvenli ittifakların önem kazandığı Regency dönemi İngiltere’sinde bu kolay iş değildir.
Şaşkınlık ve yenilgi hissiyle dolu Bay Bennet, çalışma odasından pek çıkmaz, en azından başarısızlıklarının farkındadır ve pişmanlıklarını mizah yoluyla ya da sevgili kızı Elizabeth’e beslediği derin sevgiyle örtmeye çalışır: “Hepimiz onun (Bay Darcy'nin) kibirli, bir nevi sevimsiz biri olduğunu biliyoruz; ama eğer onu gerçekten seviyorsan bunun bir önemi yok… Daha az değerli biri için senden ayrılmak istemezdim, benim biricik Lizzy’im.” Austen’in burada anlatmak istediği, Bay Bennet'in kızının yeniden gözden geçirdiği evlilik kararına, istediği eşi seçmesine –tıpkı daha önce Elizabeth, kaypak kuzeni Bay Collins'i reddettiğinde babasının yine onun yanında yer aldığı gibi– bir kez daha destek çıkmasıdır.
Sadık bir çocuğun gerçek sevgisini idrak etmekte çok geç kalan dar görüşlü, budala Kral Lear'dan; en azından kızı Jessica'yı dükleriyle eşit konumda gören, kötü niyetli Shylock’a kadar Shakespeare bize oldukça farklı, birbirine zıt babalar sunar.
Sonra Shakespeare’in Prospero'su gelir, kontrolü elinde tutan bir adam, bir aile reisidir –ve yetenekli bir sihirbazdır–, bir ülkeyi veya imparatorluğu adasını yönettiği kadar ustalıkla yönetebilir.
Edebiyattaki en popüler baba için bir yarışma olsaydı, Harper Lee'nin Bülbülü Öldürmek romanındaki ilkeli, adil, nazik dul Atticus Finch ödülü alabilirdi, özellikle Oscar ödüllü film uyarlamasında rol alan Gregory Peck gibi ölçülü ve aklıbaşında görünüyorsa.
Bazı babalar, Tennessee Williams’ın Kızgın Damdaki Kedi (1955) oyunundaki hastalığın pençesindeki, aile reisi Big Daddy gibi efsanevi kişiliklerdir.
Ancak muhtemelen çoğu babanın abur cubura ve televizyona düşkün, sıradan bir adam olan Homer Simpson'la daha fazla ortak noktası vardır. Tıpkı Balzac'ın (abur cubur ve televizyon düşkünlüğü hariç) müstakbel eşleriyle evlendikten sonra bile kendini kızlarına adayarak elinden gelenin en iyisini yapan Goriot Baba'sı gibi, Simpson da az çok elinden gelenin en iyisini yapıyordur.
Yanlış yollara sapmış olsa da, o da aslında iyi niyetlidir… Bazen bir babanın kendini rolüne adaması için biraz zamana ve deneyime ihtiyacı vardır. Tıpkı Thomas Hardy'ın Casterbridge Başkanı’ndaki dik başlı Michael Henchard’ın buna çok geç kalışı gibi. Karısını ve çocuğunu bir kasaba panayırında sattıktan yıllar sonra pişmanlığını telafi etmek için çok şey yapması gerekir. Hardy hiçbir karakteri için hayatı kolaylaştırmak istemedi…
Her baba çocuğunu, şarkıcı Paul Simon’ın Oscar adayı olmuş "Baba ve Kız" şarkısındaki kadar güzel yüceltemez: “Senin ışıldadığını, büyüdüğünü izleyeceğim. Senin için bir işaret çizeceğim, böylece her zaman bileceksin. Bir ve bir, iki olduğu sürece. Kızını, benim seni sevdiğimden daha fazla seven bir baba asla olmadı.”
Yeats, dramatik, ama temkinli bir seslenişle benzer duyguları ifade etmişti: “Bu küçük çocuk için bir saat yürüdüm ve dua ettim / Ve deniz rüzgârının kulenin üzerinde kopardığı çığlığı duydum… bu kıza güzellik bahşedilsin ama hemen değil / bir yabancının gözünü mahvedebilir güzellik, / Veya kızımın gözünü olur da bir aynanın yansımasından … ” (Kızım İçin Bir Dua’dan - 1919)
Venezuellalı Alberto Barrera Tyszka’nın Babam Giderken adlı dokunaklı ve zarif romanında yetişkin bir oğul, babasının hastalığıyla ilgilenmektedir. Roman, babasının ölümcül bir hastalığı olduğunu ve ona yardım etmek için hiçbir şey yapamayacağını fark eden bir doktorun giderek artan umutsuzluğunu anlatır. Birçok okurda karşılık bulabilecek, baba / oğul ilişkisini güçlü bir şekilde inceleyen bir roman.
Philip Roth’un gerçek yaşam anlatısı Baba Mirası, babasının elden ayaktan düşmesiyle acınası bir acizliğe mahkum kalışını anlatır. Roth sarsıcı derinliği olan bir durumu ondan alışık olmadığımız dokunaklı, şefkatli bir hassasiyetle yazdıkça kitap bizi etkiler ve sarsar. 86 yaşındaki babası Hermann Roth'u, artık zekâ fışkıran bir enerji kaynağı değil, beyin tümörüne karşı savaşan fiziksel bir enkaz, en temel şeyleri bile yapamaz hale gelmiş biri olarak anlatır. Roth'un aktardığı sevginin gücü ağırbaşlıdır, sık sık egoist olmakla suçlanan romancının bize başka bir yönünü sergiler.
Tazmanyalı romancı Richard Flanagan, 2014 Man Booker ödülünü alan Kuzeyin Derinliklerine Giden Dar Yol romanını babasının Avustralyalı bir asker olarak Japon savaş kampına esir düşmesinden, Tayland-Burma ölüm demir yolunun yapımında çalışırken yaşadığı cehennemden ilham alarak yazar.
Flanagan kitabı babasına adadı. Mahkûm, San Byaku San Ju Go'ya (335). Baba Flanagan ise, oğlunun romanını tamamladığı gün öldü, kitap, olan biten hakkında pek konuşmayan babasının anısına yazılmış bir esere dönüştü.
Yüz elli yıldan fazla bir süre önce dünyanın bir diğer ucunda, Rusya’da usta yazar İvan Turgenyev, Babalar ve Oğullar’ı yazdı. Toprak sahibi bir baba, oğlunu üniversiteden eve getiren arabayı bekleyen yolu gözleriyle tarar. Daha sonra aynı romanda, başka bir yaşlı baba, emekli bir ordu doktoru, yeni Rusya'nın kişileşmiş hali olan, anarşist oğlu Bazarov'a, utanç duymadan, aşağılamadan, şefkatle bakar. Babalar ve Oğullar tüm zamanların en iyi romanlarından biridir ve Turgenyev, babalar ve oğullar, oğullar ve babaları arasında paylaşılan, durmadan biçim değiştiren sevgi biçimlerini araştırır.
Nefis bir novella olan İlk Aşk'ta, Turgenyev, oğlunun genç bir kadına duyduğu aşkla, aynı kadından ilham alan babanın yakıcı tutkusunu dengelemeye çalışır.
Daha hafif bir dokunuşla bitirmek için, Avustralyalı Steve Toltz'un iddialı ilk romanı Bütünün Bir Parçası’nda oğul Jaspar’ın eksantrik, renkli, çoktan ölmüş babasını ararken dediklerine kulak verelim: “Hayatım boyunca babama acımak, hayran olmak, onu reddetmek, yargılamak ya da öldürmek konusunda kararsız kaldım. Onun şaşırtıcı tutumu beni sonsuza kadar tereddütte bıraktı.”
Hikâyeyi oğul anlatıyor. Babasını çok özlemiyor; çocuklar nadiren özler. Başına buyruk babasına duyduğu öfkeyle, hayranlıkla karışık sevgi roman boyu bize yansıyor, hikâye en sonunda babasını ne kadar çok sevdiğini anlayan bir oğul tarafından anlatılıyor.
İngilizce’den kısaltarak çeviren: Öznur Yalgın
Irish Times






