Todd McGowan öncelikle, ırkçılığın toplumsal bir mesele olması haricinde ruha da hitap ettiğini söylüyor.
Psikanaliz, felsefe, siyaset teorisi hakkında yaptığı çalışmalarla tanınan Todd McGowan’ın yazdığı Irkçı Fantazi, modern çağla beraber gelişen pratiklerle birlikte ırkçılığın sacayağını oluşturan kapitalizmin gücünün, keyfi bir şekilde ırkçılık üzerinde vuku bulmasıyla birlikte ortaya çıkan bilinçdışı ırkçılığı, toplu katliamlarla, popüler kültürle, devlet şiddetiyle birlikte ele alan bir kitap.
“Bilinçdışı insanların eylemlerinde tezahür eder, dolayısıyla kimlik hislerinden çok daha fazlasıdır, varlıklarının temelidir. Irkçılığın bilinçdışı statüsü onun kökünü kazımayı zorlaştırsa da, bilinçdışı aynı zamanda ırkçılıktan kurtulma arzusunun da kaynağıdır. Bu anlamda, bilinçdışının siyasal değerliği kökten açıktı: İnsanların ırkçılıklarından nasıl keyif aldıklarını gizlerken, bu ırkçılığın ve ona karşılık gelen keyfin ötesine geçen arzuyu da üretir. Bilinçdışı hem bir hapishane hem de hapishanenin kapısının anahtarıdır. Kaçış, insanların keyifleriyle nasıl ilişki kurduklarını yeniden düzenlemelerini gerektirir, ama bu durum, bilinçdışı ırkçılığın nasıl işlediğini değerlendirmeyi zorunlu kılar. Irkçılığın temel bilinçdışı tezahürü ırkçı fantazide ortaya çıkar. Biraz şaşırtıcı ama, ırkçı fantazinin alanı psikanalitik teorisyenlerce bütün bütüne irdelenmemiştir. Irkçı fantezi, South Pacific’teki Liat figüründe açıkça görüldüğü üzere, öznenin keyfini, bu özneyi söz konusu keyfin kaynağı olarak hareket eden ırksal bir ötekiyle ilişkilendiren bir senaryoyla düzenler. Vietnamlı genç bir kadın olarak Liat, South Pacific’in hem Amerikalı asker Joe Cable hem de seyirci için yarattığı fantazi yapısında ırksal ötekiyi cisimleştirir. Irksal ötekinin fantazideki konumu fantaziye ırkçı tonunu verir. Bu fantazi açıktan açığa ırkçı olan bir ideolojinin statüsüne rağmen gücünü koruyor. İnsanlar ırkçılık konusunda elle tutulur düzeyde ilerleme kaydedildiğini iddia ederken, belirgin ırk hiyerarşisiyle ırkçı ideolojinin daha az kabul görmesine odaklanıyorlar. Biyolojik ırkları ve eşitsizliklerini öne çıkaran bu ideoloji artık toplumda yaygın kabul görmüyor. Fakat bu ilerlemeci anlatıyı eleştirenler, bu ideolojinin ardından ırkçılığın devam ettiğine dikkat çekmekte haklılar. Bu devamlılık büyük ölçüde ırkçı fantazi üzerinden gerçekleşiyor.” Bu uzun girizgâh Vermont Üniversitesi’nde karşılaştırmalı edebiyat, film incelemeleri, psikanalitik eleştiri, felsefe, siyaset teorisi gibi alanlarda eğitim veren yazar Todd McGowan’ın Axis Yayınları’ndan Erkan Ünal çevirisiyle Türkçeye kazandırılan, Nefretin Bilinçdışı Kökenleri alt başlıklı Irkçı Fantazi kitabının özetinin de özeti niteliği taşıyor. McGowan kitabında, alıntıda da anlaşılacağı üzere, modernleşen çağla beraber gelişen pratiklerle birlikte ırkçılığın sacayağını oluşturan kapitalizmin gücünün, keyfi bir şekilde ırkçılık üzerinde vuku bulmasıyla birlikte ortaya çıkan bilinçdışı ırkçılığı toplu katliamlarla, popüler kültürle, devlet şiddetiyle birlikte ele alıyor.
Todd McGowan öncelikle, ırkçılığın toplumsal bir mesele olması haricinde ruha da hitap ettiğini söylüyor. Açacak olursak; ırkçılık somut anlamda bireysel veya toplumsal bir yıkımın müsebbibi olabilir ancak ırkçı için gayet “keyifli” bir amaca da hizmet edebilir. Buradaki “keyfilik”, sıradanın verdiği klişe hazzın çok ötesine geçerek aşırılık sınırlarını zorlayan ve hazzın zirvesine giden imkânsız yolda aşama aşama üzerinden geçilen aşırılığın her bir zerresinde ırkçının aldığı keyfinin artmasına tekabül ediyor. Mevzu bahis keyif olunca, dizginler kimin elindeyse, keyfi artırmak da ona kalıyor ve kişi, bu hazzı gidebildiği yere kadar götürmeye çalışıyor. Bunun bir okuması da şu şekilde olabilir: Aşırılık, bir yerde marjinallikle dirsek temasında olduğu için insanlara her zaman çekici gelen bu olgunun içinde, arkasında işini kolaylaştıracak büyük bir çoğunlukla birlikte yer almak, keyfiliği inanılmaz düzeye çekebilir. Todd MGowan, bu aşırılığı, “ahlak, rasyonalite ve kişisel çıkarın ötesine taşır,” diye açıklıyor ve “yapısal biçimde bile ırkçılığın aşırılığı, bu yapıya yatırım yapanların keyif almalarını sağlar,” diyor. Örnek olarak da Nazi Sturmabteilung’un (SA) 9 Kasım 1938’de Almanya genelinde yüz Yahudi’yi katletmesini gösteriyor. Bunu da aşırılığın doz aşımından alınan keyif olarak yorumluyor.
“Irkçılığın Fantezi”si her şeyden önce bir ideoloji olan ve ırksal farklılıkların güçlü olan tarafta yine ırksal bir hiyerarşiye dönüştüğünü savunuyor. Yine bununla ilintiyi de kapitalist toplumun devamlılığını sağlayan destek ve kaynak olmasında kuruyor. Zira kapitalizmin çarkı, tabiatı gereği ırkçılık olmadan dönmez, hatta milim kıpırdamaz. İkisi de birbirine muhtaçtır. Ve bunun sürekliliği için de bir “yatırım” gereklidir. Irkçı, ideolojisine bilinçli veya bilinçdışından müdahaleyle bir “yatırım” yapmalıdır ki, bu, ona bir “statü” olarak geri dönsün. Irkçı ancak “yatırım”la bu şekilde üstünlük kazanabilir, hiyerarşi içerisindeki konumunu buna göre yükseltebilir. Çoğunluğun içinde kendine kimliğini bulabilir, kendine yer edinebilir. Nihayetinde de etrafında kendi gibi eyleme geçen, bundan haz duyan, keyif alan kalabalığı görünce de aidiyetini, mevcudiyetini tamamlar. Irkçı, artık ideolojisini bir kenara bırakmıştır ve yepyeni kimliği, yepyeni statüsüyle yaşam içindeki yerini almıştır. Bundan sonra gerçekleştirdiği her eylem bilinçdışıdır ve keyfidir. İşte buna da ırkçı fantazi denir…






