“Geçmişi kameralar mı daha gerçekçi anlatır, yoksa insanların zihnindeki hatıralar mı? Gözlerimizle gördüklerimiz mi, yoksa kameranın lensine yansıyanlar mı?”
Özetle, Cici 80’li yıllarda, İç Anadolu’nun bir köyünde yaşayan Bekir ve ailesinin hikâyesini anlatmaktadır. Bekir, yıllarca Almanya’da çalışmış, sonrasında eşi Havva ile köylerine yerleşmiştir. Kendilerine bir çiftlik kurmuşlardır. Saliha, Kadir ve Yusuf isimli üç çocukları vardır. İlk bölümde Bekir ve 80’li yılların köy hayatı başrollerdedir. Bekir’in otoritesinde yaşamını sürdüren aile; Bekir’in ani hastalığı ve ölümü ile şehre göç etmiştir. Burada farklı alanlarda kendilerini yetiştiren çocuklardan Kadir, otuz yıl sonra ailesinin hikâyesini filmleştirmek için köye döner. Diğer kardeşleri (Saliha ve Yusuf) ile Annesi (Havva)’nin de dâhil olduğu film süreci, sonrasında içinden çıkılmaz bir hesaplaşma ve iç çatışmaya dönüşmüştür.

Film bize neler veriyor?
Filmin açılışında ilk dikkatimizi çeken geçmiş ile günümüz arasındaki “Flashfovard” benzeri -ama çok daha kısa- göz kırpmaları oluyor. Hikâyenin ilerleyen sürecinde bu kırpmalar seyirciyi ikinci bölüme hazırlarken aynı zamanda merak duygusu da uyandırmaktadır. Karakterler kadar mekânın da değişimi açıkça gösterilmiştir. Söz konusu mekân bir karaktere büründürülmüştür. Bu açıdan kullanılan teknik ve mekâna yüklenilen anlam başarılı olsa da mekân planlaması, özellikle ilk bölümde, bir o kadar yapmacıktır. Mekân sanki saatler önce oraya kondurulmuş bir çekim alanı izlenimi vermiştir. Peki diğer karakterler:
Kadir: Bekir’in en büyük oğludur. “Cici”deki Kadir; geçmişte yaşadığı bütün duyguların birikimi olan; köyünü, evini, babasını ve geçmişini bir film ile ortaya koymak istemektedir. Böylece bu duyguların hepsiyle bir şekilde yüzleşmek amacı güder. Fakat; çekmek istediği hikayenin ailesi olması, işleri içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir. İki bölüme ayrılan “Cici”nin ikinci bölümünde Kadir’in bu zihin harbi dile getirilmektedir. Kadir için bir baba imgesi vardır. Babası ile ilgili travmalar –su ile ıslatılma gibi- üstesinden gelinememiş bir takım izler bırakmaktadır. Kadir’in amacı bu travmalardan bir şekilde arınmaktır. Bunun için elinde olan yegâne sığınağı ise çektiği filmdir.
Bekir: Otoriter bir baba görüntüsü çizerken, kırsalın sertliği ile aile bağlarını ayakta tutan mizah yapısını aynı karakterde birleştirmiştir. Hayattan fazla bir beklentisi yoktur. Tek hedefi ailesini kırsaldaki çiftliğinde mutlu ve birlikte tutmaktır. Bekir için modernleşme maddi ögelerdir (Kamera- Sarı Mercedes). Bekir için doğru olan ailesi için de doğrudur. Bu doğru, köy ve zorluklarla var ettiği çiftliğidir.
Saliha-Yusuf: Saliha, karakterlerin en orta noktasıdır. Bir denge gibi filmdeki en uç duyguları –aşk- yaşayan Saliha’dır. İlk ve ikinci bölümdeki değişim ve yükselip alçalmalarda bir çizgi gibi durmaktadır. Filmin ilk bölümünde köyün, ikinci bölümünde ise şehirli insanın özelliklerini güçlü bir şekilde göstermektedir. Bulunduğu kaptan çıkmış ve 30 yıl sonra o kaba bir daha giremeyecek kadar farklı bir kadın haline gelmiştir. Cemil ile yaşadığı aşk bir taş parçası ile simgeleştirilirken yönetmenin filmin her yerine serpiştirdiği simgelerden biri de bu şekilde Saliha’nın hissesine düşmüştür. Yusuf ise 30 yıl sonrasına gönderilen bir Bekir göndermesi olmuştur. Yusuf ilk bölümde Bekir’in elinden tuttuğu ve köye 30 yıl sonra sarı Mercedes’i getirecek kişidir. Beyaz atlet giyecek kişidir. Yusuf için “Cici”, baba özlemi ve düz insan olmanın karmaşık bir yansımasıdır.
Cemil: Zamanın belki de hiç ilerlemediği tek karakter gibidir. Ailenin sakladığı, biriktirdiği veya yüzleşemediği – ne yaparsın, su mu sıkarsın?- bütün duygular Cemil ile karşılaştıklarında boşalmıştır. Cemil bu açıdan “Cici” için bir arınmadır. Tutup çekiştirmeler, konuşturup susturmalar, Cemil ile gerçekleştirilen her diyalog, yarım bırakılan ve tamamlanamayacak her şeye karşı bir tepkidir. Saliha’ya olan aşkı da dâhil olmak üzere kendine verebileceği tek ceza onu kaybettiği anda bıraktığı sigarası olacak kadar da zamanın ve karmaşanın dışında bir karakterdir Cemil.
Havva: Yönetmenin ustalıkla sakladığı karakterdir. Filmin “Cici”si Havva’dır. Bekir’in bütün hükümranlığında hayatını gizli bir nefret, hınç ve coşkulu bir pişmanlık duygusu ile geçiren Havva; kendi arzuladığı hayatı çocuklarının üzerinden gerçekleştirmek istemektedir. Buna engel olabilecek her türlü şeyi –bu Bekir bile olsa- yok edecek kadar kararlıdır. Ezilmiş, hor görülmüş her canlı gibi Havva da zamanı geldiğinde hayattan intikamını almıştır. Yönetmen filmin her aşamasında farklı simgeler ile – tansiyon pompası, hemşire gözlüğü- Havva’nın hayallerini gösterirken bu simgeler Havva karakterinin mini hikâyesini daha da içsel hale getirmemizi sağlamıştır.
Toparlarsak, Yusuf için çocukluk babasının ölümü ile bitmiştir. Kadir için çektiği filmi ile son bulacaktır. Saliha için ise hatırlanacak kısa hikâyelerdir. Ayrıca; filmin dış çatışmasında işlediği Covid-19, parçalar halinde anlatılmaktadır. Virüs, tüm insani korkuları ve düzensiz bakış açıları ile filmde kendisine yer bulmuştur. Maske ve virüsün bulaşma korkusu olduğu gibi ifade edilirken belki de yüzyılımızın bu büyük yıkımı ölümsüzleştirilmek istenmiştir.
Sonuç olarak, “Geçmişi kameralar mı daha gerçekçi anlatır, yoksa insanların zihnindeki hatıralar mı? Gözlerimizle gördüklerimiz mi, yoksa kameranın lensine yansıyanlar mı?” Film bu karmaşa içerisinde bocalarken hangisinin daha gerçek olduğu konusunda mücadele vermektedir.






