Orhan Tüleylioğlu 50 Maddede Mutluluk isimli eserinde mutluluğun ne demek olduğu, kime göre ve neye göre mutluluk var, kavramsal bazda değil de özde mutluluğun altında yatan temel etmenler nelerdir gibi soruları aydın merceği altında irdelemiştir. Mini bir mutluluk ansiklopedisi gibi... Mutluluğu sorguladığımız anlarda karıştıracağımız bir başucu kitabıdır 50 Maddede Mutluluk.
Kitapta yer alan bir bölümde, Aragon’ortak ve toplumsal sıkıntılar varken bireysel mutluluğun olamayacağına değiniliyor. Kitlesel refahın bireylere nasıl nüfus ettiği konusunda ipuçları veriyor bize. Aragon 40’ların Fransa’sının yaşadığı kaosa atıfta bulunurken, çok uzağa gitmeden bugün yanı başımızda yaşadığımız olaylardan da örneklendirmeler yapabileceğimizi düşünüyorum. Ülkemizin içinde bulunduğu durumun—toplumsal eşitsizliğin ve adaletsizliğin, sınıfsal ayrımcılığın—bireylerin ruh sağlığını nasıl etkilediği, ihtiyaçlar hiyerarşisini gerçekleştiremeyen halk için mutluluğun olsa olsa bir fantezi niteliğinde adlandırılabileceğini görebiliyoruz. Kitabın başka bir bölümünde kapitalizmin işçi sınıflarına dayattığı delilik—günlük 12 saat ve üstü çalışma (kölelik); mutluluğun varlığını bireyin dünyaya geliş amacındaki hiçlikle perçinleştirip sonsuz mutsuzluk vadediyor. Proleterlerin büyü yapılmışçasına kapital egemenlere hizmet etmesi yerine Tembellik Haklarının ilan edilerek günde üç saatten daha fazla çalışılmadığı takdirde bireyin sevinçten ürpererek kaygıdan uzaklaşabileceğini ifade ediyor Lafargue.
Bertrand Russell’a göre mutluluğun reçetesi dört bölümden oluşuyordu; sağlık, yoksulluk çekmemek, başkalarıyla iyi ilişkiler kurmak ve insanın işinde gücünde başarılı olması. Dönüp dolaşıyor yine işin ucunun toplumsal refaha, insana insanca muamele sunan yönetim şekline parmak basıyor.
Kitabı günümüz sorunlarına uyarlarsak, sağlık çok yabancı gelmiyor kulağa. Güncel sorunlarımızdan biri olan koronavirüsle mücadele sürecimizde mevcut imkânsızlıklar, maske yetersizliği, hastane koşullarının zorluğu... Sağlık yoksulluk grafiğiyle doğru orantılı olunca mutluluğun ikinci maddesi de riske atılıyor. Maddiyatsızlık intiharlara, aile içi şiddetli geçimsizliklere ve sosyal kişilik bozukluklarına davetiye çıkarıyor; hal böyleyken başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurmamızı gerektirecek üçüncü maddede ortadan kalkıyor. Beslenme, sağlık, barınma gibi önemli basamakların atlanmasıyla zaten hiçbir birey işinde başarı beklemesin. Dördüncü madde de kendini imha ediyor böylelikle. Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin ayakta kalma koşutları maalesef daha ilk basamakta tökezlemeye başladığı için mutluluk olgusu kendini tamamlayamıyor.
Behçet Necatigil’in Bile/Yazdı adlı poetikasını ortaya koyduğu kitabının “Mutluluk” başlıklı yazısında, “Mutluluktan anladığım önce kendi ferdi bahtiyarlığımız. Küçük hayatımızdan gelecek kıt kanaat bir mutluluk. Önce kendimizi kurtarmak... Sanat üzerinde çalışmak zaten bir kendini kurtarış çabasıdır,” sözleriyle önceliği bireyin küçük saadetine, ferdi saadetindeki doyuma vererek, sanatın da bu bencillik noktasında ilerlediğine vurgu yapıyor. Ferdi bahtiyarlığın temelinde yatan sosyolojik argümanları es geçemeyiz tabi.
50 Maddede Mutluluk onurlu ve erdemli olanların bir yol haritası olarak seçtiği kılavuz kitaptır. Kitabın tamamında mutluluğa farklı farklı açılardan bakılsa dahi baskıcı ve dikta edici düzene karşı çıkıp insani vasıflarla yaşamayı hedefleyen ortak bir yol haritası çizilmiş. Eğilip bükülmemek, haksızlığa karşı çıkmak, bireysellikten genele doğru büyüyen çemberin içinde birilerinin mutluluğu için binlercesinin feda edilmemesi etiği içinde hareket edebilmek...Mutluluğa doğru giden paralel eksenlerden birkaçıdır bunlar.
Hem Yahudi hem siyasi suçlu olduğu için 27 yaşında Alman toplama kampında katledilen proleter kültürün en tanınmış yazar ve şairlerinden—kısacık yaşamını umursamazlığa, ikiyüzlülüğe, halkın umutlarını çalanlara karşı mücadeleyle geçiren—Jura Soyfer’in Yoksulların Noel Şarkısı adlı şiirinden alıntıda 50 Maddede Mutluluk kitabında mutluluğun toplumsal formda bireylere uyarlanması konusu bir kez daha gözler önüne seriliyor.
bütün zamanlarda iki yüzü vardır insanlığın
o büyük Noel ağacının
bir yanı yüklüdür altın parıltılarıyla ve süslerle
kurabiyelerle ve şirin meleklerle
hep mutludurlar o yandakiler
öbür yüzüne gelince çıplaktır
bayramı orada kutlar bizim gibiler
(çev.Ahmet Cemal)






