Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Mayıs 2022

Kitap

Bu Toprak Kimin Yurdu?

Mehmet Hanifi

Paylaş

2

0


Şiirsel bir dille bizi içine çeker Toprak, yirmi dokuz ölümlünün hikâyesiyle baş başa bırakıp aradan çekilir yazar.

1.

Ölüler konuşur mu? Ölüler bize ne söylemek ister?

2.

Adam ömrünün son demlerinde kendi akranları da çekip gidince bu dünyadan yalnızlığını daha çok hissediyor ve mezarlığın yolunu tutuyordu. Paulstadt değişiyor, insanlar değişiyor, mekânlar değişiyordu ama sesler değişmiyordu. Aklında aynı kalan sesleri bir tek orada buluyordu. Önceleri mezarda ölülerin konuştuğunu duymuştu, oradan geçenler gelen seslerden emindi, kendi kulaklarıyla duymuşlardı, ölüler dile geliyordu, ağlıyorlardı bazen, haykırıyorlardı. İçinde bir ukde gibi kalan pişmanlıklarını, çelişkilerini kusuyorlardı.

3.

Yabancılaştığı yerde adam ölülerden başka kime gidebilirdi? Bazılarının hikâyelerini duymuştu, bazılarıyla birebir tanışma şansı yakalamıştı, dost olmuştu, bazılarına uzaktan bakmak zorunda kalmıştı sadece, zamanında bakışları birbirine değip geçmişti. Paulstadt bir beldeydi ve bura sakinleri birbirinden kaçamıyordu, birbirlerinin hikâyelerine dâhil oluyorlardı. Hikâyesine dil olurken, başkasının hikâyesine de soluk oluyordu.

4.

Adam sabah olduğunda mezarlığın yoluna düşüyor, gün batımında evine dönüyordu, oraya sığınma sırasının kendisine gelmesini bekliyordu. Belki de kendine bir yer bakıyordu. Başka nereye gidebilirdi? Yaşamıştı, görmüş geçirmişti ve ömür dediği tamamlamak üzereydi. Mezarlığın içinde dolaşıyor, taşların üstündeki yazıları okuyor, taşlara bir çocuğun başını okşar gibi merhametle dokunuyordu. Oturakta oturup düşünüyordu sonra, seslere kulak veriyordu. Eğilen ve devrilmek üzere olan taşlar, büyüyen otlar, şimdilerde yeni yetmelerin içki içtiği bir mekâna dönüşen kardeş mezarlar. Her kuşak kendi hikâyesini kuruyor ve yaşıyordu. Birisi için son durak, sonsuza kadar dinlenmek için çekildiği sığınak, diğerleri için coşkunun, kendinden geçmenin mekânı olabiliyordu.

5.

Herkesin bir hikâyesi vardı, yaşanmış veya yarım bırakılmış. Kendi akıbetiyle çekip gidenler de vardı, erken ayrılanlar da. Henüz söylenmemiş bir sözü vardı ama, ukde olarak kalmış bir pişmanlık ve çelişki, esrik bir mutluluk, kırılgan bir özlem, taşkınlığa dönüşmeyen bir kızgınlık ve yalnızlık, doğrular ve yanlışlar. Anılar çoğalıyordu. Öldükten sonra kitabın sayfalarında her biri kendi hikâyesinin yolunu sürerken, bir başkasının hikâyesine de göz kırpıyordu aynı zamanda, aydınlatıyordu ya da gölgede bırakıyordu hikâyenin karakterini. Değip geçmeden olur muydu bir başkasına, insanlar birbirini tamamlamıyorlar mıydı bu hayatta? Hikâye, hikâyeyi çoğaltıyordu. Paulstadt sokakları böyle böyle kalabalıklaşıyordu.

6.

Başta sorduğumuz, en tepedeki iki soruya dönebiliriz artık: Ölüler, edebiyat varsa konuşabilirler. Dikkatli ve meraklı bir okur için, Toprak’ta anılarını ortaya dökerek varsayımlardan bir dünya bırakırlar.

7.

Tütüncünün Çırağı, Bütün Bir Ömür, Son Senfoni kitaplarıyla yakından tanıdığımız Robert Seethaler, Toprak romanında tuhaf, bir o kadar da naif ve dokunaklı bir dünyanın kapılarını aralıyor bize. Hayat, ölüm, aşk, hırs, pişmanlık gibi temalarının baskın ve öncelikli geldiği, özlü sözlerin gözümüze çok batmadığı kurgu, berrak bir su gibi akar ve yatağında usul usul yürür. Olay örgüsünün aranmadığı romanda, anılardan biriktirilen hikâyelerden kurulan köprülerle bağlantılar kalıcılaştırılmaya çalışılır, hikâyeler birbirine düğümlenir. Şiirsel bir dille bizi içine çeker Toprak, yirmi dokuz ölümlünün hikâyesiyle baş başa bırakıp aradan çekilir yazar. Bıraktığı geniş boşluklarla keyifli ve kolay ama dikkatli bir okumanın sınırlarında okuru tatlı ve kafa karıştırıcı bir gezintiye çıkarır. Okur sabırla bütün parçaları birleştirir, kafasında fotoğrafı belirginleştirir kitabın son sayfasını hüzünle okuyup bitirdiğinde. Robert Seethaler’in bütün kitapları nitelikli edebiyat ve farklı okumalar için meraklı okurlarını bekliyor ve okunmayı hak ediyor.

8.

Paulstadt, bir topraktı, altından tesadüfen insan kemikleri çıkıyordu yapılan kazılarda, sonra bir tarla oldu, patates bile yetişmiyordu, sulaktı. Günü geldi insanlar orayı kurutarak yerleşmeye, orada evler, dükkânlar, belediye binası inşa etmeye başladı, hatta bir defasında belediye başkanı tarafından tren yolunun geçişi için ederinden elli kat gibi astronomik bir parayla sahibinden satın alındı. En başa dönüldü, tekrar bir mezarlığa dönüştü. Toprak’ta, orta ölçekte bir topluluğun geçirdiği sosyolojik değişim dönüşüm göz önüne serilir. Toprak, insan halleridir.

İnsan, topraktan gelip toprağa dönüyordu.

9.

“Eskiden insandım, şimdi dünyayım.”

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Simone de Beauvoir: Neden Feministim? ..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Erhan Sunar

19 Mayıs 2025

E. M. Forster’ı Okumak

Yazıldıkları zaman aralığı itibariyle de, Forster’ın kitapları geniş klasikler çağından hem bir kopuştur hem de kısmen o dönemlerden esinler barındırır.Edebiyata umutsuzlukla ve sevgiyle bağlı okur için, E. M. Forster’ın romanları, öyküleri çok şey ifade eder. Yorucu, bir şey v..

Devamı..

Yürünecek Bir Yol Vardır Her Zaman

Josef Kılçıksız

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024