Çağdaş Romanda Bir Amaç Uğruna Yazmak
1 Haziran 2019 Edebiyat Kültür Sanat Hayat

Çağdaş Romanda Bir Amaç Uğruna Yazmak


Twitter'da Paylaş
0

Yazma eylemi, güncel sorunların bilinmeyen yüzlerini ortaya koymakla kalmayıp bizi henüz etkilememiş olayların nasıl engellenebileceğiyle ilgili tüyolar verir.

Edebiyat yapıcı olduğu kadar yansıtıcıdır ve bu sebeple belli bir güce sahiptir. Tarihçi ve edebiyat eleştirmeni David Masson, British Novelists and Their Styles (İngiliz Yazarlar ve Edebi Üslupları, 1859) adlı kitabında “çağdaş bir ağır başlılıkla” yazılan romanların gelişimini gözlemliyor: “Günümüz ve eski İngiliz edebiyatının amaç romanı türünde bir gelişme yaşandı, ancak özellikle 19. yüzyıldaki değişim çok daha güçlüydü.” Edebiyat akademisyeni Amanda Claybaugh, The Novel of Purpose: Literature and Social Reform in the Anglo-American World (Amacın Romanı: Anglo-Amerikan Dünyasında Edebi ve Sosyal Reform, 2007) kitabında 19. yüzyıl romanlarının bazen sosyal reform hareketlerini ele aldığını bazen de bu hareketleri işlemediğini ortaya çıkardı. Yine de hepsi “amaçsallık anlayışını” toplumu değiştirme arzusundan aldı. 

Kurgu belirli bir kültür tarafından kabul görmeyen, korkulan ve nefret edilen kavramları irdeleyebilir. Çatışmaların olduğu zorlu zamanlarda yazılan romanlar, o zamanların mücadelelerine ve değişkenliğine odaklanır. Bunu yaparken kilit sosyal konular hakkında farkındalık yaratır ve insanları empati, anlayış, değişim ve direnişe davet eder. Bu tarz romanlar dünyanın her yerinde karşımıza çıkar. Alice Walker’ın 1930’ların Georgia’sındaki eşitsizlik ve ırkçılık hakkında yazdığı Mor Yıllar romanı 1980’lerin başında yayımlandı. Bu konulara değinirken bir yandan siyahi kadınların, yurttaşlık hakları hareketinden önceki koşullarını gösterir ve hareketin uyanışındaki çağdaş ırk ve cinsiyet ilişkilerinin eksikliğine dikkat çeker. Dave Eggars’ın otobiyografisi Ne Nedir (2006), iç savaştan kaçan Sudanlı “Kayıp Çocuk”un hikâyesini anlatırken mülteci olmanın zorluklarını ve onları yenme gücünü gözler önüne seriyor. Türü ikisinden tamamiyle farklı olan, John Marsden’ın Home and Away (Evde ve Uzakta, 2008) adlı romanı Avustralya’daki mülteci deneyimini, çocuklar için yapılmış dokunaklı illüstrasyonlarla anlatıyor. Romanlar okuru korkunç ama özgün deneyimler yaşamaya davet ederken çağdaş meselelerin kültürel baskısını eleştiriyor. Bu tür kitaplar karanlık zamanları aydınlatır, umut dolu bir dille geçmişte yaşanmış ve şimdi yaşanmakta olan travmatik olayları farklı bir bakış açısıyla irdeler.

Bahsi geçen romanların aksine George Orwell, Robert C. O’Brien, Margaret Atwood, P. D. James ve Meg Rosoff gibi yazarların distopik eserleri gelecekle boğuşur. Korkutucu sosyal, politik ve çevresel bozulmayı öngören romanlar, geleceğin tehlikeli ve huzursuz olmasının korkusunu taşır. Kurgusal anlatılar, dünyanın tehdit altında olduğu durumlarda ortaya çıkar. Kölelik, sanayileşme, nükleer tahrip, AIDS salgını ve dijital çağın etkilediği geleceğin tasvirleri günümüz kültürel endişelerini yansıtır. Diğer yandan iklim değişikliği hakkındaki romanlar gittikçe popülerleşiyor. Avustralya’da revaçta olan bu eserlere Margaret Atwood’un Antilop ve Flurya’sını (2003) ve James Bradley’in Clade (2015) romanını örnek gösterebiliriz. 1950’lerde bombaların her an düşebileceği fikri nasıl endişe yarattıysa şimdi de iklim değişikliği korkutan bir gerçek olarak hikâyelere yansıyor. Radyoaktif bir dünyada yaşam tehdidinin aksine iklim değişikliğinin etkileri hissediliyor. Zaman geçtikçe hayatlarımızın nasıl değişeceğini kestiremiyoruz.

Kurmaca metin sayesinde, diğer türlü yanıtlayamadığımız bir soruya muhtemel bir cevap verebiliriz. Yazma eylemi, güncel sorunların bilinmeyen yüzlerini ortaya koymakla kalmayıp bizi henüz etkilememiş olayların nasıl engellenebileceğiyle ilgili tüyolar verir. Bu sebeple kurguda, kültürel çaresizliğin ele alınması son derece önemlidir.

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(The Conversation)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR