Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

23 Kasım 2020

Öykü

Böyle Bir Hayat

Sahip Can

Paylaş

4

0


Alnında biriken ter damlaları kaşlarının üzerinden şakaklarına geçti. Oradan da süzülüp yanaklarından geçip kucağına damlamaya başladığında kasıklarını sıkmaktan bütün bedeni iyice gerilmişti. Benzi saman sarısına dönmüş, nefes alıp verdikçe dudakları kendiliğinden titremeye başlamıştı. Koltuklarının kaplaması iyice eprimeye başlamış olan külüstür dolmuş taşlı, kayalı yolda sallana sallana gittikçe canı çıkarcasına gerilip zorlanıyordu. Utanmasa –ve tabii yanı başında boyu posu devrilesice kocası olmasa– oraya işeyiverecekti. Yol da bir türlü bitmek bilmiyordu. Hepi topu yarım saatlik olan yol gözüne aşırı uzun gelmişti. İmkânı yok, köye kadar tutamazdı.

Gözleri şoförün üzerinde sallanıp duran kanaviçe kuşa takıldı. Beyaz zeminde yeşil iplikle örülmüştü kuş. Evlerinin salonunda da vardı bu kuştan daha çocukken o örmüştü. O zamanlar hayat ne kadar da güzeldi. Ne vardı çabucak büyüyecek? Ev işlerini hemencecik hal eder köyden arkadaşlarıyla oynamaya çıkardı. İp atlama, seksek, körebe, evcilik… Sıkıldıkça oyun değiştirirlerdi. Hem o zamanlar sıkışınca hiç öyle kasıklarını sıkmak zorunda da kalmazdı. Dört tarafı kolaçan eder, fistanını toplayıp kucaklar, donunu indirir, bir ağacın kökünü sulayıverirdi. Sonra hoplaya zıplaya oynamaya koşardı. Ta ki güneş köyün üstüne turuncu bir tülbent serene kadar. Bir gün güneş aynen böyle kavun içine dönüp yavaştan gitmeye başladığında, o da eve yollanıp tahta kapının dilini çevirerek ayazlığa girdiği zaman yerde boy boy ayakkabılar gördü. Salona girince, “Gelinimiz de geldi,” deyip üzerine doğru gelen karga burunlu, bıdık kadının çürümüş peynir kokan nefesi ve taraklı sesiyle artık oyunun bittiğini anladı ve hayatında ilk defa ve aynı zamanda son defa o kadının çatallı, çirkin sesine işedi. Hem de hiç çökmeden, gizlenme gereği duymadan arkasını dönüp işeyen erkekler gibi. O günün bütün gecesi boyunca, “İnşallah bana ‘çişli’ deyip vazgeçerler,” diye dua etse de duaları kabul olmadı. Allah bu nikâhı kıymıştı. Öyle demişti anası. Hem ne olmuş o da onunla aynı yaşta evlenmişmiş. Nikahta keramet varmış. Evleneceği adam ondan on yıl büyük olsa da iyi biriymiş. Aşağı köyün zenginlerindenmiş. Evinin hanımı, çocuklarının anası olacakmış. Hanimiş benim güzel kızıma iyi kısmet çıkmışmış.

Sonra da birkaç ay içinde nişanı, nikahı yapılmış, evinden sandık sandık çeyizle, davulla zurnayla aşağı köye gelin olmuştu. Kasıklarını sıkmayı öğrenmesi de böylece başlamıştı. Gölgesinden dahi şüphelenen kocası ayak yoluna gitse bile helanın kapısında durur eşini beklerdi. Evden dışarıya tek başına adımını atması bile yasaklanmış, pencereden bakması da birkaç saatlik izne bağlanmıştı. Eğer pencereden baktığında oradan herhangi bir erkek sinek bile geçse tokatlar, yumruklar yüzünde gözünde patlamış, küfürler, hakaretler kulağına yollanmıştı. Aradan koskoca yirmi sene geçse de altısı erkek, ikisi kız, tam sekiz çocuk verse de boyu posu devrilesice kocasının bu huyundan hiçbir şey eksilmiyordu. Yılda sadece bir kere yanına gittiği anasının yardımıyla hacıya hocaya muskalar yazdırsa da şerbetli sular içirse de kocası aynı herzeleri yemeye devam etti hep. Köyün dışına işi çıktığı zamanlar asla eşini evde bırakmaz, nereye gitse yanında götürürdü. Kasıklarını sıkmaya da en çok bu zamanlarda mecbur kalırdı. Kocası gider orada burada ayak yolunda abdest tazeler, kendisi kocasının korkusundan sıkıştığının lafını bile edemezdi. Eve kadar tutmak zorunda kalırdı. Bu da nerden bakılırsa bakılsın tam sekiz saat sürerdi. Ev yolu çok uzun gelir, o son yarım saatte canı çıkardı. Hele o dolmuşun hoplayıp zıplaması yok mu, kasıklarını gevşetir daha da sıkayım derken bacaklarına, beline kramplar girerdi. Yanında oturan boyu posu devrilesice kocası bacaklarını oturduğu koltuğa iyice yayar, koca ağzıyla esneyip dururdu. Şimdi de sol eli cebinde bacakları ardına kadar açık yanında oturuyor.

Dudaklarında fısır fısır dönen bedduası ve göz ucuyla sağ tarafında oturan kocasının bet suratına baktı. Bütün nefretini tepesinden aşağıya kusmayı geçirdi aklından. Lanet okuyarak vazgeçti. Basenlerine bir sızı girdi. Elleriyle kasıklarına iyice baskı yaptı. Ne zaman bitecekti bu yol? Neden biraz daha hızlı sürmüyor ki bu şoför? Daha yol yarılanmadı bile. Yolun kenarındaki ağaçlardan anlıyordu bunu. Alıç ağaçlarına varınca yol yarılanmış demekti. Meşeler bitmiyor ki bir türlü. Köyün girişindeki böğürtlen çalılığına da çok var daha. Ne vardı sabah bu kadar su içecek? Mesanesi dolmuştu iyice. Karnında bir büküntü hisseti, göğsüne doğru bir ateş koru yükseliyordu sanki. Düşündükçe iyice panikliyordu. En iyisi hiç düşünmemekti. Aklından atmaya çalıştı.

Pencereden dışarıyı seyretmeye koyuldu. Meşeler bitmiş, orakla biçilmiş ekin tarlaları başlamıştı. Çobanlar anızlara davarları salmış, kendileri de bir ağacın gölgesine sığınmıştı. Düzlüğün bitip yüksekliğin başladığı yerde sıralı meşe ağaçları boy veriyordu. Bu tepelerde az gezmemişti bir zamanlar. Tam şu çukurlaşamaya başlayan yerde bir incir ağacı olmalıydı. Yaşlı, verimli bir ağaç. Siyah, ballı incirinden az mı yemişti, sonra da midesi bozulmuştu.

Gözünün önünden hızla alıç ağaçları geçti. Demek ki az kaldı. Biraz daha hızlansa keşke dolmuş; ama yol buradan sonra iyice bozuluyordu. Taşlar iyice dikleşip yükselmeye başlıyordu. Dolmuş hızlanır mı hiç! Hatta daha da yavaşlar.

İçerde buruk bir koku yayıldı. Ter, idrar benzeri bir kokuydu. Ayaklarında da bir sıcaklık hissedince telaşa kapıldı. Yokladı kendini. Hayır, düşündüğü gibi değildi. Ona öyle gelmişti. Şoförün dikiz aynasından peşine baktığını gördü. Teypten bir şarkı açtı sonra. Çalan ritimli, hareketli şarkı aracın sesini bastırdı. Şarkı gittikçe hızlandı, hızlandıkça dolmuş da hızlanıyordu. Baş tarafında duran, sırrı iyice dökülmüş dikiz aynasından yolcuları kontrol etti. Ayna da şoförle göz göze geldi. Bakışlarıyla, Az daha hızlansan keşke, demek istedi. Şoför anladı mı ne? Gaza iyice bastı. Sarsıla sarsıla gidiyordu araç. Hızla görünüp kaybolan ağaçları seçemiyordu artık. Sadece bir an gözüne arka bacaklarını açıp şarıl şarıl işeyen bir inek ilişti. Eşi öküz de olsa ne kadar da özgür diye düşündü.

Şoförün iyice hızlanması onun dışındaki diğer yolcuları korkuttu. Koltuklarına iyice yapışmış, tedirgin gözlerle şoföre bakıyorlardı. Aralarında bazıları şoförü uyarsa da şoför oralı olmadı. Köye doğru açılan yol ağzına varmak üzereydi. Müziğin sesini yükseltti. Bangır bangır çalan müziğe direksiyona vurarak eşlik etti. Dolmuş taşların üzerinden geçip zıpladıkça bazı yolcular çığlık atıyordu. “Bu bizi öldürecek,” diye bağırdı buruşuk yüzlü bir adam. “Çıldırmış bu,” diye destekledi uzun sakallı genç biri. Kasıklarını sıkarak oturduğu koltukta şoförün hızlı sürmesinden memnun olsa da sallantı onu da iyice zorluyordu. İkiye ayrılan yolun ağzı görünmüştü. Sarsılan yolcular koltukta durmakta zorlanıyordu. Dolmuşun lastiklerinin altından çakıl taşları savruluyor, arkasından toz bulutu yükseliyordu. Şoför kendini iyice kaybetmişti. Şarkıya eşlik ediyor, direksiyona vura vura ritim tutuyordu. Yol ağzına vardığında bile yavaşlamadı, tam gazla direksiyonu sağa kırdı. Kırdığı gibi de dolmuş, yolcuların çığlıkları arasında sağa doğru bir takla attı. Durmadı. Bir takla daha atarak sırt üstü yere çakıldı. Yolcular kırılan camlardan, sökülen kapılardan sağdaki soldaki boş tarlara uçuştu. İyice ezilmiş dolmuşun tekerlekleri vızır vızır dönmeye devam ediyordu.

Sırt üstü devrilmiş dolmuşun içinde sadece o kalmıştı. Koltuğun altına sıkışan bacağını kurtardı. Dolmuşun içine baktı. Ön tarafından dumanlar yükseliyordu. Hemen çıkmalıydı. Sağ tarafındaki camı dökülmüş pencereden çıktı. Devrilen dolmuşun şiddetiyle sağa sola savrulmuş yolcuların kan, ter ve torağa bulaşmış cesetlerini gördü. Kasıklarını sıkmayı bırakmasına rağmen altına kaçırmadığını fark etti. İşeyecek yer aradı. Gözleri boyu posu devrilmiş kocasına takıldı. Ona doğru gitti. Yüzüne baktı. Ağzından kan süzülüyordu. Üzerinden hızlıca bir adım atarak geçti. Kocaman, yaşlı meşe ağacının önünde durdu. Geniş gövdesinin arkasına gizlendi. Fistanını toplayıp kucakladı, donunu indirdi. Yere çömdü, ağacı şarıl şarıl suladı.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Stieg Larsson'un yayıncısı Quercus alı..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Faruk Bal

18 Mart 2025

Ferit Sürmeli: "Minimal öykü bana göre..

Bence elli kuşağının çizdiği yol haritası günümüzde de önemini koruyor. Faruk Bal: Sevgili Ferit, kitabın adından başlayalım. La Minim Rumence en azından anlamına geliyor. Bu adı verirken kastettiğin başka bir ..

Devamı..

Özge Lokmanhekim ile Hayat Apartmanı Ü..

Melih Günaydın

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024