“Kafka’nın yalnızca edebiyat için yaşadığı aşikârdır: Edebiyat onun takıntısı, varlık nedeni ve cankurtaran simidiydi. Düşkün bir dünyaya cevabıdır edebiyat.”
Michael Löwy, Franz Kafka Boğun Eğmeyen Hayalperest

Kafka daha başlar başlamaz Amerika’nın yegâne sembolü olan özgürlük heykelinin aslında göğe yükselttiği meşaleyi kılıçla değiştirmeyi tercih etmiş. Orijinal adı “Dünyayı Aydınlatan Özgürlük” olan heykel 19. Yy’da Amerika’ya göçün simgesi haline gelmişti. Her şeylerini geride bırakıp hayatlarında ilk kez geldikleri bu ülkede göçmenleri karşılayan ve selamlayan anıtın etrafında özgür rüzgarlar esse de roman bize boynu kıldan ince olan göçmenlerin her an enselerinde hissedecekleri bir kılıcın varlığını açıkça söylemektedir. Kahramanımız Karl ise heykeli çok yüksek bulur, yerinden kıpırdamadan heykeli izlemeye devam eder.
Bu esnada güvertede gemiyi terk etmek için bekleşen yolcular Karl Rosmann’ı bir kenara itiştirirken, Karl şemsiyesini odasında unuttuğunu hatırlar. Şemsiyeyi almak için odasına gitmek ister lakin kestirme yol kapalıdır ve farklı bir yerden gitmeye çalışır. Koridorlar, labirentler, merdivenler arasında kaybolur. Dava’dan ve Şato’dan gayet iyi bildiğimiz bu klostrofobik ambians Kafka’nın bir şeye ulaşamama, çıkmazda kalma, engellerle cebelleşme hissini okuyucuya aktarır. (Romanın ilerleyen bölümlerinde benzer bir karmaşa tekrar karşımıza çıkacak) Karl Rosmann kaybolmanın verdiği endişe ile bulduğu ilk kapıyı çalıp, geminin ateşçisiyle tanışır. Onunla gelişen sohbet hem romanın genelini temellendiren konulara dair ipuçları verir hem de Kafka’nın eleştirel yönünü keskinleştirir. Aslında okula gitmek isteyen Rosmann parasız olduğu için bunu yapamayacağını söyler. Üstelik yabancı düşmanlığı Amerika’nın her yerinde mevcuttur. Fakirlik ve göçmenlik Rosmann’ın uğrayabileceği haksızlıklara dair önemli nedenlerdir.
Ateşçi ise tüm yaşamı boyunca çok çalışmış, üstlerinin övgüsünü defalarca işitmiş bir işçidir. Fakat bu gemide kendini artık işe yaramaz hissetmeye başlamış, çalıştığı makine dairesinin artık yeterince işlemeyen bir parçası haline gelmiştir. Üstelik maaşı tüm emeğine karşın bir lütuf gibi verilmektedir. Karl Rosmann ateşçinin anlattıklarına sinirlenip bunlara boyun eğmemesi gerektiğini söyler. Adaletsizliğe ilk karşı çıkıştır bu. Hak aramayı reddeden ateşçi ise bir müddet sonra Karl ile birlikte kaptanın odasına gitmeye karar verir. Şemsiyesini aramak için gemiye geri dönen Karl Rosmann kendini sistemin çarklarında ezilen işçi için adalet ararken bulur. Ama Kafka’nın müthiş mizahı bizi bambaşka bir noktaya götürecektir. Çünkü Karl Rosmann kaptanın odasında senatör dayısı ile karşılaşır. Acaba Karl Rosmann’ın akıbeti senatör dayısının hamiliği ile değişecek midir? Ya da K. makinelerin iktidarında acımasızca yabancılaşacak mıdır?
Kafka’nın Amerika’sı kapitalist sanayi toplumuna yönelik Marksist eleştirilerle dolu bir romandır. Roman cezalandırıcı otoriter sistemi ve gelişmiş teknik aygıtların insanlar üzerindeki egemenliğini modern edebiyata taşımıştır.
Kafka kitlesel üretimin bir sonucu olarak çalışmanın uzmanlaşmasını ve emekçiyi makinenin hasarlı hatta işe yaramaz parçası haline getiren sistemi yani Taylorizmi, Amerikan toplumunun temsili üzerinden 1912 yılında yazmaya başlamıştır. Ama anlatılan hepimizin hikâyesidir.
Melike Karaosmanoğlu






