Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Ağustos 2020

Şiir

Bağbozumu Şarkıları: Yaşamın Şiirle Hasadı

Yalın Gündüz-Alper Çalgüner

Paylaş

2

0


Aradığının, adadığının, adandığının, kendi gerçeğinin kendinden ötede olmadığına ilişkin bir bilinçte şair.

“Bir insanın size neler söylediğini unutabilirsiniz, hatta, neler yaptığını unutabilirsiniz, ama size neler hissettirdiğini asla unutmazsınız” der Maya Angelou. Yeni kurduğumuz okuma grubunun Şükrü Erbaş okumasını bu sözleri anarak açtık. Bağbozumu Şarkıları kitabı üzerine konuşurken şairin bir öykü anlatmaktan çok, bir resim çizen şiirlerinin bize duyumsattıklarını tartıştık beraberce. Erbaş, bir düş durumunu andıran resimleri kendisi gibi şiirle çizen Fransız meslektaşını Yozgat’ta geçen çocukluğundan bahsederken anıyor, “Rimbaud’yu bilmiyordum henüz” (63) diyerek. Eserindeki resimler yalnızca görsel değil, bütüncül bir tasarı olarak oluşuyor zihinde. Sesler, dokunuşlar ve duyumsayışın tüm insanca durumları yer alıyor bu resim-şiirlerde.

İlk olarak yirmi bin yıl önce yaşadıkları olguları, kavramları anlatmaya Lascaux’nun duvarlarına yaşanmışlıkları konduran atalarımız gereksinim duymuşlar. Olayları gördüğü gibi yansıtmak bir yerde yetmemiş insana: Binlerce yıl içinde önce hiyeroglife, sonra da yazı diline dönüşen simgeler tasarlamış. Kavramlaştırabildiğini sözcüklere dökmüş, anlatamadığını simgelere yüklemiş. Yalnızca klasik düzyazılar ve şiirler yoluyla da çözememiş insan tüm etkileşim gereksinimini. Modern döneme gelindiğinde anlatamadığı yaşanmışlığı dışavurumcu, gerçeküstücü, deneysel anlatımlar ile vermeye çalışmış.

Bu tarihsel süreçte Şükrü Erbaş’ın sırtını verdiği işte böyle melez bir sanat. Halk ozanlarımızın türküleri ve lirik şarkılarıyla beslenen, düzyazı şiirlerle unutamayacağımız resimler çizen ‘bir dünya şarkısı’ kuruyor Şükrü Erbaş. İlk şiirinin 1978 yılında yayınlanmasının 40. Yıldönümünde Burak Abatay tarafından derlenen seçkideki yazıların vardığı ortak nokta bu belki de: Algımızı çepeçevre saran bu çok boyutlu anlatımlara, bu şiire, yalnızca şiir diyebilecek miyiz şimdi? “Şiir gibi...” diye tanımlamalı belki de; şiirin de ötesinde oldukları anlamını yükleyerek.

Nasıl bir bağbozumu bu, Erbaş’ın hayatındaki? Şair her bir aşkın, sonbaharla beraber toplanan hasadını anlatmakta aslında bizlere; o yılın toplanan üzümünden bilinçli vazgeçişi, ekilen tohumlarla kendini yeniden inşa ederek devam eden kaderi... Kazandıklarımızdan, ulaştıklarımızdan, belki de umduklarımızdan vazgeçiyoruz her hasatla. Her bir aşk doruk noktasındaki haz ve hasatla son buluyor; her bitiş aslında yeni bir başlangıç. Aşk ulaşılan bir hedef değil bu açıdan; onu deneyimleyebilmek yaşamın tüm anlamı – yeni bir bağbozumuna kadar. Bizi bunlara güdüleyen de doğanın mevsimsel döngüsü müdür dersiniz, her baharla damarlarımızda kıpırdanmasını hissettiğimiz, her sonbaharın hazzıyla tükendiğimiz? Kaderin döngüsünde yeni aşklar, yeni heyecanlar, ve yeni bağbozumları var. Hem de üzümün tadının –her seferinde yeni yeni boyutlarda, anlamlarda– alınıp, yeniden vazgeçilecek olduğu bağbozumları.

Eserin önsözünde Binbir Gece Masalları’ndan yapılan alıntıyla “Kurtar canını tüm bağların zulmünden” diye sesleniyor Erbaş. Ne yazık ki, bağların mevsimsel kaderiyle örülü yaşamımız: “Ama asla kendi canından başka can bulamazsın!” Bulup bulacağımız belki de sadece umut, yeniden aşkla kucaklaşmanın umudu. Kendimizi bağlardan kurtarmaya çalışıp doğanın döngüsel zulmünden esirgemek istesek de, bu candan başka can yok diyor Erbaş. Şu tek atımlık canımızı aşka ve şiire bırakmaktan başka yol yok: Tek teselli, aşkların aynı şiirler gibi her okunuşta farklı yaşanışları çağrıştırması, sezdirmesi ve bu sürecin şiirleşmeyi sürdürmesi öyleyse. Her bağbozumunun yeni hasatlar, doğuşlar, yeni yaşamlar, yeniden anlamlanmalar içerdiği gibi.

Başkaldırının değil, kabullenişin şairi Erbaş. Doğayı deneyimlerken pişen ve onda yaşananın parçası olmayı kabullenen olgun bir kalemin dizeleri bu kitapla şiirin hasadını toplayan. Yaşamış, kabullenmiş, vazgeçmiş, yine aramış. Aramaktan da vazgeçmeyecek. Kendinden genç bir ışığın parıltısına kapılan divane bir ateşböceği gibi yeniden yaşanan baharlar örülü şair yüreğinde: “Öyle bir sonsuzluk ki ömrün ömrümde / Sende duruyor dünyanın bütün zamanları.” (13) Oysa her deneyimli kalp gibi, aşk yalanının farkındadır için için: “Seni değil / Kendi etimi öpüyordum ben / Ey mazlum hayal, kanatlı yalnızlık / Sensin bütün arzulardan esen.” (23) Aradığının, adadığının, adandığının, kendi gerçeğinin kendinden ötede olmadığına ilişkin bir bilinçte şair. Neyse yaşadığın, bulduğun, sevdiğin, senin gerçeğindir ve senden ayrı, senden başka değildir aslında. Bunu bildiğinde, yalnızlık içinde bile bir bütündür insan; kendiyle ve aşkıyla. Ne kadar birsen, o kadar dingin, ne kadar uzaksan kendine, o kadar devingen; bir olgunluk türküsüdür söylediği Erbaş’ın, Can’ın bireyde başlayıp bittiğini bilen: “Kalbim / Kederin kime / Uzak sensin.” (21)

Erbaş’ı günümüzde okumak, okunduğu zamanın ruhundan bağımsız değil elbette: “Zaman bedenimde tozlanıyordu / Güneş evlerden çok / Mezar taşlarını ısıtıyordu” (7) dizeleri, 2020 yılı karantina günlerimizin tablo tasviri sanki. Şu günlerimiz tarihe Erbaş’ın Elias Canetti’den alıntıladığı gibi geçecek: “Her şey daha çok zaman olsun diye hızlandı. Zaman ise gittikçe azalmakta.” (66) Bu kitabı yazmasaydı Erbaş, okuma grubumuz ne bağbozumlarının resim-şiirsel anlamları içinde kaybolacaktı, ne de yaşamımızın – bir pamuk ipliğine bağlı olduğunu pandemi günlerinde ürpererek tekrar hissettiğimiz şu nankör yaşamımızın– mevsimsel döngüde bir buğday başı kadar geçici olduğunu hatırlayacaktı. Şükrü Erbaş’ın sözü yolu bağbozumuna düşen her gönüle: “Yazmasaydım, yaşamamış olacaktın.”

http://www.yalingunduz.com

[email protected]

instagram.com/yalin.edebiyat

twitter.com/yalinedebiyat

[email protected]

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yeni Anlatılar: Diji-modern Metinler,..D. G. İbrişim
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

D.J. Taylor

20 Kasım 2025

İngiliz Edebiyatının Yükselişi ve Düşüşü

Oxford kendi ulusal diline ve o dilde ortaya konan edebiyata çok az ilgi gösterdi.İngiliz Dili ve Edebiyatı öylesine geniş fırça darbeleriyle ve öylesine parlak renkli bir tuval üstünde çalışılır ki, kişilikler müfredatı gölgede bırakır. Bu yüzden edebiyat ele..

Devamı..

Kimsenin İnanmadığı Bir Demokrasi

Bamo Nouri

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024