Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

23 Ekim 2025

Hayat

Süpermarketler: Çağdaş Edebiyatın Tuhaf İlham Kaynaklarından Biri

Clémentin Rachet

Paylaş

0

0


Kent merkezlerindeki esnaf işletmeleri birer birer kapanıp büyük işletmeler şehir dışına taşınadursun, görünüşe bakılırsa yazarların süpermarketlere olan ilgisi hiç azalmıyor. Çağdaş edebiyatın, Annie Ernaux’dan Michel Houellebecq’e kadar, süpermarketlere karşı tuhaf bir hayranlığı var. Peki süpermarket gibi sıradan ve gündelik bir mekâna karşı gelişen bu ani ilgiyi neyle açıklayabiliriz? 

Tüketim toplumunun ortaya çıkmasıyla birlikte özel olarak süpermarketler, genel olarak da tüketime dayalı bütün mekânlar bir yandan eleştirel yargıları beslerken öte yandan dile getirilmemiş arzuları körüklüyor. Fransa’nın ilk hipermarketi 1963 yılında Françoise Sagan tarafından törenle açıldı. Yazarlar daha o zaman bile durumun farkındaydı ve  kültürel yatırım tercihlerini  süpermarketlerden yana kullanmakta, romanlarında modern tüketimin bu vazgeçilmez hale gelen “tapınaklarını” ele almakta bir sakınca görmediler. 

Gerçekten de süpermarketler (ya da hipermarketler) zaman içinde giderek daha ilgi çekici hale geldi. Öyle ki, Annie Ernaux’nun 2014 yılında yayımlanan Regarde les lumières mon amour isimli kitabı bu konuyu ele alıyor ve cep versiyonunun kapağında turuncu bir alışveriş arabası var.

Cergy’deki Trois-Fontaines alışveriş merkezinin içinde bulunan Auchan isimli hipermarkette geçen ve günlük biçiminde yazılan  Regarde les lumières mon amour’un başlangıcı adeta bir manifesto. Yazar, kitabın ilk sayfalarında niçin böyle bir işe kalkıştığını açıklıyor: 

“Bugünkü yaşamlarımızı anlatmak için kendime konu olarak hiç tereddüt etmeden hipermarketleri seçtim. Kitabı, bu sözde yok-yerlere karşı gelişen -ancak kendi deneyimimle hiçbir biçimde örtüşmeyen- alışılagelmiş nefret söyleminden uzakta buraları ziyaret etmenin nasıl bir deneyim olduğunu aktarmak için bir fırsat olarak gördüm.” 

Sosyolog Marc Augé’nin ulaşım ve iletişimin yanı sıra tüketim mekânlarını da “yok-yerlerin” üç temel direğinden biri olarak belirlediğini hatırlayalım. Ernaux’nun böyle bir belirlemeden kuşku duymasının ve hipermarketler hakkındaki aşağılayıcı söylemi etkisiz kılmak istemesinin sebebiyse  hipermarketlerin simgelediği paradoks: Hem çekici hem itici, hem sürekli kötüleniyor hem de sürekli ziyaret ediliyor – kesinlikle nasıl olduğu belli olmayan bir yer. 

Şu bir gerçek, süpermarketlerde hiç de azımsanmayacak bir vakit geçiriyoruz. Dolayısıyla yazarlar açısından baktığınızda bu yerler, edebiyattaki temsillerini üretmekten sorumlu kişiler adına daha fazla ilgiyi hak ediyor.

“Hafıza mekânlarımızı ve nesnelerimizi seçiyoruz ya da hatırlamaya değer olanların neler olduğuna daha ziyade zamanın ruhu karar veriyor. Fransa’daki insanlar son kırk yıldır, yılda ortalama elli kez hipermarketleri ziyaret ediyorlar ama bu mekânların edebiyatta temsile layık görülmesi için epey zaman geçmesi gerekti.”

Süpermarketleri estetikleştirmek

Hayatlarımıza 1960’lı yıllarda giren büyük perakende modelinin nispeten yeni olduğunu düşünürsek süpermarketlerin anca son yıllarda kazandığı bu saygınlık tesadüfiyse bile eminim devamı gelecek çünkü son altmış yıldır gündelik hayatımızda nasıl bir öneme sahip olduğunu bilen ticari marka zincirleri, sundukları ürün çeşitliliğini sürekli güncelliyor. 

Ortalama büyüklüğe sahip çoğu şehirde merkezdeki dükkân sayısı hızla azalırken aynı zamanda kentsel deneyimin tuzu biberi olan sosyalleşme mekânları da ortadan kalkıyor ve bu da alıveriş merkezlerini, ticari bir teklif olmanın ötesinde, bünyelerinde yer alan sinemalar, kafeler ve sundukları kentsel etkinlikler dolayısıyla “yeni bir tür kent merkezi” haline getiriyor. Öyleyse şunu söyleyebilir miyiz, süpermarket ve hipermarketler Fransız banliyölerinin bistroları haline mi geldi? Bütün araştırmalarda hemen hemen aynı sonuçla karşılaşıyoruz; Fransa’da ortalama her yirmi kilometrede bir, bir hipermarket var. Kasten şehir merkezlerinden uzaklaşıyor ve yavaş yavaş şehir merkezi haline geliyorlar. 

Şu bir gerçek, pek az yere süpermarket kadar sık gideriz. Michel Houellebecq, ilk kitaplarının yayımlandığı 1990’lı yıllardan beri bunun farkında. Şiirlerinde ve denemelerinde süpermarketin önemli bir yere sahip. Houellebecq’in edebiyat dünyasına girişi olarak kabul edilen şiir kitabı La Poursuite du bonheur’ün (1991) açılışını yapan şiir “Hypermarché, Novembre” ismini taşırken ilk romanı Extension du domaine de la lutte’ün cep versiyonunun kapağında, beyaz zemin üzerine yerleştirilmiş bir dizi alışveriş arabası duruyor. 

Limoges’dan başlayıp Normandiya ya da İspanya üzerinde Paris’e uzanan bu parçalanmış süpermarketler coğrafyasında Houellebecq’in karakterleri için kentsel alanlar yalnızca birer kaygı ve keder kaynağından ibaretken süpermarketler onlarda hâlâ hayranlık uyandırmaya devam ediyor: 

“Bir Casino hipermarketi ya da bir Shell istasyonu, enerji dolu, göze çarpan, aynı zamanda arzu, mutluluk ve neşe uyandıran yegâne sosyal imkan olarak kaldı.” 

Ernaux ve Houellebecq, süpermarketi estetikleştirme çabasının önde gelen isimleri gibi görünse de, meslektaşları da onlardan çok geride değil: Laurent Mauviginer’nin Ce que j'appelle oubli (2011) adlı eserinden Marie-Hélène Lafon’un Nos vies (2017) ve Célestin de Meeûs’nün Mythologie du.12 (2024) adlı eserine ve hatta Atlantik’in diğer tarafında “Tüketim ve dış görünüş, zengin beyaz Amerikalının ethosu olarak sunuluyor,” diyen Bret Easton Ellis’in eserlerine, çağdaş edebiyatın süpermarketleri karşımıza farklı zenginlikte imge ve temsillerle çıkarken buralardaki karakterler sahte bir evcimenliğin yansımaları olarak beliriyor. Bütün bu yazarlar, ev içi aktivitelerle kitlesel tüketim arasındaki sınırı kasten bulanıklaştırırken bireyle gündelik tüketim mekânları arasında kurulan ve sürekli değişkenlik gösteren ilişkileri anlatıyorlar. 

Tüketim tapınakları

Hem her şeyi bir araya getiren hem de sözbirliğine imkân veren süpermarketler Houellebecq tarafından “dünyanın harikası”, Ernaux tarafından da “insanlığın büyük buluşması” olarak algılanmaya devam ediyor. 

Houellebecq’e göre süpermarket metafizikle mistik arasında, sınırda bir yer. Seratonin’in (2019) anlatıcısı bu durumu şöyle ifade ediyor: 

“Şu yaşa kadar hiç Leclerc alışveriş merkezlerinden birine adım atmamıştım. Gözlerim kamaştı.” 

Öyle ki, anlatıcının bahsettiği göz kamaştırıcı güzellik, hani neredeyse dini bir deneyimi çağrıştırıyor. Ve Annie Ernaux, Regarde les lumières mon amour’da genelde kiliselerde karşılaştığımız bir geleneğe atıfta bulunarak bu tür mekânlarda fotoğraf çekmeye izin verilip verilmediğini soruyor. Böylece aynı zamanda süpermarketlerin mimari açıdan ilgi çekici yerler olup olmadığını da sorgulamış oluyor.  

Sonuç itibariyle yaratıcı sanatların süpermarketlere olan ilgisi her geçen gün artıyor ama bu mekânların zihinlerimizdeki mevcut tasavvuru dönüşüm geçirmekte gecikiyor. Onları kasvetli neon ışıkları ve arka plan müzikleriyle hatırlıyor, en iyi ihtimalle can sıkıcı ve iç karartıcı buluyor, kaygı verici hafta sonlarıyla ya da gün içindeki sıkıcı ritüellerle bağdaştırıyoruz. 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Galler Mitolojisinin Unutulan Yaratıkl..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Mehveş Bingöllü

27 Ağustos 2025

Sipariş Yazı

Alois Hotschnig’in Belki Bu Defa Belki Şimdi’deki tüyler ürpertici öyküleri neden yazdığını bilmiyorum.Bir yıl önce Oggito’da yazmaya başladım. Beni çok etkileyen bir yazarın, Gerbrand Bakker’in üç kitabını art arda okuyup yazdığım “Kuytular” bu mecradaki ilk yazımdı.  Sonraki aylar boyu..

Devamı..

Naziler Niçin Bayeux Duvar Halısının P..

M. Horton-Insch

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024