Babam ve Amcam
28 Eylül 2018 Öykü

Babam ve Amcam


Twitter'da Paylaş
1

Ne sokağı hatırladım, ne apartman girişini. İlk defa geliyorum sanki. Ne ilginç. Duvarlar kiremit rengiymiş. Gülüyorum kendime. Onu da hatırlayacak değildim ya. Yirmi yıl oldu. Kim bilir kaç kere boyadılar. Sadece semtin adı kalmış hafızamda. Aynı şehirde yaşayan ve sık sık ziyarete gelen abim emin adımlarla önden ilerliyor. Takip ediyorum sessizce. İçimde bir kıpırtı. Dış kapıda otomata basıp bekliyoruz.

Görmeye dayanabilecek miyim?

Belleğimde çalan kapı zili zonkluyor kulaklarımda. Evin içi curcuna, bir telaş, bir heyecan. Yüzlerde tatlı bir tebessüm. Kolay değil nişan günüm. Başlangıçlar güzeldir sonunu bilmeyince. Aklım beş karış havada selamlıyorum misafirleri. Tek derdim güzel görünmek. Elimi başıma götürünce topuzumun kenarının bollaştığını fark ediyorum. Saçlarımı düzeltmek için kalabalıktan süzülüp odama atıyorum kendimi. Aynamın kenarında bir not babamdan. ”Günlerin ak, yolun aydınlık olsun. Mutlu yaşa.” Ve tarih. Şimdi cüzdanımda taşıdığım kağıt parçasını okşuyorum gülümseyerek. Gençken hayat ne güzel.

Kapı çalmaya devam ediyor. Biri açtı nihayet. Babamın haykırışıyla odadan fırlıyorum. Kim geldi, ne oluyor? Aceleyle koşturuyorum. Amcam yıllardır süregelen anlamsız küslüğü bitiriyor. Kapıda durmuş gülümsüyor. Babamın özür dileyen sevinçli gözleri neredeyse yuvasından çıkıp sarılacak. Tek kelime dökülüyor dudaklarından: “Abi.” Eline sarılıyor. Amcam öptürmüyor . Kucaklaşıyorlar. Nişan günüm bir kat daha anlam kazanıyor. Amcam da geldi. Eteğimdeki zilleri babama veriyorum. O çalıyor.

Otomatın sesiyle dağılıyor zihnimdeki kucaklaşmalar. Kalbim çarpıyor. Titreyen elimle çantamın sapını sımsıkı kavrıyorum. Hastalığını biliyorum. Doktor olmayı sevmiyorum bu zamanlarda. Hiç şansı olmadığını bilen değil ne kadar umut var diye soran taraf olmak istiyorum. Babamı da yıllar önce ellerimden çekip alan hastalığın bazen de insaflı davranabileceğine inanmak istiyorum. Kendimi kandıramıyorum.

Sarılmaya dayanabilecek miyim.

Apartman girişindeki dönerli merdiveni tırmanıyoruz. Hâlâ hatırlamıyorum. Ne bir renk ne bir doku. Neyse ki birinci kat. Yengem kapıda durmuş bizi bekliyor. Ne iyi ettiniz, hoş geldiniz, diyor abimle aramızdaki boşluğa bakarak. Öpüşüyoruz. Dik durmaya çalışıyor. Bir koluyla kapının pervazından güç alarak ayakta durduğunu fark ediyorum. Dizlerine ve gözlerine hoyrat davranmış yıllar. Güçlükle yürüyor. Terlik çıkarıyorum dolaptan hiç sormadan, daha dün ayrılmışım gibi.

Girişteki küçük odada başı yukarı kaldırılmış boş hasta yatağını görüyorum. Baş ucundaki sehpa üzerinde plastik kolonya şişesi, kâğıt havlu rulosu, su dolu sürahiyle bir bardak duruyor. İçim burkuluyor. Babamınki gibi. Koridoru geçip salona doğru ilerliyorum. Geleceksin diye çok sevindi, diyor arkamdan takip eden yengem. Biraz daha eziliyorum. Salonun kapısından bakıyorum. İşte karşımda. Bastonundan güç alıp kanepeden yavaşça ayağa kalkıyor. Ne kadar zayıflamış. Yanakları çökük, omuzları düşmüş. Sırtında yün yeleği. Üşüyor demek. Takma dişlerini çıkarmış dudakları büzük. Bollaşan pantolonunun dizleri sarkmış. Ağrısı çok, biliyorum. Yine de gülümsüyor.

Konuşmaya dayanabilecek miyim.

Karşı karşıya duruyoruz. Gözlerinin içine bakıyorum. Ruhunu görüyorum. Çok yakınız. Sarılıyorum. İncecik bedeninden kalbine giriyorum. Kendimi buluyorum.

“Seni bekliyordum ne zamandır,” diyor o.

“İşler, güçler, mesafeler,” diyorum, utanıyorum. Yün yeleği ıslak yanağımı gıdıklıyor.

Babamın kollarıyla sarılıyorum ona. Babamın nişan günümdeki hasret dolu gözleriyle bakıyorum. Mümkün olsa o sarılırdı demek istiyorum. Ben babam oluyorum amcama sarılırken. İki kardeş kucaklaşıyoruz. Amcam babam oluyor sonra. Ben baba hasretimi iliklerime kadar çekiyorum. Titriyorum.

Görüyorum, sarılıyorum, konuşamıyorum


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Emrah Sağlam
Zaman, mesafeler, hastalıklar, pişmanlıklar ve özlem.. daha bir sürü şey söylerim bu öykü için, bana hissettirdiği binlerce duygu. Tebrikle... Nicelerine..
1:54 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR