Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

30 Mayıs 2022

Müzik

Ciwan Haco Müziği

Erhan Sunar

Paylaş

5

1


Sanatta tüm özgünlüğün biçimsel yaratıcılıktan geçtiğini biri diğerine benzemeyen müzikal yapılarıyla Ciwan Haco’nun albümleri bütünüyle göstermiştir.

Çocukluğumda yakın çevremden, okulda arkadaşlarımdan bazen duyduğumu hatırlıyorum: “Yılmaz mı, Cüneyt mi?” diye sorulurdu özellikle okulda, bir kavgayı başlatmak, bir tartışmayı alevlendirmek ister gibi. Sorunun bir tuzak olduğunu sezerdim hep ve kıt kanaat “politik” angajman gereği kimin hangisini beğeneceğini önceden bilirdim. Cüneyt Arkın biraz daha kentli ve hep uzak meseleleri kafaya takan, filmlerinin toplumsal siyasal mesajlarındansa hayli kişisel ilişkilerine kapılmış kişilerin tercihi olurdu genellikle. Yılmaz Güney’ciler ise, anlaşılacağı gibi epey öfkeli, oyuncunun hep “ezilenden yana” olduğunu bilmenin güveniyle aynı zamanda sinemanın seyrine de temas edecek ölçüde tartışma yanlısıydılar. Akşamları Cüneyt Arkın’ın sosyal izler barındıran filmlerini izleyebiliyor olsam da, ertesi gün bütün o yakışıklı erkekler, güzel kadınlar ve ışıltılı hayatlar arasında olup biten (Battal Gazi’leri saymıyorum bile) hikâyeleri de bilmenin suçluluğu bir sessizlik halinde üzerime çökerdi.

Sözü müziğe getireceğim, ama bu kez benzer bir “bölünmeyi” daha da hassas yapan anekdotlara, kıyaslara pek girmeden. Baştan söyleyeyim: Ciwan Haco ve Şivan Perwer arasında hep süregelmiş “Hangisi daha iyi?” tartışmasında (sanatta “iyi” olmaktan anladığım belli belirsiz tüm nüanslarla birlikte) Ciwan Haco’dan yana olduğumu hiç saklama gereği duymam; ama bu, Şivan Perwer’i bütün folklorik bağlarıyla sevip öyle bir bilinçle apayrı “protest” bir dünya kurmuş kişileri görmezden geldiğim anlamı taşımaz. Yetişme ve bir bilinç edinme sürecinin tüm oluşumunu bir kenara bıraktığımda bile, Perwer’in müziğine ne duygusal ne estetik yönden yakınlık beslemediğimi hep fark etmişimdir. Belki de bir başına çıplak sesini yeterince algılayıp içselleştiremediğim içindir.

Ciwan Haco’nun ise tam da sesindeki müziği severim. İster Girtîyên Azadîyê gibi sözlerindeki başkaldırı ruhunu müzikle birleştirebilmiş olanlarında, ister Nexta Nazê gibi daha serbest bir akışa sahip şarkılarında, araya girip şiir okur gibi uzunca “anlattığı” kısımları bence gerideki  müziğin eşliğini unutarak da dinleyebiliyoruzdur. Sesi bazen o kadar baroklaşır, ya da yine Girtîyên Azadîyê veya Destana Egîdekî’de olacağı gibi öyle dokunaklı bir hal alır ki (bu sonuncusunda Xortanî’yi anımsamak bile yeterlidir), her biri daima yürek burkan bir içerik taşıyan bu sözleri sanki ezberlemek (hep yeniden duymak) isteriz. Kürt müziğiyle çok uzun zaman boyunca kaba saba yollarla ilişkilendirilmiş, “le le, lo lo” diye uzayıp gittiği için anlamdan yoksun bulunmuş ve Kürtler arasında bile açıkçası şakalarla anlatılan bütün bir geleneğe, bu yönüyle de bir müdahaledir Ciwan Haco’nun tavrı. 12 Eylül zamanını her Kürt gibi hayatının tam ortasında yaşamış annemin, bir gün ben evde Girtîyên Azadîyê’yi dinliyorken kulak kabartıp, sözlerine bakıp bana çok ürperdiğini söylediğini hatırlıyorum. Halbuki şarkıda Ciwan Haco’nun kalınlaşmış bir sesle vurguyla söylediği hiçbir şeye yabancı değildi annem.

Ama Ciwan Haco’nun, sazı çoğunlukla kendisinin çaldığı, saksofonla kaval gibi çok “uyuşmaz” görünen enstrümanlar arasında geniş bir hat çizen müziği de çok kendine has ve yenilikçidir. Şivan Perwer’in hep belirgin okuyuşunun aksine, Ciwan Haco’nun bazen buğulaşan sesiyle (bir arkadaşım sarhoş sesine benzetmişti) “kelimeleri yuvarladığını, hatta yuttuğunu” ileri sürüp tam anlamadığını söyleyen Kürtlerle karşılaşacağımız gibi, benzer biçimde, sözlere yabancılaşıp müziğinin (yine Şivan Perwer’de hiç olmayacak şekilde) etnik bağlantılarını “karıştıracak” olan daha tutkulu hayranlarına da rastlayabiliriz. Kendi adıma, Kürtçeyi kısmen anlasam ve hiç konuşamasam da, birçok şarkısını ezbere bildiğimi, müziklerini unutamadığımı söylersem sanırım şunu da anlatmış olurum: Ciwan Haco sesiyle ayrı, müziğiyle ayrı etkileyebildiği sıradan bir kulağı, tam da ikisinden aynı anda haz aldığı durumlarda, sadece etkilemez, belki bir yönüyle “eğitmiş” de olur. Yukarıda bahsettiğim şarkıların sözleri dinleyiciden nasıl bir özen talep ediyorsa, birçok şarkısının müzikleri de son tınısına dek öyle bir dikkat gerektirir ve çok uzadıkları anlarda bile tekrara düşüp oyaladığını değil, bir duyguya, bir öyküye bizi hazırladığını gösterir. Bu anlamda Ciwan Haco’nun müziği de işlevseldir, düşündürür.

Sanatta tüm özgünlüğün biçimsel yaratıcılıktan geçtiğini biri diğerine benzemeyen müzikal yapılarıyla Ciwan Haco’nun albümleri bütünüyle göstermiştir. Diyarbekîr ve hemen ardından gelen Gula Sor’u birbirinden epey farklı görebiliyor, harikalar yarattığı Dûrî ve Bîlûra Min arasında çok incelen bir beğeni güdüsüyle hep yeni nüanslar ayırt edebiliyorsak, sanatçının türler (ve enstrümanlar) arasında özgürce ve her birine hakkıyla temas ederek gezindiğini anlayacak sezgiyi ya da bilinci birkaç dakika içinde bize inandırarak hatırlattığı için olmalı: Bu nedenle diyelim halk müziği ezgisi veya türkü motifleri, bir caz ya da blues tınısına çok az şarkıcıda Ciwan Haco’da olacağı kadar sorunsuzca kaynaşıp yer açar. Sanatsal olanaklar açısından dinmeyen bir iyimserliktir onunki, verimli bir üretime dönüşebilmiştir ve her defasında yeni bir yüzünü gösterir.  

Çok destansı olabilenler gibi, söz dünyaları epey sınırlı şarkıları da vardır Ciwan Haco’nun. Buralarda sanki kendimizi tümüyle müziğe vermemizi ister gibidir. (Gerçekten de Lê Lê Dînê gibi bazılarında sözler isyan ettirecek kadar düz, müzik sersemletecek kadar hapsedicidir.) Yetmişlerin başlarında henüz çok gençken başlayıp otuz sene boyunca doğup büyüdüğü toprakların yaşantısından, kangrenleşmiş sorunlarından, bazen nostaljik bir güdüyle şehirleri ve tarihinden büyük bir yapıt kurduktan sonra, yüz yıl dönümünde yapacağı birkaç albümün anlam dünyasının biraz daraldığını görmek zor değildir. Benim gibi buna öfkelenenler de olabilir, ama dinleyecek o kadar çok şarkı da bırakmıştır ki bu durumu basit bir kariyer seyri olarak görürüz sonunda, değişen “dünya” müziği argümanına hiç sığınmaz ve şarkıcının çok değiştiğini söyleyemeyiz. Nitekim Ciwan Haco bugün hâlâ klasikleşmiş şarkılarıyla hatırlanıyor; bunun da geçip giden yılları müzikle bir doku uyumu içinde unutturmadan koruyor olmasına hep dikkatimizi çeken güçlü bir anlamı var. Onun müziği hem kendi sofistike işleyişini hem durmadan tahribatlarla, düş kırıklıklarıyla şekillenmiş yakın tarihi hiç yılgınlığa kapılmadan, kimi kez melankolik bir güzellikle –ve dürüstlükle– düşünülmüş bağlamlarda hep yeniden anlatıyor çünkü.  

 

 

YORUMLAR

Yusuf Cevher

Destê 'te sax be

5 Haziran 2022

Öne Çıkanlar

Sesli Kitaplar: Modern Çağda Hikâye An..Storytel
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

I. C. d. Fabbri

23 Aralık 2025

Edebiyatçı Politikacılara Ne Oldu?

Edebiyatçı devlet adamlarının azalması siyasetteki gerilemenin en önemli belirtilerinden biri.  Londra’daki dairem tıka basa kitap dolu olmasına rağmen tam bir seri kitap avcısı olduğumu itiraf etmem gerek. Geçen hafta Tokyo’daydım ve her zamanki gibi kentin kitapçı..

Devamı..

Dostoyevski İki Yüzlü Sözde Aktivizmi ..

J. M. Charlton

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024