İnsan hayatı, iki boşluk arasına sıkışan bir bilmeceden ibarettir, çözmeye çalıştığımız. Bazen çözdüğümüzü sanırız, bazen de sonuca en çok yaklaştığımız anda her şeye boş verir, kendimizi kendi boşluğumuza bırakıveririz.
Hani o sıcak yaz gecesinde, beraber balkonda oturduğumuz sırada, ilk defa dinlediğimiz zaman büyülendiğini söylediğin şarkı var ya, işte bu ün o şarkıyı duydum kaldırımda yürürken. İki katlı küçük sayılabilecek bir pastanenin içinden gelip etrafa yayılıyordu sesler. Seni hatırladım birden. Sonra o yaz gecesini düşündüm. İçimi garip bir hüzün kapladı ansızın. Kısa bir süre dolapta sergilenen pastaları seyretme bahanesiyle pencerenin önüne yaklaştım ve kulaklarımı açıp senin şarkını dinledim, gözlerimin önüne hayalini koyup. Biraz daha dikkatle dinlediğimde, beni de çok etkiledi sözleri ve müziği. Bu şarkıdan çok hoşlanmana şimdi daha fazla hak veriyorum doğrusu. İnsanın ruhunu okşayan duygularını ürperten farklı bir melodisi var. Kim bilir belki de bana seni hatırlattığı için hoşuma gitti. Bilemiyorum. Dükkânın önünde daha fazla dikkat çekmemek için kapıdan içeri girdim. Sesler üst kattaki aile salonundan geliyordu. “Hoş geldiniz,” diyen garson kızın sıcak bakışları eşliğinde, mermer merdivenleri teker teker adımlayıp üst kata çıktım. Orada da beni karşılayan başka bir garsona kibarca selam verdikten sonra, balkonda caddeye yukarıdan bakan iki kişilik bir masaya oturdum. Bütün bunları yaparken kulağım hep çalan şarkıdaydı. Şarkıyı olur olmadık yerlerde söylediğin zamanları hatırladım sonra. Ben de, bir iki mırıldanıp eşlik edeyim diye geçirdim içimden, fakat tam o sırada şarkı bitti. “Sırası mı şimdi!” diye üfleyip püflerken garson yanıma yaklaştı ve elindeki menüyü önüme koydu. Bir süre göz gezdirdikten sonra, kendim için sütlü bir kahve, senin için de büyülendiğin o şarkıyı tekrar çalmalarını istedim.
Garson gittikten sonra aşağıda, kaldırımda yürüyen insanlara ve yolda ilerleyen araçlara takıldı gözüm. Birkaç dakika geçti ve yeniden çalmaya başladı şarkı. İçim bir garip oldu kafam karıştı şarkının sözleri kulağıma ulaştığında. Gözlerimi aşağıya, boşluğa çevirdim, fakat cesaretim yoktu yanına gelmek için. Genç bir kadın hızla çıktı yolun karşısındaki pasajdan, elinde iki tane çanta vardı. Yüzü bir tuhaftı, çok sinirli görünüyordu. Herhalde birilerine çok kızmıştı. Ardından, “Dur bekle! Yanlış anladın her şeyi,” diye bağırıp koşan tüccar kılıklı adama dönüp bakmadı bile, sonra sağına soluna hiç dikkat etmeden karşıya geçti dart dart çalan kornalara ve trafik ışıklarına hiç aldırış etmeden. Gitarın sesi şarkının içinden çıkıp masama oturdu o sıra. Balkonda gitar çalmak için uğraştığın akşamlar geldi aklıma. “Bir gün bu enstrümanı çalmayı öğreneceğim,” dediğinde yüzünün aldığı ifade geldi gözlerimin önüne. Seni kızdırmak için taklidini yapardım hep, fakat hiç beceremezdim. Ne kadar kötü bir oyuncu olduğumu yüzüme vurmanı çok özledim. Kulağım şarkıda, seninle beraber geçirdiğim günlerin özlemiyle etrafa bakarken genç garson kahvemi getirip özenle masaya bıraktı ve başka bir isteğimin olup olmadığını sordu. Ardından diğer müşterilerle ilgilenmek için yanımdan uzaklaştı. Şarkının en tempolu kısmında, balkonda kendinden geçip dans ettiğin anlar gözümün önüne geldi. Çılgınlar gibi dans etmen çok hoşuma giderdi. O anları hatırladım, gülümsedim sanki karşımdaymışsın gibi. Utanmasam, kalkıp ortada dans edecektim. Yerimden hiç kalkmadım içimden gelen seslerin yoğun ısrarlarına inat. Kahveme şeker atıp karıştırdım. Bir yudum alırken, az önce karşıdaki pasajdan öfkeyle çıkan kadın girdi içeriye. Peşinden de aşağı yukarı aynı yaşlardaki o tüccar kılıklı adam… Adamın biraz mahcup, biraz da pişman bir hali vardı. Kadın etrafına şöyle bir göz gezdirdikten sonra köşede bir masaya doğru yürüdü, yüzünü duvara doğru çevirip oturdu benim ve diğer müşterilerin şaşkın bakışları altında. O sırada seninle küsmelerimiz geldi aklıma.
Ne kadar da inatçıydın. Seninle tekrar barışabilmek için yapmadığım soytarılık kalmazdı. Şimdi bu adam, arkadaşının kalbini nasıl geri kazanacak diye düşünürken duvarın üstüne yerleştirilen ses kabinlerinden gelen şarkımıza eşlik ettim kısık bir tonda. Yaz geceleri ne kadar da güzel olurdu, seninle birlikte bu şarkıyı söylediğimizde hatırlıyor musun?
Artık ben de yüksekten korkmuyorum. Aşağıya bakıyorum. Şimdi o yaz gecesinde, bu şarkı çalarken kendini yüksekten boşluğa bırakmanı hatırlıyorum. Düşünüyorum, şimdi aklımın en derin yerinden. Anlayamıyorum bir türlü. Aynı soruyu sordum aşağıdaki boşluğa, birkaç defa üst üste. İnsan neden ölmek ister diye hayatının en mutlu zamanlarında. Sonra bir cevap alamadım. Gözüm yoldaydı, sürekli gelip geçen araçlara baktım yanına gelmeyi düşündüm, fakat cesaret edemedim. Ayağa kalktım. Şarkı bitmek üzereydi. Cebimden bir miktar para çıkarttım ve kahve fincanının altına sıkıştırdım. Geldiğim gibi ağır adımlar ile dışarı çıktım pastaneden. Kaldırımda yeşil ışığın yanmasını beklerken az önce tartışan çifti gördüm. Karşıdaki pasajın girişinde el eleydiler. Belli ki barışmışlardı. Seninle giriştiğimiz anlamsız tartışmalar geldi aklıma. Gülümsedim. Merak ettim.
Orada ne yaptıklarını anlamak için karşıya geçmek istedim. Bir şarkı duyulmaya başladı o sırada. Hani o yaz gecesi beraber dinlediğimiz ve seni büyüleyen şarkı var ya, o çalmaya başladı. Bu defa dinlemek için dönüp geri gitmedim. Kendini boşluğa bıraktığın o yaz gecesi geldi aklıma, dönemedim. Neydi o şarkıda seni bu kadar büyüleyen? Durmadan sordum bu soruyu kendime. Aklım yine karıştı. Bu defa daha da karışıktı. Öncekilere hiç benzemiyordu. Kendimi boşluğa bıraktım, yeşil ışığın yanmasını beklemeden.






