Akıl yürütme söz konusu olduğunda sık sık örnek alınan Antik Yunan düşüncesi, aslında o yaratıcı sonuçlara sadece rasyonel düşünceyle değil, rasyonel olanı mistik ve büyülü olanla birleştirerek ulaştı.
Harry Nilsson’a göre en yalnız sayı olan bir, Pisagor düşüncesine göre de en mükemmel sayıdır. Ondan diğer tüm sayıları elde edebilir, elde ettiğiniz bu sayılar vasıtasıyla da noktaları, çizgileri, şekilleri, cisimleri ve nihayetinde bilfiil dünyanın kendisini yaratabilirsiniz. Pisagor ve takipçileri, dünyayı ve maddeyi oluşturan şeyin, monadların çokluğu olduğuna inanırlardı – tıpkı yıldızların birleşerek takım yıldızları ve atomların birleşerek molekülleri oluşturması gibi. Bu yönden, hatta daha pek çok yönden bakıldığında oldukça modern bir düşünce. Üstelik Antik Yunan filozoflarının niçin “rasyonellik” söz konusu olduğunda örnek gösterildiğini de gayet net bir biçimde izah ediyor. Fakat bütün bu rasyonelliklerinin yanı sıra oldukça enteresan ve kalıcı bir şey daha aktardılar.
Pisagor, M.Ö. altıncı yüzyılda varlık gösteren ilk Yunan filozoflarından biriydi ve Güney İtalya’da yer almasına rağmen o zamanlar Magna Graecia adıyla bilinecek kadar Yunan olan Kroton’da yaşıyordu. O da tıpkı Sokrates gibi kendinden geriye yazılı bir eser bırakmadı ve düşünceleri önce öğrencileri ardından onların halefleri tarafından nesilden nesle aktarıldı: antik dönemdeki düşünce okullarından İslam medreselerine, İrlanda manastırlarından Rönesans kütüphanelerine ve nihayetinde modern laboratuvarlarımızla üniversite amfilerimizin linolyum kaplı pürüzsüz koridorlarına.
Herkes Pisagor teoremini bilir: bir dik üçgende hipotenüsün karesi, diğer iki kenarın kareleri toplamına eşittir. Fakat bu, Pisagorcuların sayılarla kurduğu bağıntılardan yalnızca biri. Onlara göre dünya, her biri farklı biçimlerde ifade edilen sayılar bütününden oluşuyordu. Mesela tek sayıların sınırlı (dolayısıyla eril), çift sayılarınsa sınırsız (dolayısıyla dişil) olduğu düşünülürdü. Üstelik bu sayısal mistisizm yalnızca Pisagor’un takipçilerine özgü değildi. Örneğin üç sayısına ne denli önem atfedildiğini görmek için Keltlerdeki Triskelion’a ya da Hindu düşüncesindeki Trimurti’ye bakmak yeterli. Yine de içlerinde en karmaşık sayısal mistisizmine sahip olan Pisagor numerolojisiydi. Anlam sadece sayıların kendisinden değil, tümdengelim yoluyla onların bileşkelerinden de üretiliyordu.

İki sınırlı sayının (2 + 2) bileşiminden oluşan dört sayısı adaleti, biri sınırlı biri sınırsız (2+3) iki sayının toplamı olan beş sayısıysa evliliği temsil ediyordu. Üç ise bütünlük demekti çünkü başlangıç, orta ve sondan oluşan ilk sayıydı. Sayılar arasında kurulan bu ilişkilerin en önemlisiyse ilk dört sayının oluşturduğu tetraktis’ti – dört element, ayın dört evresi ve ilk dört sayının toplamıyla (1+2+3+4) ulaşılan mükemmel 10 sayısı.
Pisagor takipçilerinin eğilimleriyse modern hassasiyetlere oldukça yakındı. Beyaz kıyafetler giyer, vejetaryen bir diyeti takip eder, deist yönelimler gösterir, ruh göçüne inanırlardı. Bu bakımdan günümüzdeki New Age gruplarıyla aralarında pek fark yoktu bile denebilir. Takipçilerin yaklaşık yüzde onu kadınlardan oluşuyordu ve içlerinde Theano gibi öne çıkan isimler de vardı ki, bu oldukça önemli bir durum çünkü o zamanki Yunan dünyasının genelinde kadınının üstlendiği rolle (daha doğrusu rolsüzlükle) tezatlık oluşturuyordu.
Fakat bunca benzerliğin yanı sıra belirgin ayrılıklar da mevcuttu. Mesela bir yandan güneşi referans alan bir yörüngenin olduğuna inanıyor öte yandan güneşin ardında dünyaya eşlik eden bir dünya daha bulunduğunu düşünüyorlardı. Böylece normal şartlarda dokuz olan gök cismi sayısı, tetraksisin karşılığı olan ona çıkıyordu. Ve oldukça rahatsız edici bir not: Pisagor’un takipçileri arasına katılmak isteyen kişi beş yıl süreyle sessiz kalmak zorundaydı. Üstelik elimizdeki kaynaklara göre Pisagor’un topluluk içerisindeki konumu hani neredeyse bir tarikat liderine eşti ve iddialara bakılırsa on iki yüzlü bir cismin nasıl oluşturulacağını izah eden Hippasus, sırrı açık ettiği gerekçesiyle bizzat Pisagor tarafından tekneden aşağıya atılmıştı.
Sayılar dünyası aynı zamanda mistisizmin dünyasıydı ve bir matematikçiyle büyücü arasında fark yoktu. Buna rağmen, daha doğrusu tam da bu yüzden sayısal mistisizm antik dünyada alelade bir konu değildi ve Pisagorcular sahip oldukları bilgiyi korumak için olağanüstü bir çaba sarf ediyorlardı. Mesela dördüncü yüzyıl Pisagorcularından Timycha, işkence tehdidi altında öğretinin sırlarını açıklamaktansa kendi dilini ısırarak koparmıştı. Öyle ki, kimi zaman devletler bile sayısal mistisizme göre hareket etmekten çekinmiyordu. Romalılar Trasimene Gölü civarında yenilgiye uğradığında diktatörleri çareyi kehanet kitaplarına başvurmakta bulmuş ve tanrılar adına düzenlenecek bir şölende harcanmak üzere bütçeden 333 Sestertia ve 333.3 Denarii kadar bir miktar ayırmıştı. Zira tanrıların lütfuna yeniden mazhar olmak istiyorsa “hem ilk tek sayı olan hem de her sayı içindeki farkı ve unsuru içeren” üç sayısından daha iyi bir seçim olamazdı. Şimdilerde sadece Spartalılar’ın adı geçtiğinde hatırlıyoruz ama aslında üç yüz sayısı, klasik antik çağı en önemli sayılarından biriydi. Sparta’nın ilk süvari birliği üç yüz kişiden oluşuyordu. Atina’nınki de öyleydi. Roma senatosu başlangıçta üç yüz kişiydi; Thebai Şehri’nin yüz elli çiftten oluşan yenilmez Kutsal Grubu da öyle.
Antik dünya rasyonel olanla olmayan arasında keskin bir ayrım görmüyordu ve matematiksel olanla ruhani olan şimdiki gibi birbirine karşıt değil, birbiriyle iç içeydi. Pisagorcular’ın beş sayısına evlilik anlamı yüklemelerinin ya da hipotenüsle öteki kenarlar arasındaki bağıntıya keşfetmelerinin sebebi, insanın durmak bilmez anlam arayışından başka bir şey değildi: biri olmadan ötekine sahip olamazsınız.
Hem bizler de hâlâ kapıları üç kez çalmıyor, gürültü yapan bir çocuğu sakinleştirmek için üçten geriye saymıyor muyuz? Ya da “veni, vidi, vici” (geldim, gördüm, yendim) gibi üç ifadeli sözlerden hoşlanmıyor muyuz? Sayılara atfedilen önem değişti ama yarattıkları sosyal çekim hâlâ çok güçlü. Kabul edelim, bir şekilde kendimize engel olamıyoruz. Yunanlar gibi tamamen rasyonel değil, aksine Yunanlar gibi irrasyoneliz.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






