Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Aralık 2020

Roman

Hayranlıkla Okunan Bir Roman: Yaşlı Adam ve Deniz

Dilek Karaaslan

Paylaş

0

1


Hemingway bu kısa romanda oldukça sade, basit, akıcı bir kullanıyor. Belki de okuyucusuna, “Bir hikâye böyle de yazılır,” demek istediğini düşündürtecek kadar sade ve basit.

Bu kısa roman Hemingway hayattayken yayımlanan son önemli eseri. Kimilerince başyapıtı olarak kabul edilen, 1953’de Pulitzer, 1954’de Nobel ödüllerine değer görülen Yaşlı Adam ve Deniz romanı neredeyse seksen dört gün üst üste balık avından eli boş dönen ihtiyar Santiago’nun çıktığı son seferin hikâyesi. Hemingway eseri Küba’da 1952 yılında yazar ve aynı yıl yayımlanır.

Yaşlı adamımız Santiago, doğayı, denizi, denizde yaşayan tüm canlıları sever. “İspanyollar’ın sevgiyle adlandırdığı gibi denizi la mar (dişi sıfatıyla) kadın, her zaman veren bir kaynak” olarak düşünür. İspanyolların bazıları –köpek balığını çokça avlayan ve para ettiği dönemlerde bol para kazanan ve bu sayede tekne, mal vs. satın alanlar– ise onu gücün timsali olarak gördüklerinden el mar (güçlü bir erkek, bir rakip, düşman) olarak görürler, öyle çağırırlar. O böyle düşünmez. Seksen dört kez talihi yaver gitmese bile seksen beşinci seferin farklı olacağına, büyük balığı yakalayacağına, denizin onu besleyeceğine inanır. Hem seksen beş rakamı da uğurludur onun için, gözünü açtığı her yeni gün, çıktığı her sefer ise yeni bir umut. Umudunu hiç yitirmez. Bu anlamda esere umudun öyküsü gözüyle bakılabilir kanımca, ne olursa olsun umudun tükenmeyeceğine dair yazarın özel bir mesajı. Hemingway her iki dünya savaşını da görmüş, bizzat gazetecilik ve orduda ambulans şoförlüğü dahil gönüllü işlerde çalışarak görev yapmış, İspanya iç savaşını izlemiş, her türlü mezalime tanıklık etmiş, dünyanın belli başlı büyük şehirlerinde New York’tan İstanbul’a kadar gezmiş, yaşamış biridir ve umudun hiçbir zaman tükenmeyeceğini en iyi bilenlerdendir. Santiago da işini eksiksiz ve saf bir inançla yaparsa talihi mutlaka bir gün gelip onu bulacaktır.

Romana dönersek, Santiago, yoksul, yorgun, yalnız ama olabildiğine gururlu bir denizcidir. Hayatını avladığı balıkları satarak kazanmaktadır. Karısını yıllar önce kaybetmiş, genç, güçlü olduğu yıllar çok geride kalmıştır. Anıları, düşleri, kaybettiği eşinin yüzü bile zihninde git gide silikleşmiş, kendisi gibi yoksul insanların yaşadığı balıkçı köyünde talihi de ondan yüz çevirmiştir. Denizden hep eli boş dönmektedir. Hiçbir şey avlayamadan döndüğü seferlerin kırkıncısında miçoluk yapması için beraberinde götürdüğü çocuğun ailesi de artık onun saloa’ya (kötü talih) uğradığını düşündüğünden çocuklarını alıp şanslı olduğunu düşündükleri başka bir tekneye vermek zorunda kalırlar. Adamın kötü talihi çocuğa (Manolin) bulaşmamalıdır. Santiago artık yalnız çıkacağı seksen beşinci seferi için yine Manolin’in yardımıyla hazırlanır. Güneş doğmadan av malzemelerini birlikte sahile taşırlar.  Yaşlı adam çocukla vedalaşır ve yanına kısıtlı miktarda su dışında yiyecek hiçbir şey, tuz dahi almaksızın bir başına denize açılır.  

hemingway

Bir zaman sonra oldukça ağır ve iri bir kılıç balığı takılır Santiago’nun oltasına. Gövdesini göremese bile onun bir kılıç olduğunu anlar. Balığın iriliği, yuttuğu zokanın neden olduğu çırpınışlar ve onu kaçırmamak için ihtiyarın hareketsiz kalması nedeniyle birlikte Gulf Stream’e kapılır, açık denize sürüklenirler. Bu macera neredeyse üç gün sürer. Santiago balığı alt etmek için bildiği bütün yolları dener. Direnci her türlü sınanır, aç, uykusuz hatta susuz kalır. Teknesine çekmeyi başaramadığı balığın hayatta kalma çabasına saygı duyar. Balığın da kendisine saygı duyduğunu düşünür, her hareketini anlamlandırır. Kılıç balığı artık bir anlamda onun yoldaşı, eşiti ve bir anlamda da rakibidir. Onun ne düşündüğünü ne hissettiğini düşünür, satranç oynarmışçasına bir sonraki adımını tasarlayarak plan yapar. İnsanoğlunun doğayla, kendisi dışındaki türlerle savaşıdır bu, ama onurlu bir savaştır, hilesi hurdası yoktur, güçlü olanın hayatta kalacağı doğal bir mücadeledir.

Santiago neredeyse üçüncü günün sonunda zıpkınının yardımıyla su yüzeyine çıkan balığı öldürmeyi başarır. Başarır ama bir sorun vardır, balık tekneye çekemeyeceği kadar büyük, kılıcıyla neredeyse yedi metreye varan bir deniz canavarıdır. Onu teknenin yan tarafına boydan boya bağlayıp çekmeyi dener. Dener ama olacakların da farkındadır. Epey açıktadırlar ve etraf köpek balığı kaynamaktadır. Balığın suya karışan kanı, kokusu civardaki köpek balıklarını hızla tekneye çeker. Saldıran her köpek balığı o muhteşem avın bir parçasını koparır gider. Yaşlı adam avının elinden gitmesinden çok günlerce savaştığı o asil hayvanın köpek balıklarının elinde böyle parçalanmasına çok içerler. Onun eksilmiş, perişan halini görmek istemez. Hevesi geçer. Elde edilen her şeye dair hevesin bir gün söneceğine dair bir mesaj olarak da okunabilir bu. İnsanoğlu bencil doğası gereği bütünlüğüne, büyüklüğüne, gücüne, görseline âşık olduğu, sevdiği hiçbir şeyi örselenmiş, bozulmuş görmeye tahammül edemez. Gücünü, güzelliğini yitiren her şey değerini de yitirir aynı zamanda. Böyle de okunabilir elbet.

Santiago tüm umutlarını bağladığı o son seksen beşinci seferden de eli boş, yorulmuş, küsmüş bir şekilde köyüne döner. İnsanın yenilmek için yaratılmadığına inanmakla birlikte yenilebileceğini pekâlâ görmüş, yenilgiyi kabul etmiştir. Doğaya galip gelmek imkânsızdır. İnsanoğlu ne kadar güçlü ne kadar acımasız olursa olsun günü geldiğinde doğa ondan alınanı geri almayı bilir. İhtiyar kılıçbalığını yenmiştir ama köpek balıkları da onu yenerek hem balığın öcünü hem balığı geri almıştır. Santiago bunun farkındadır.  

Hemingway bu kısa romanda oldukça sade, basit, akıcı bir kullanıyor. Belki de okuyucusuna, “Bir hikâye böyle de yazılır,” demek istediğini düşündürtecek kadar sade ve basit. Hikâyenin bütün güzelliği o düz, yalın ve kısa cümlelerinde gizli. Öykü temelde bir anlatıcı tarafından aktarılmasına rağmen Santiago’nun kendi kendine konuşması, mırıldanması ve anlatıcının adamın düşüncelerini onun dilinden aktarmasıyla roman iki boyutlu olmaktan çıkıp okuyucuyu da içine alan, sadeliğinde katmanlar gizleyen, hatta yalın olması için verilen çabayı da görünür kılan bir yapıya dönüşüyor. Yalnızca bu yönüyle bile hikâye okuyucuyu içine katıp sürüklemeyi başarıyor. Hemingway böyle bir dil kullanmasaydı, yalnızca bir anlatıcı hikâyesini aktarıp gitseydi büyük olasılık kitap yavan bir şeye dönüşecek ve en fazla bir masal tadı bırakacaktı okuyucuda. O buna izin vermiyor. Yaşlı Adam ve Deniz’iyle neredeyse yüz yıl sonra bile hayranlıkla okunan, belki bizden çok sonrakilerin de okuyup üzerinde tartışacakları, incelemeler yazacakları bir başyapıt bırakıyor geriye.

YORUMLAR

Ayşegül Kanat

Güzel bir eleştiri. "Oldukça" her zaman ÇOK anlamına gelmez. Miktar belirtir. Oysa "hayli, çok, gayet vs" sözcükler kuşku uyandırmaz, keşke bunları tercih etseniz. Elinize sağlık.

13 Aralık 2020

Öne Çıkanlar

Vladimir Nabokov’dan Yazmak Üstüne 20 ..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Ayşe Begüm Çelik

5 Nisan 2025

Celladın Güzel Yüzü

Kendine bir in buldun. Gerçekten mi? Bu in, sana sığabilecek kadar küçük, dar bir yer mi? Sen ona sığabilecek kadar büyük, geniş misin? Hiç düşündün mü buraya nasıl geldiğini? Bir de utanmadan köpek var yanında. İt ve sen indesiniz. Sığıyor gibi davranıyorsun. Hakkındır.Kitaplarda..

Devamı..

Gecenin Deneyimine Direnen Gelecek Ufku

Josef Kılçıksız

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024