Bazı bekleyişler var ki dile gelmiyor, kelimelere dökülmüyor. Ne kadar anlatmak, kusmak, bağırmak istesen de içinde kalıyor. Denedikçe içinde büyüyor, daha beter oluyor, dışarı çıkmıyor. Örneklerle doluyorsun anlatmaya çalışırken. Hangi örneği anlatacağını, hangi birini yazacağını bilemiyorsun. Hani yalnızlığın en sadık rahatlaması yazmaktır ya hangi örneği hangi sırayla yazacağını bilemiyorsun. Dilimi kaybettim diyorsun. Başlayamıyorsun. Bir sigara sarıyorsun. Bir kahve yapıyorsun. Su içiyorsun. Tuvalete gidiyorsun. Telefonu kurcalıyorsun. Bir türlü başlayamıyorsun. Başlayabilmeyi bile bekliyorsun. Kelimeleri bekliyorsun. Silme tuşuna bastığında sağdan sola siyahların tamamen kaybolmasını bekliyorsun. Yazmaya başlasan bitirmeyi bekliyorsun. Ya da arkadaşının gözlerinin içine bakıp bekliyorsun parmaklarını kütleterek. Boğazında düğümleniyor.
Mesela bir plan yapılıyor. Bütün gün o planın saatini bekliyorsun. Duş alıyorsun. Evi temizliyorsun. Etrafı toparlıyorsun. Tıraş oluyorsun. Markete gidiyorsun. Yemek yapıyorsun. Yemeğin pişmesini bekliyorsun. Beklemiyormuş gibi davranıyorsun. Haber gelmiyor. İptal edildiğine dair bile haber gelmiyor. Gelmedikçe bekliyorsun. Saatler geçiyor. Beklediğin için başka iş yapmıyorsun. Sürekli telefona bakıyorsun. Bir mesaj, bir arama bekliyorsun. Bir film açıyor, dolmasını bekliyorsun. Biraz sonra takılıyor, tekrar dolmasını bekliyorsun. Su koyuyor, kaynamasını bekliyorsun. Telefona bakıyorsun. Gözünü telefondan ayıramıyorsun. Kapının ziline kulak kesiliyorsun. Evi bilmediğini bildiğin halde zilin çalmasını bekliyorsun. Ben kapıdayım demesini bekliyorsun. Telefonun çalmasını bekliyorsun. Sesini kısıyorsun. Işığının yanmasını bekliyorsun. Işığı yanarsa daha iyi görebilmek için karanlık bir yere koyuyorsun. Bildirimsiz telefonun mesajlarını açıyorsun. Mesajlarda bekliyorsun. Altıncı kahven için suyun kaynamasını bekliyorsun. Öksürüğünün geçmesini bekliyorsun. Otuz altıncı sigaranın bitmesini bekliyorsun. Bari iptal ettiğin diğer planlardan bir haber gelir diye bekliyorsun. İçin öfke doluyor. Geçmesini bekliyorsun.
Uyumadan geçmeyeceğini biliyorsun. Bekliyorsun. Yatağa yatıyor, üstünü örtüyorsun. Uyumayı bekliyorsun. Birkaç dakika sonra telefonu eline alıp mesajlara giriyorsun. Bu sefer telefonu uzağa atıyorsun. Gözlerini kapatıp kafanın içinde dolanan öfkeli düşüncelerin bitmesini bekliyorsun. Uyuyamıyorsun. Uyuyamayacağını biliyorsun. Kalkıp tekrar telefona bakıyorsun. Dört gün önce verilen başka bir sözün hala gerçeğe dönüştürülmediğini görüyorsun. Anlam veremiyorsun. Anlam arayışının bitmesini bekliyorsun. Maillerine bakıyorsun. Haber alamıyorsun.
Telefon çalıyor. Yerinden sıçrıyorsun. Ümit tüm bedenini ele geçiriyor. Miden yanıyor. Yüzünde aptal bir gülümseme beliriyor. Hızlıca telefona koşuyorsun. Telefon operatöründen gelen mesajı görüyorsun. Telefonu koltuğa fırlatıyorsun. Onun gelmeyeceğini biliyorsun. Ancak kalan son ümit ışığı zihninin duvarlarına çarpa çarpa canını yakıyor. Nefesini daraltıyor. Öfkeni aydınlatıyor. Kalkıp duvara yumruk atmak istiyorsun. Alçının çıkmasını bekleyeceğin aklına geliyor. Alıp yastığı ısırıyorsun bağırarak.
Balkondan bakıyorsun. Yolu izliyorsun. Yolun ortasında durmuş arabanın korna çalışının bitmesini bekliyorsun. Daha da öfkeleniyorsun. Arabaya bir saksı atmak istiyorsun. Saksının düşmesini beklemek istiyorsun. Kavga etmeye korkuyorsun.
İçeri giriyor, tekrar yatağa yatıyorsun. Örtüyü kafana kadar çekip derin derin nefesler alıyorsun. Gözüne ilişmiş ışığın silinmesini bekliyorsun. Ayaklarını sallıyorsun. Kalkıp tekrar telefona bakıyorsun. Mesajlara, maillere... Henüz bir dakika önce girip baktığın tüm programları tekrar kontrol ediyorsun. Suçluyorsun. Bir haber dahi gelmedi diye suçluyorsun. İnsan yerine konulmadığın için, değersiz görüldüğün için, onun için bu kadar uğraştığın için, başka planlar yerine onu tercih ettiğin için, bütün gün hiçbir şey yapmadığın için onu suçluyorsun. Öfkenle savaşıyorsun.
Yedinci kahvenin biraz soğumasını bekliyorsun. Kırmızı gökyüzüne bakıp güneşin batmasını bekliyorsun. Karanlığın gelmesini bekliyorsun. Karanlık gelince her şey daha kolay olacak, biliyorsun. Dışarı çıkıp yürümek, hatta koşmak istiyorsun. Sabah söylediğin bir damacana suyun tam o arada geleceğini düşünüp vazgeçiyorsun. Boş damacanaya bakıyorsun. İçeri gidip telefona bakıyorsun. Yaptığının ne kadar saçma olduğunu düşünüp bir bildirim gelene dek telefona bakmayacağına dair kendine söz veriyorsun.
Tekrar pencereye çıkıp yolun başında onu görmeyi bekliyorsun. Belki sürpriz yapıp evi bulacaktır, ondan haber vermemiştir diye düşünüyorsun. Bu aptalca düşünceden kurtulmayı bekliyorsun. İçeri giderken bir an durup geri dönüyor, yolun başına tekrar bakıyorsun. Ardından apartmanın girişine bakıyorsun. Sucu aşağıdadır belki diye düşünüyorsun. Yumruğunu sıkıp içeri giriyorsun. Bir sigara sarıyorsun. Çakmağın yanmasını bekliyorsun. Uzaktan telefona bakıyorsun. İçindeki korkunç, karşı konulamaz hisle savaşıyor, filmi yeniden başlatıyorsun. Üç dakika sonra tekrar donan filmin dolmasını bekliyorsun. Masaya yumruk atıyor, kalkıyorsun. Film oynamaya başlıyor. Tekrar oturuyorsun. Film yine donuyor. Telefonun ışığı yanıyor. Yine bir önceki hisler doluyor. Telefona koşuyorsun.
Arayanın annen olduğunu görüyorsun. Aramayı meşgule atıp telefonu koltuğa fırlatıyor ve küçük bir çığlık atıyorsun. Dışarı çıkıp koşmak istiyorsun. Boş damacana sana bakıyor. Bir kitap okumayı düşünüyorsun. Bölünür diye başlamıyorsun. Bilgisayarda her zaman oynadığın oyunu oynamak için oturuyorsun. Donup duran filmi kapatıyorsun. Yanıt vermeyen tarayıcının beyaz sayfasında dönen yuvarlağı bekliyorsun. Oyun oynarsam telefona bakmam, zamansa çok hızlı geçer diye düşünüp öfkenin dinmesini bekliyorsun. Zilin çaldığını duyup kapıya koşuyorsun. Yine aynı ümit ve heyecan ayaklarına güç veriyor. Diyafona kim o diye bağırıyorsun. Ses gelmiyor. Bir daha bağırıyorsun. Yine ses gelmiyor. Bozulmuştur diye düşünüp kapıyı açıyorsun. Kapı kilidinin açılma sesi geliyor. Kapının açılmasını bekliyorsun. Diyafon kapanıyor, tekrar açıp bekliyorsun. Ses gelmiyor. Belki kapı açıktı ve ben kapıyı açmadan önce zaten içeri girmişti diye düşünüyorsun. Ya da diyafon kapandığı sırada apartmana girdi diyorsun. Hevesle evin kapısını açıyorsun. Karanlık apartmanda hiçbir ses duymuyorsun. Alt katların ışığına bakıyorsun. Yanmıyor. Işığı açıyorsun, belki sucu yolun yarısındayken sönmüştür diye. Merdivenlere bakıp bekliyorsun. Tekrar ışık sönüyor. Bekliyorsun. Kimse gelmiyor. Kapıyı çarpıp içeri dönüyorsun. Yumruklarını sıkıp küçük bir çığlık atıyorsun. Tam duvara vuracakken duruyorsun.
Telefonu alıp her şeyi tekrarlıyorsun. Birkaç kişiye saçma sapan mesajlar atıyorsun. Bekliyorsun. Bilgisayarın başına tekrar dönüyorsun. Yeniden başlatmak zorunda kalıyorsun. Yorgun bilgisayarın açılmasını bekliyorsun. Siyah ekranda öfkeli ve çaresiz yüzünü izliyorsun. Bilgisayar güncelleme yapmaya başlıyor. Telefona bakıyorsun. Işığın yanmasını bekliyorsun. Attığın mesajlar görülmüş mü diye kontrol ediyorsun.
Bir hayalet olduğunu düşünüyorsun. Pencereye çıkıp aşağıya bakıyorsun. Ne kadar sürede düşerim diye düşünüyorsun. Yoldan geçen adamın üstüne düşecek şekilde atlamak istiyorsun. Kendinden korkup tekrar içeri dönüyorsun. Telefonun ışığı yanıyor. Bu sefer haber geldi diye sıçrıyorsun. Yine aynı ümitle… O sonradan gönderdiğin saçma sapan mesajlardan birine cevap geldiğini fark ediyorsun. Ümidin yükseliyor. Ancak sadece mesajını beğendiğini görüyorsun. Kimsenin umursamadığı bir hayaletim diyorsun. Telefonu koltuğa fırlatıyorsun. Su firmasını arıyor ve öfkeni onlara kusmak istiyorsun. Mesai saatlerinin bittiğini duyuyorsun. Bugün su gelmiyor.
Yapmaman gerektiğine sonuna kadar inanmış olmana rağmen sonunda hırsına yenik düşüp ona mesaj atıyorsun. Kendine öfkeleniyorsun ancak bundan kurtulmanın başka yolunun olmadığını düşünüyorsun. Plan iptal mi diye soruyorsun. Ekrana bakıp bekliyorsun. Dakikalarca mesajına bakıyorsun. Görülmüyor. Bekliyorsun. Sonunda telefonun sesini açıp koltuğa fırlatıyorsun. Bu kez telefona bakmama gerek yok diyorsun.
Pencereye çıkıyor ve yıldızlara bakıyorsun. Bir yıldız kaymasını bekliyorsun. Bu saçmalıkların bitmesi için bir dilek dilemeyi bekliyorsun. Yıldız kaymıyor. Su gelmiyor. Mesaj gelmiyor. Bilgisayarın güncellemesi bitmiyor. Öfkenin geçmeyeceğini kabul ediyorsun. Suyun gelmeyeceğini kabul ediyorsun. Onun gelmeyeceğini kabul ediyorsun. Son bir kez diyerek telefona bakıyorsun. Mesajını görmeyişini izliyorsun.
Giyinip çıkıyorsun. Binanın ışığını açıp merdivenlerden iniyorsun. Altı katın merdivenleri sonsuza uzanıyor. Bir yandan iniyor diğer yandan bitmesini bekliyorsun. Işığı sensörlü olmayan binanın üçüncü katında durup ışığın sönmesini bekliyorsun. Bekliyorsun. Işık sönüyor, yeniden yakıyorsun. Çünkü karanlıktan korkuyorsun. Önlem olarak telefonun ışığını açıyorsun. Telefonuna bildirim gelmiş mi diye bakıyorsun. Sonra mesajın görülmüş mü diye… Apartmandan çıkıp parka doğru gidiyorsun. Yolda anneni arıyor kısa bir konuşma yapıyorsun. Görünür olduğun tek insanla konuşmaya hala hayatta olduğunu hissedebilmek için ihtiyaç duyuyorsun. İşe yaramıyor.
Boş bulduğun ilk banka oturuyorsun. Telefonuna bakıyorsun. Öylece bekliyorsun. Kendine olan öfken dinmiyor. Saldırmaya hazırlanan kedinin hamle yapmasını bekliyorsun. Böcek hareket ettikçe hazırlığı bitmeyen kedinin yakınına bir taş atıyorsun. Kedi kaçıyor. Rahatlıyorsun. Mesajının görülmediğini teyit ediyorsun. Umarım kolu kırılmıştır, üzerine meteor düşmüştür, telefonu parçalanmıştır, çalınmıştır, hastanededir, karakoldadır diye düşünüyorsun. Sonra telefonuna bir şey olduysa bir arkadaşının telefonundan haber verebilirdi diye düşünüyorsun. Ardından umarım ölmüştür o yüzden haber verememiştir diye düşünüyorsun. Geç olan saatin farkında olarak artık gelmeyeceğini biliyorsun ancak o içindeki umut ışığı asla savaşı kaybetmiyor. Yine de bir mesaj bekliyorsun. Öfkeyle telefonu kapatıyorsun. Cebine koyup sokak lambasının etrafında uçuşan sinekleri izliyorsun. Farklı bir harekette bulunmalarını bekliyorsun. Bir mucize bekliyorsun. Nasıl olduğunun hiçbir önemi olmayan bir mucize bekliyorsun. Etrafındaki insanların yüzüne dahi bakmadan geçmelerini izliyorsun. Laf atmalarını bekliyorsun. Görünür olmak istiyorsun. Dayanamayıp eve dönüyorsun.
Merdivenlerin bitmesini bekliyorsun. Işığın sönmesini bekliyorsun. Doğru anahtarı bulmayı bekliyorsun. Suyun kaynamasını bekliyorsun. Dayanamayıp telefonu açıyor mesajının görülmesini bekliyorsun. Telefonu koltuğa atıp bilgisayara bakıyorsun. Güncellemenin devam ettiğini görüyorsun. Yatağa girip örtüyü yüzüne çekiyorsun. Uyumayı bekliyorsun. Başka çaren olmadığını biliyorsun. Uyumaktan başka, bugünün bitmesinden başka bir yol olmadığını düşünüyorsun. Gözlerini sıkıca kapatıyorsun. Göz kasların acıyor. Bir o tarafa bir bu tarafa dönüyorsun. Uyumayı bekliyorsun. Uykudan en ufak bir iz bekliyorsun. Gecenin sonsuza kadar sürmeyeceğine inanmak istiyorsun. Gözlerini açıyor, tavanı izliyorsun. Işığı yanıyor mu diye telefona bakıyorsun. Gözlerini kapatıp duvara dönüyorsun. Kafanda dönen korkunç düşünce yığınlarından uyuyamıyorsun. Kalkıyorsun. İlaçlarını içiyorsun. İçeri gelip tekrar telefona bakıyorsun. Girebileceğin tüm programlara giriyorsun. En sonunda mesajın görüldü mü diye kontrol ediyorsun. Bekliyorsun. Bekliyorsun.
Görüldü yazısını hemen ardından yazıyor kelimesini görüyorsun. Tüm vücudun bir anda aydınlanıyor. Bekliyorsun. Yazmasını bekliyorsun. Göndermesini bekliyorsun. Geliyorum demesini bekliyorsun. En azından bir açıklama bekliyorsun. Özür geliyor. Son anda bir işi çıktığını, saatlerdir çalıştığını ve telefonu yeni eline alabildiğini söylüyor. Çok özür diliyor. Bir süre cevap vermiyorsun. Öylece mesajlara bakıyorsun. Tekrar tekrar okuyorsun. Olsun diyorsun. İş daha önemli, sorun yok. Ben de film izledim zaten. Yaptığı işi gönderiyor. Güzelmiş diyorsun. En sonunda cevap vermiyorsun. Öfken diniyor. En azından açıklama yaptı diyorsun.
Bugünün bitmesi gerek diyorsun. Telefonu fırlatıp yatıyorsun. Artık için rahatlamış hissediyorsun. Uykunun gelmesini bekliyorsun. Gelseydi, şunları yapardık diye hayaller zihnini esir alıyor. Uyuyamıyorsun. Kalkıp güçlü bir uyku ilacı alıyorsun. Maksimum yarım saat, işte bitiyor her şey, bu işkence bitiyor diyorsun. Kalkıp bilgisayara gidiyorsun. Televizyonda zap yapan koca göbekli, top sakallı bir amca gibi youtube da videodan videoya geçiyorsun. On beş dakika geçiyor, ilacın hiçbir etkisini göremiyorsun. Kalkıp bir tane daha içiyorsun. Sonu ne olursa olsun bitecek bu gece diyorsun. İlacın etkisini göstermesini bekliyorsun. Videonun açılmasını bekliyorsun. Yuvarlağın dönüp videonun tekrar oynamasını bekliyorsun. Çakmağın yanmasını bekliyorsun. Kornanın durmasını bekliyorsun. Bu kez öfkelenmiyorsun. İkincisini içmesine rağmen ilacın etkisi başlamıyor. Üçüncüyü içmeyi düşünüyorsun. Dördüncüyü. İlacı toz haline getirip suya karıştırmayı düşünüyorsun. İlacı kutusuyla yemek istiyorsun. Mutfağa gidip bir litrelik soğuk su şişesini alıyorsun. Yan odadan ilaç kutusunu alıyorsun. İkisini de yatağının baş ucuna koyuyorsun. Yatağa girip örtüyü başına kadar çekiyorsun. Yastığa sıkıca sarılıp duvara dönüyorsun. İlacın etkisini göstermesini bekliyorsun. Zihnindeki seslerin susmasını bekliyorsun. Uykuyu bekliyorsun.






