Türkçeyi hoyratça kullanmakta olan gençlere de bu kitabı okumalarını öneriyorum.
Uzun zamandır kitap okumuyordum, yolculuklar, gündelik sıkıntılar falan derken, okuma işini de akıllı telefona ve bilgisayara bırakmış, önüme ne çıkarsa onu okur olmuştum…
Adil İzci’nin daha önce hiçbir kitabını okumadım. İlk defa Oğlak Yayınlarından çıkmış olan Canım Ada kitabını aldım ve okumaya başladım.
Türkiye’de geçirdiğim uzun sonbahar tatili sırasında “Ben size döneceğim” ile başlayan İngilizceden tercüme bir Türkçeyi duymaktan usanmış halde kitaba başlayınca, “ben bu kitabı sonuna kadar okurum” dedim içimden, Türkçesi o denli güzel ve doğruydu ki apayrı bir tat verdi bana.
Birisinin biyografisinin bir bölümü de, yazarın İstanbul Büyük Ada’da geçirdiği günlerin günlüğü de, diyebilirim bu kitap için. Ama bunları ancak sayfa 59'a gelene kadar diyebilirdim!
Kitabın içinde çizilmiş pek çok desen var, anlatılanlarla ilintili desenler…
Bu desenlerden bir tanesi kitabın kapağı olmuş.
Kapak olan desen sayfa 59'daki desen.
Çizerini bilmiyorum ama, benden tam üç gün genç olan yazarın sayfa 59'da meselenin altını çizdiğini ve kitabın okunma yönünü değiştirdiğini biliyorum.
“İnsan, eski sevgilisinin ardından kendine nasıl gelebilir? Her izi kedere boğarken üstelik?” diye başlayan anlatı, yazarın ya da anlatılan kimliğin adaya neden gittiğini ele veriyor.
Canım Ada kitabını andığım sayfadan sonra altını çizerek okumaya devam ettim.
Bu kitabı genç, yaşlı tüm sevgililere, yeni aşıklara ya da sevgilisinden ayrılmış olanlara önermek istiyorum.
Derin bir yalnızlığın mekânlarla nasıl çoğaltılabileceğini, belki de uzaktan, bir ayrıcalıkmış gibi görülen yalnızlığın, aslında nasıl derin bir yokluk içerdiğini bu kitapla daha iyi ayırt edebilecek okurlar.
Ben kendi adıma yaklaşan sevgililer gününde bu kitabı eski sevgilime göndereceğim, belki öfkesi dinmiştir de altını çizdiğim satırları okuyup yad eder geçirdiğimiz güzel günleri.
Öte yandan, Türkçeyi hoyratça kullanmakta olan gençlere de bu kitabı okumalarını öneriyorum.
Türkçenin aslında her duyguyu ne kadar kolay ve öz anlatabilen bir dil olduğunu ve okurken nasıl bir tad verdiğini bu kitap gayet açık anlatıyor.
Belki gündelik konuşmalara daha çok dikkat ederek yaşayan dilimizi geliştirirken daha özenli olunur, bu kitapla Türkçenin güzelliğinin ayrımına varıldığı zaman.






