‘Yalnızlık insanın gerçek kendisine, özüne bağlamamasından kaynaklanır. ‘
Zaman zaman hepimiz yalnız olduğumuza inanır ve yalnızlık hissedebiliriz. Gerçekten yalnız olduğumuz doğru mudur? Yoksa sorgulanmadan inandığımız bir hikayemiz midir yalnızlık?
Yalnızlık ‘yalnız olma durumu’ ve ‘kimsesiz olma’ şeklinde tanımlanabilir. Sözlüklerin tanımladığı yalnızlık yalnız olma ya da kimsesiz olma şeklinde olsa da ruhsal alanda kullanılan yalnızlık kavramı farklıdır. Örneğin çeşitli nedenlerle tek başına yaşayan bir insan yalnız olma durumunu deneyimlese de yalnızlık yaşıyor olmayabilir. O insan yalnız yaşıyor olsa da özüne bağlı olduğu sürece kendisini yalnız hissetmez çünkü o özü ile beraberdir. Hepimiz zaman zaman kendimizi yalnız hissedebiliriz. Ben de uzun seneler yalnızım düşüncesine inandım ve büyük bir ailem, arkadaşlarım ve yaşamımda pek çok insan olmasına rağmen yalnızlık çektim ve yalnızlığımın gerçek olduğuna inandım. Bu sorunumun da dışarıdan çözümlenebileceğine inandım. Yaşamıma Byron Katie’nin The Work yöntemi girdikten sonra düşüncelerimi sorgulamayı ve onlara doğruluk testi vermeyi öğrendim ve böylece yaşamıma ışık sokacak bir pencerenin hep orada olduğunu ve beni beklediğini fark ettim. Kendimi yalnız hissettiğim ve bu yüzden de hüzünlü olduğum bir gün gerçekten yalnız olmadığımı ve bunun sadece sorgulanmamış bir hikâye olduğunu fark ettim.
Ben yalnızım. Bu doğru muydu? Hayır yalnız değildim. Her şeyden önce bedenim vardı bana eşlik eden. Nereye gitmek istesem beni götürüyordu. Sonra düşüncelerim vardı her anımı dolduran ve beni bir an bile yalnız bırakmayan. Gökyüzü, bulutlar, yıldızlar, güneş, ay, kuşlar, çiçekler, yollar, sokaklar, caddeler, çöp arabaları, kediler, köpekler, insanlar, mobilyalar, dükkânlar, ağaçlar ve daha neler vardı benimle yaşamımı paylaşan ve destekleyen. Hepsinden ötesi Özüm vardı her zaman ve her an benimle olan. Farkındalık denen o muhteşemlik vardı. Gözleyen, olanı yargılamadan, taraf tutmadan izleyen ve tanık olan o mukaddes varlık vardı içimde.
Ben yalnızım düşüncesine inandığım zaman nasıl bir hayat deneyimliyordum? Eksiklik, boşluk ve bitmeyen derin bir hüzün ve ayrılık duygusu. Korku, çaresizlik, yalnızlık. Bu duygulardan kaçmak için arayış çabasına girdiğimi ve bağımlılıklar oluşturduğumu fark ettim. Yalnız kalmaktan korktuğum için bu durum insanlar ile olan ilişkimi de etkiliyordu. Onlara zaman zaman taviz veriyor ve hayır diyemiyordum. Sevilmemek ve terk edilmekten korktuğum için korkusuz, cesur, gerçek kendim olamıyordum.
Yalnızım düşüncesine inanmadığım zaman bütünlüğü tüm güzelliğiyle deneyimliyordum. Her şey benim parçam, ben de her parçaya ait oluyordum. Sarılmış, sarmalarmış, desteklenen ve ait olan, sevilen, seven ve sevginin ta kendisi olduğumu hissediyordum. Kimseden ayrılmıyor ve bütünleşiyordum. Huzurlu ve güven içinde idim.
Hakikatte yalnızlığımın hikâye olduğunu ve bu hikâyeyi yalnızım düşüncesine inanarak yazdığımı farkına vararak yalnız düşüncelerin ötesindeki dünyaya uyandım. Ben yalnız değildim, yalnız olduğumu söyleyen düşüncelerim vardı.
Özüne bağlı olmayan ve özünü terk ederek kendisinden bağını koparan insan yalnız kalır. Çünkü orada yoktur. Olması gereken yerde yani yuvada ya da merkezde olmadığı içinde yalnızdır. Kendisini terk etmiş ve yalnız bırakmıştır. Sonuç ise deneyimlenen kocaman bir yalnızlıktır.
Yalnızım diyen insan ‘ben’ denen kimliğine bağlanır ve zihninde diğerini yani ‘seni’ yaratır. Bütünden yani BİZ’den ayrılan zihin Özden ayrılarak kendini terk eder ve dolayısı ile kendini terk ettiği için de yalnızlaşır. Yalnızlığının sebebinin Özünü terk ettiğinin bilincinde olmayan birey yalnızlık hissine dayanamaz ve bu deneyiminden kurtulmak için dışarıdan çare aramaya başlar. Kendini yalnız hissetmeyeceği insanı ya da insanları buluncaya kadar yalnızlık dalgalarını deneyimler. Yalnız olduğuna inandığı kabustan kurtulmak için çabalar. Yalnız olduğu düşüncesine inanıp üzüntü, kaygı, depresyon gibi olumsuz duyguları hisseder.
Özüne bağlı olmayan insan yalnızlık duygusundan kurtulabilmek için çareyi dışarıda arar ve dışa bağımlı olmaya başlar. Bağlandığı insanlar onu bir süreliğine yalnızlık duygusundan kurtarsalar da bir sorunu çözeyim derken başka bir sorun başlatır. Yalnız hissetmemek için dışarıya bağımlı olur ve bağımlı oldukları kişi ve objeleri kaybetmekten korkmaya başlar.
Gerçekte, yalnız olmak ile yalnızlık arasında muazzam bir fark vardır. Yalnız olmak ya da yalnız kalmak o anda kendiniz ile baş başa kalmaktır. Yanınızda kimsenin olmadığı anlamına gelir. Yalnız olmak yalnız hissetmek değildir. Sadece o anda sizin yanınızda başka bir beden yoktur. Yalnız kalmış bir insan özüne bağlı olduğu sürece kendisini yalnız hissetmez çünkü o anda var olmaktadır. Bağlıdır. Bağlı olan insan yalnız kalsa da yalnız olamaz.
Yalnızlık duygusu göğsünüzde yankılanan ve adeta kalbi kırbaçlayan türden bir ağrıdır. Ne yaptığın veya kiminle olduğun önemli değildir. Çevrende binlerce insan bile olsa yalnız hissetmek mümkündür. Çünkü o insan o anda kendine yani özüne bağlı değildir. Kısacası yalnızlık, hayatınızdaki, ne yaparsanız yapın doldurulamayacak gibi görünen o belirgin, büyük boşluktur.
Yalnız olmak o an için yaşanan bir deneyimdir. Yalnızlık ise ruh halidir. Yalnızlık yalnız olmaktan farklıdır. İnsanlarla çevrili olabilir, sanal dünyada yüzlerce teknoloji arkadaşıyla bağlantı kurabilir veya geniş bir aile ile yaşayabilir ve yine de yalnız hissedebilirsiniz. Yalnız olmak ise olmak ile alakalı değildir. Bir süre bir yerde yalnız kalabilirsiniz ama yalnız hissetmek zorunda değilsiniz. Siz sizi terk etmediğiniz sürece yalnızlık çekmeniz mümkün olamaz.
Uzun yıllar yalnızlık ile yalnız olmanın arasında fark olduğunun bilincinde olmadan yaşadım ve yalnızlıktan korktum. Hatta evliliğimin ilk yıllarında uykuya dalmakta zorlandığım gecelerde eşim Metin’in kolaylıkla uykuya dalmasını bile beni yalnız bıraktı diye yorumlar ve Metin’den beni beklemesini ve benden önce uyumamasını rica ederdim. Eşimin iş gezisine çıktığı zamanlardan nefret ederdim. Metin’in iş gezilerine gitmesine verdiğim mana yalnız kalacağım ve dolayısı ile yalnızlık denilen o korkunç duyguyu deneyimleyeceğim idi. Uzun yıllar bu yalnızlık acısını hissetmem ve yalnızlıktan kaçma çabalarım devam etti.
Yalnız hissediyorsanız, o anda yalnız kaldığınızdan dolayı yalnız hissetmiyorsunuz. Özünüzden, bütünden koptuğunuz için yalnız hissediyorsunuz. Yalnız hissettiğimizde, hepimizin bir olduğu ve hiçbirimizin bütünden ayrı olmadığı fikrini kaybederiz. Gerçekte bir balığın yüzdüğü sudan ayrı olması nasıl mümkün değilse aynı şeklide biz de dünyamızdan o kadar ayrı olamayız. Dünyamız da evrene bağlıdır. Vücudumuzdaki her hücre nasıl tek bir bedene bağlı ise her beden de evrendeki her şeye bağlıdır. Yaptığımız her hareketin etrafımızdaki tüm insanlara ve canlılara dokunan bir etkisi vardır. Bu güç bireysel egolarımızın ötesine geçtiğimizde içinde çözüleceğimiz ışıktır. Bütünün ışığı ile aydınlanmaya.






