Bugün İspanya’nın en büyük edebiyat dâhilerinden olsa da yaşadığı dönemde Cervantes birçok konuda hüsrana uğramış biriydi,” diyor İspanyol tarihçi Fernando de Prado.
Don Quijote’nin yazarı Cervantes, hayatı boyunca yoksulluk içinde yaşadı, savaş sırasında askerken terfi şansını kaçırdı ve içinde bulunduğu savaş gemisini ele geçiren korsanlar tarafından beş yıl boyunca esir tutuldu. Yazılarının ünü ve başarısı ise ona bir zenginlik getiremeyecek kadar sonra anlaşıldı. Cervantes’in dilediği gibi olan tek şey, 1616 yılında hayatını kaybettiğinde istediği yere, Madrid’teki Trinitarias Manastırı’na gömülmesiydi. Mezarının yeri şu âna kadar belirsiz olsa da Fernando de Prado bunu değiştirebileceğine inanıyor. Manastırda profesyonel bir ekip tarafından Nisan ayında başlayacak araştırmada, radar teknolojisiyle Cervantes’in kalıntılarına ulaşılması ve mezar yerinin tespit edilmesi planlanıyor.
Uzun zamandır Cervantes’in ailesini araştıran tarihçi ve yayıncı Alfonso de Ceballos-Escalera da İspanya’nın, Cervantes’i aramaya uzun zaman önce başlamış olması gerektiğini düşünüyor: “En ünlü yazarlarımızdan birinin mezarını bulmak için başkalarından çok daha az çaba sarf ettik. Bunun bir nedeni de ölümden sonra bedene ya da fiziksel kalıntılara değil de ruha önem veren Katolik görüşü.”
Birçok tarihçi için Cervantes’in mezarının belirsizliği, yazarın İspanya’da ve Batı edebiyatındaki yeri göz önünde bulundurulduğunda oldukça yüz kızartıcı bir durum. Buna rağmen bu yöndeki çalışmalar da bugüne kadar yeterince teşvik görmedi. Öyle ki de Prado, mezar yerini tespit etme projesi için yetkililerden finansal yardım talep ettiğinde reddedildi ve ancak sonraki aşamada, adını vermek istemediği bir Amerikan üniversitesinden destek bulduğunu belirtince resmi makamların fikrini değiştirmeyi başarabildi. Sonuç olarak Madrid, en fazla 135 bin dolar tutacağı tahmin edilen projenin tek finansal destekçisi oldu. “Böyle bir şeyi gerçekleştirmenin yıllar alması kulağa tuhaf ve ironik gelebilir, ancak bazen en basit sorunların çözülmesi bile çok zor olabiliyor.”
Cervantes’in mezar yeri konusundaki titiz seçimi de projeyi kolaylaştıran etkenlerden. “Koca bir mezarlığı aramak zorunda kalmadığımız için şanslıyız, manastırda en fazla on beş mezar var. Asıl sıkıntı ise manastırın orijinal yapısının yıllar içinde birçok kez değişmiş olması.”
90’lı yılların sonlarına doğru ressam Diego Velázquez’in naaşını tespit etme çalışmalarının başarısız olması nedeniyle projenin güvenilirliğine dair oluşan şüphelerle ilgili de Prado şunları söyledi: “Velázquez için yapılan çalışmaların bir fiyasko olduğu belli ama geçmişte yapılan hataları unutmalı ve İspanya’nın edebiyat dehasını ve modern romanın kurucusunun mezarını bulma zamanının geldiğini kabul etmeliyiz. Bu çalışma başarıya ulaşmasa bile, Cervantes için kesinlikle böyle bir risk almaya değer.”