Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

6 Ekim 2025

Söyleşi

İrem Üreten: "Öykülerin evrenselliği ve geniş bir zamana yayılmalarının, okuru birleştiren önemli bir nokta olduğuna inanıyorum."

Dilek Karaaslan

Paylaş

0

0


İrem Üreten, yazma sürecinde uzun dönem, benimle birlikte çoğu arkadaşıma yol gösteren ve eşlik eden Notos Atölye sayesinde tanıdığım bir isim. Uzun yıllar emek verdiği ilk dosyası, Saat Yönünün Tersine, Bilgi Yayınevi tarafından haziran ayında basıldı. 

Dilek Karaaslan: Yazma sürecin nasıl başladı, kendini nasıl geliştirdin ve yazdıklarını kitaplaştırmaya hangi aşamada karar verdin? Okur, çoğu zaman yazılı metni eline aldığında yazarla tanışıyor. Süreç hakkında pek bilgisi olmuyor. Basım sürecinde neler yaşadın, bize biraz bahseder misin?

İrem Üreten: Yazmaya olan merakım, ortaokul yıllarım kadar eskiye dayanıyor esasında. Bunda ilk kitabımı ithaf ettiğim, bir kitap kurdu olan dedem Sadık Baklacıoğlu’nun emeği çok büyüktür. Fark etmemi, gözlemlememi, anlamamı sağlayan bir entelektüeldi dedem, ilk öğretmenimdi. Yazma meselesini ciddiye alarak daha sistematik bir biçimde ele almam yaklaşık on yıl önce, Cer Modern’de katıldığım bir yaratıcı yazarlık atölyesi sayesindedir. Emrah Polat, Fadime Uslu ve Ethem Baran’ın yürüttüğü bu dersler bir kırılma noktasıydı. Sonrasında Ethem hocam ve bir grup arkadaşımızla yazı yolculuğuna devam ettik, hâlen ediyoruz. Fadime Uslu ve Doğuş Sarpkaya’nın da görme-irdeleme biçimlerime önemli katkı veren atölyelerini ve yazıya yönelik çalışmalarımızı anmadan geçemem. Bunların yanı sıra, Semih Gümüş’ün bazı yaz atölyelerine katıldım, Murat Gülsoy’un “Büyübozumu” seminerine de. 

Bu yıllar boyunca, sayısını bilmediğim kadar çok sayıda öykü yazdım. Kalemime, benim için ön plana çıkanlar kadar, vazgeçtiklerimin de katkısı oldu. Elbette, seçerek ve bilinçlenerek okumak da bu sürecin olmazsa olmazı. Kaleminizi geliştiren, hem de ilham verenin başında iyi metinler geliyor. Başlangıçta en büyük amacım, okuru olduğum edebiyat dergilerinden birinde bir öykümü yayımlatmaktı. Notos’un “Bu resmin/fotoğrafın öyküsünü yazar mısınız?” köşesine neredeyse takıntı diyebileceğimiz ölçüde göz dikmiştim. Zamanla hem öykülerim hem de değerlendirme yazılarım matbu dergi ve dijital mecrada yayımlanmaya başladı. Kitaplaştırma fikriyse çok sonra geldi. Benim için ön plana çıkanlar üzerine uzun bir çalışma sürecine girdim, üstatlarımdan, birlikte yol yürüdüğüm arkadaşlarımdan fikirler aldım ve öykülerim bu yolla açılıp katman kazandılar. 

Yayımlanma süreciyse bir o kadar sabır gerektirdi. Dosyamı yollamak istediğim belli başlı birkaç yayınevi vardı aklımda. İki yılı aşkın bir süre, dosyamı sırayla gönderdiğim yayınevlerinden haber bekledim. Dosyaya noktayı koymaya karar verdiğim dönem, ne yazık ki yayınevlerinin pandemi sonrasında ekonomik sorunlarla boğuştuğu, kimi yayınevinin kendi içinde istikrarsızlıklar yaşadığı bir zamana denk gelmişti. Bu dönemde, Ankaralı ve köklü bir yayınevi olan Bilgi’nin bir öykü serisine yoğunlaşacağı haberini aldım ve yazar arkadaşım Gamze Efe vesilesiyle, Bilgi Yayınevi genel yayın yönetmeni Mesut Örs’le tanıştım. Değerlendirme süreçlerinin sonunda dosyamı kitaplaştırmak istediklerini söylediler. Çok emek verdiğim, okur karşısına çıkmasını sabırla beklediğim kitabımı doğru ellere teslim etmişim. Bu heyecanı şimdi birlikte yaşıyoruz. Kitabımın kıymetli bir okur kitlesiyle buluşabildiğini görmek müthiş bir mutluluk. 

DK: Ben de bir okurun olarak kitabının birçok açıdan değişik, yeni ve heyecan verici olduğunu söyleyebilirim. Öykülerin sanatla, sanat tarihiyle, sanat eserleriyle ve müzikle iç içe geçiyor. Bildiğim kadarıyla sanatın birçok dalı ve sanat tarihiyle yakından ilgilisin. Dolayısıyla yazdıkların sana yabancı değil ve yazarı hakkında fikir veren öyküler okuyor okur. Konu seçimlerin tesadüfi mi, sanatı bir yaşam biçimi haline getirmenden mi kaynaklanıyor? 

İÜ: Başta görsel sanatlar olmak üzere sanat ve sanat tarihi merak duyduğum, takip ettiğim alanlar. Güncel sergileri izlemekten büyük keyif alırım. Müziği, sinemayı da kattığımızda hepsinin yazma edimine büyük katkısı olduğuna inanıyorum. Yazarın takip ettiği her türlü farklı disiplin edebiyatını besliyor olmalı. Bir resme bakarken orada karakterler, atmosfer, tüm öğeleri içinde barındıran bir hikâye görüyorsunuz. Tıpkı bir öyküde olduğu gibi, resimde de parlayan ve gölgede kalan alanlar var. Benzer şekilde, bir senfonide hikâye ve atmosfer tastamam mevcut. Keza öykü için çok önemsediğim ritim konusu, hızlanan ve yavaşlayan parçalar, zirveye tırmanış, yamaca iniş… Öykü yazmak üzerine düşünürken, sinema külliyatına başvurmak da kaçınılmaz. Kurgu oluşturmak, anlatım yöntemini belirlemek, seyirci/okur üzerinde etki oluşturmanın yollarına bakmak her iki alanın da incelediği, odaklandığı konular… Sanatın farklı dallarının kazandırdığı perspektife minnettarım. Hangi türde yazıyor olursa olsun, yazarın bunlardan çok besleneceğine inanıyorum. 

Saat Yönünün Tersine'de görsel sanatlara olan merakım çok görünür biçimde ön plana çıktı. Sanat eserlerinin karaktere dönüştüğü, öykülerde anlatının önemli bir kısmını üstlendiği bir izlek oluştu. Yazarken hem o güne kadarki birikimlerimi kullandım, hem de yeni araştırmalara girdim ki bu bana tarifsiz bir keyif ve heyecan verdi. Yazı ve resim birbirine kapı aralarken hemhâl oldular. Bu da sanıyorum ki özgün bir yapı oluşturdu kitapta. Okur bu niteliğiyle kitaba değer atfettiği için de karşılığını bulduğunu görüyorum.

DK: Öykülerini keyif ve merakla okuyan bir okurun olarak, rafine hayatlara, kaliteli zevkleri olan üst orta sınıfa ve ülkemizde elit sayılabilecek (öyle olmaması gerekirken) spor dallarıyla ilgilenen şehirli, varlıklı insanların yaşamlarına, Avrupa’nın en önemli müzelerine, sanat eserlerine mercek tuttuğunu gözlemliyoruz. Bunun okurdaki karşılığı ne oldu, neler gözlemledin?

İÜ: Bu riskli bir girişimdi sanırım. Üstelik bazı öykülerimdeki karakterlerin yabancı olması okuru bunaltma ve hikâyeden uzaklaştırma tehlikesi de taşıyor. Merak ettiğim, gözlemlediğim, araştırıp belli bir birikim sahibi olduğum yaşantılar üzerine yazdığım öyküler olduğu için, bu yönde gelebilecek olumsuz tepkileri de göze almıştım. Sosyal medya, kitabımın kıymetli bir okur ve yazar kitlesine ulaşmasını sağladı. Yalnızca ismen tanıdığım değerli kalemlerden de kitabımı değerlendirenler oldu. Şimdiye kadar aldığım geri bildirimler bu kaygının aksine, okurun kitabımı benimsediğini ve buna bir değer atfettiğini gösterdi bana. Bu soruyu alınca dönüp şimdiye kadar aldığım geri bildirimleri tekrar gözden geçirdim. 

Okur yöresel unsurlara sıkışıp kalmamayı, coğrafyanın geniş olmasını takdir etti. Resim, mitoloji, mimari, spor gibi alanlardan öğelerin atmosferi zenginleştirdiğini, bir birikimi yansıttığını yazdılar. Sanat edimini ve yapıtı anlatı nesnesine dönüştürerek hikâyeleştirmemse dikkat çekici bulundu. Saat Yönünün Tersine hakkında “Veveya Kitap’ta” bir değerlendirme yazan sevgili Esra Çakır, özellikle “Olay Yeri” öyküsündeki yapıtların araştırmaya sevk ettiğini, bilgi birikimini zenginleştirme fırsatı verdiğini belirtmiş. Sanatı gerçekliğin tam ortasına yerleştirmiş olmama da dikkat çekti ki, bunun okura anlaşılır bir biçimde yansımış olması çok kıymetli. Her kitabı içselleştirmenin mümkün olmadığını söyleyen bir başka yazar, “Saat Yönünün Tersine”den çok etkilendiğini iletti örneğin, zaman üzerine psikolojik bir irdelemeyle açılan kıymetli bir değerlendirme yazısı kaleme aldı. Sanıyorum ki esas mesele, bir metnin yerel olup olmaması, hangi toplumsal sınıfı ele aldığı değil. Daha çok, hangi meseleyi merkezine alıp, neyi nasıl tartıştırdığı. Büyülü gerçekçi ve fantastik unsurların dikkat çekiciliğine değinenler, karakterlerin düzene alternatif bir anlam aradığına dikkat çekenler oldu. Farklı anlatıcılar ve anlatım tekniklerinin kullanıldığına, ritmin nasıl yönetildiğine dair kıymetli yorumlarda bulundu insanlar. Kısacası, benim de üzerinde durduğum her yönüyle, birçok boyutuyla değerlendiriliyor kitabım.

Öykülerin evrenselliği ve geniş bir zamana yayılmalarının, okuru birleştiren önemli bir nokta olduğuna inanıyorum. Hafıza, toplumsal bellek, köklenme, göç, yalnızlık, ölüm, ölümsüzlük arzusu, kadının toplumdaki yeri, kadın-erkek ve insan ilişkileri… Bunlar birçok yazar için olduğu gibi, benim de meselelerim ve ilk kitabımdaki öykülerin çekirdeğini, dip akıntısını oluşturan temalar.

DK: Bir önceki soruyla bağlantılı olarak, ilgileri, hobileri, sanatla ilgili bilgisi ve fikri olan, duygularını ifade etmenin yolları üzerinde kafa yoran ortalamanın üzerindeki şehirli insanları yazıyorsun ve ben bunu çok sevdim. Okuduğumuz batılı öykücülerin öykülerinin tadını aldım kitabında. Mümkün olursa kitabının çevrilmesini ya da hangi dile çevrilmesini hangi ülkede yayımlanmasını istersin, böyle bir çaban var mı? 

İÜ: Evet, itiraf etmeliyim ki kitabın çevrilmesi için büyük bir arzu duyuyorum. Saat Yönünün Tersine'deki öykülerin evrenselliği konusunda şimdiye kadar aldığım olumlu geri bildirimler de bana cesaret veriyor. Henüz herhangi bir girişimim olmadı bu konuda, nasıl bir yol izleyebileceğim konusunda da pek fikir sahibi değilim. Eğer bir gün çevrilirse, mümkün olduğunca çok okura ulaşabilmesi için İngilizce ve birden fazla öyküde tarihi ve kültürüyle yer alan Fransız dilinde yayımlanmasını önceliklendirmek isterim. Sanıyorum ki Avrupa’da kitabı yayımlamaya değer bulacak bir yayıneviyle bağlantı kurabilmek yepyeni bir macera olacaktır ama bir ölçüde bu çabaya değeceği inancındayım.  

DK: Dilin sade, duygular derinlikle işleniyor ama okurun ne hissedeceğini okura bırakmayı seçtiğin bir incelikle yazıyorsun. Okurun yorumuna bıraktığın alanlar var öykülerinde. Bu senin öykü tasarımının bir parçası veya üzerinde çalıştığın bir detay mı, kendiliğinden gelişen bir özellik mi?

İÜ: Bu çok kıymetli bir yorum, teşekkür ederim. Okura her şeyi hazır lokma olarak sunmamak, onu belirli bir düşünceye doğru yönlendirmemek benim için hem bir amaç hem de yazma üzerine düşünüp çalıştıkça geliştirmeye çalıştığım önemli bir mesele. Üstelik boşluklar gerçek hayatta da var, öyle değil mi? Yaşamak meselesi, hayatın sürekli sunduğu sorulara cevap aramak, boşlukları kendi meşrebimizce nasıl dolduracağımıza karar vermek üzerine kurulu. Hiçbir vaka bir diğerinin birebir aynısı değil, hiçbirinin de hazır bir reçetesi yok. Kendimize sürekli sorduğumuz sorular olmadan nasıl ki yaşam yaşama benzemeyecekse, boşlukları olmayan, bir fikri dayatmaya çalışan metni okumak da tat vermeyecektir okura.

Nitelikli edebiyata ilişkin okuduğumuz örnekler, bize metnin okurla birlikte inşa edildiğini gösteriyor. Bilge Karasu, “Yazar yazmak için uğraşmışsa, okur da okumak için uğraşacaktır. Okur her zaman yazıya eklemlenen ve yazıyla dönüştürendir, ama bunun için ilk olarak yazarın dönüşmesi gerekir,” diyor. Kuvvetli metinler yazarla birlikte düşünmeyi, hatta metni beraberce inşa etmeyi öneriyorlar. Kurmacanın okuru bilgilendirme amacı taşımadığına, alternatif fikirler üreten, farklı düşüncelere kapı aralayan bir araç olduğuna inanıyorum. 

DK: Yazma serüveninde seni gerçekten destekleyen oldu mu, kimlere teşekkür etmek istersin? Bundan sonra yoluna nasıl devam edeceksin, yeni projelerin var mı? 

İÜ: Olmaz mı? Çok sayıda destekçim oldu. Teşekkürlerimi her fırsatta dile getirmeye çalışıyorum, yinelemekten de bıkmayacağım. En başta, kitabımı ithaf ettiğim, keşke okuyabilseydi dediğim kıymetli dedem Sadık Baklacıoğlu’na… Okur ve yazarlığımın ilk tohumlarını atan odur, keşke bu kitabı eline alabilseydi. Yoluma ışık tutan üstatlarım, Ethem Baran, Fadime Uslu, Doğuş Sarpkaya, Semih Gümüş, Abdullah Ataşçı, Şenay Eroğlu Aksoy’a, aralarında senin de olduğun yazı yoldaşlarım, atölyelerde birbirimizin öykülerini samimiyetle eleştirdiğimiz arkadaşlarıma, birlikte çok güzel bir yola çıktığımıza yürekten inandığım Bilgi Yayınevi’ne, genel yayın yönetmeni Mesut Örs’e. Ve yolculuk henüz tamamlanmadığına göre, okuyan, üzerine düşünüp söz söylemeye değer bulan, bulacak kıymetli okura yürekten teşekkür ederim. İsmini zikretmeyi unuttuğum birileri var mıdır diye her defasında ödüm patlıyor. Bu vesileyle kalemimin güçlenmesine katkısı olan herkese bir kez daha minnetimi sunmuş olayım.

DK: Klasik sorumuzu soralım; baş ucu kitapların döne döne okudukların kimler? Yazmaya yeni başlayanlara neler önerirsin?

İÜ: Klasik olsa da en çok zorlandığım sorulardan biri bu işte! Zira, döne döne okumak istediklerim, henüz okunmamış, sürekli genişleyen koskoca bir külliyatla sürekli çatışma halinde. Bense daha fazla okuyabilmek için yeterli zaman olmamasından doğan bir paniği yaşıyorum. Üstelik, oldukça detaycı olan doğamdan da kaynaklı, hızlı bir okur olduğum da söylenemez. Yine de birçok eksikle de olsa bazı yazarların adını anacağım. Büyük edebiyatçılarımız Sait Faik, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nazım Hikmet, Vüs’at Bener Füruzan, Turgut Uyar, Sevgi Soysal. Düşünme ve metni örme yöntemini, bir yazar, bir insan olarak ruhunu çok kıymetli bulduğum Bilge Karasu. Tanışma, birlikte yol alma ve sürekli takip etme fırsatı bulduğum üstatlarım Ethem Baran, Fadime Uslu, Abdullah Ataşçı, Şenay Eroğlu Aksoy. Aynı topraktan olmasak da çok şey öğrendiklerimiz, Ursula Le Guin, Kafka, Márquez, Borges, Cortázar, Fuentes, Calvino, Hemingway, Carver, Salinger…

Yolun başında olanlara, yazmak için nitelikli okumanın elzem olduğunu, ancak kıymetli metinleri irdeleyerek yol almanın mümkün olabileceğini hatırlatmak isterim. Kalemi eline alma cesaretini gösteren birinin korkmak, kendine ket vurmak için hiçbir engeli olmamalı. Amacımız Türk edebiyatına katkı vermek, kalıcı olabilmekse eğer, hepimiz tez canlılığı bir yana bırakmalı, sabırla metinlerimizi olabilecek en iyi hale getirmeye çalışmalıyız bence. “Ne olursa olsun, benim de bir kitabım olsun,” düşüncesini, bu kadar çok sayıda kitabın basıldığı bir ortamda oldukça tehlikeli buluyorum. Metin üretmek konusunda nicelikten çok niteliği önemseyen bir edebiyat ortamının oluşması, dünya edebiyatında da söz söyleyebilmek adına her şeyden daha önemli bana göre.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Roman adları nerelerden alındı?Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nedim Dertli

3 Haziran 2025

Sebastião Salgado: Görsel Antropolojid..

Salgado, kamerasını bir sahne, bir anlatı zemini ve sözcüklere ihtiyaç duymadan etik bir çağrı mekânı olarak kullanır. Belki de bu yüzden onun anadili “fotoğraf”tır.Brezilya’nın Minas Gerais bölgesinde –8 Şubat 1944, Aimorés– seki..

Devamı..

Mişima Efsanesi

Erhan Sunar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024