Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

9 Aralık 2021

Öykü

Çocuk

Hasan Fazlı Bora

Paylaş

3

1


Sokakta duran kimsesiz bir çocuk… Ayaklarında biri büyük diğeri küçük iki ayakkabı var. Büyük ayakkabının içine kar suyu dolmuş. Gözleri ha bire yaşarıyor. Sol eliyle durmadan gözlerini siliyor. Dudakları mosmor ve çatlamış. Yanaklarında kızıl bir albeni var. Sokak başında birkaç köpek beliriyor. Korkudan olduğu yerde kalıyor çocuk. Kaçmaya çalışsa kaçamayacağını anlamış büyük bir bilinçle küçük yaşında. Acımamayı öğrenmiş ona kimsenin acımadığı gibi.

Gözlerini köpeklerden ayırmıyor. İri köpek önünden geçip gidiyor. Çöp konteynırının etrafındaki poşetlerden koku yayılıyor. Köpek homurdanarak tırnaklarıyla poşetleri açmaya çalışınca diğer köpekler de onun yanına koşturuyor. Çocuk derin bir nefes alıp ağzından söyleniyor. Ne söylediğini anlamıyorum. Susmak çok şey anlatır da konuşulanın pek bir önemi kalmıyor.

Bir ayna tutmak… Büyük bir ayna. İnsanın içinde gizlediklerini de aşikâr eden bir ayna. Zaman büyük ve pürüzsüz bir ayna görevi görüyor ama çok sonra gösteriyor gördüklerini. Ya zehir kusan bir yılan gibi kusacak ya da gül bahçesinin asude bir gülü gibi salınacak bir yarın kurar sofraya. Zamanın sofrası çok zengin. Büyük bir spiral gibi durmadan dolanır. Baştan sona sondan başa. Nereden tutunursan onu sunar. Zehir aşı da senin tercihin asude gül de.

Çocuk neyi görüp neyi kusacağını çok küçükken öğrenmiş gibi gözlerini uzaklara çok uzaklara dikmiş belki de gelecek birinin yolunu gözlüyordu. Yol uzun, dağlar dereler, şehirler ve iklimler aşıyordu belki de. Bir rüzgâr bir fırtına kopsun ister beklediğinden bir fısıltı getiren. Hiç duymaz o fısıltıyı ama çocuk aklı bu her rüzgârda her fırtınada dışarı çıkar bir umut o fısıltıyı bekler. Beklemek… Soğuk… Kar boran beklemek…. Can yakan. Ve minik ellerinde çatlaklar bırakan. Acıyan ama umursamayan.

Köpekler uzaklaşınca çocuk kuru bir dal parçası geçirdi eline. Karı silip toprağı kazmaya başladı. Toprak sert bir taş halini almıştı. Kısır toprak tohum ister. Tohum su… Su bulut … Bulut rüzgâr… Rüzgâr ağaç… Ağaç dalında kuş… Köküne toprak… Yaprağına güneş ve hava ister. Sana ve bana bütün bu döngüyü gösterecek bir çift göz, gözde yaş, yürekte sızı yürekte yangın ister. Şair nasıl utandıysa şairliğinden ben de öyle utandım insanlığımdan.

Yürüyüp gitse miydim bu uçurum başından yoksa dönüp kalsa mıydım bu çağlayanın yanında. Okuyabilen için her şey bir kitaptır. Kanımca insan da en kutsal kitaptır. Kimsenin açıp okumak istemediği tozlanmış ve büyülü kitap… O kitabın büyüsüne gözlerine bakınca kapılır insan. Gözlerindeki o uzak, o derin ve o kasvetli hengameyi görünce durup adını sormak istedim. Korkar mıydı acaba?

– Adın ne?

– Akif.

– Ne yapıyorsun burada?

– İçerde canım çok sıkıldı. Yar yağınca mutlu oluyorum ben biliyor musun? O yüzden karın keyfini çıkarıyorum.

Tadı kaçmış dünyanın çocuğun gözüne yansıyan beyaz kasveti dağ başındaki aç kurt telaşıyla sesini bulmuş , içimde derin bir hıçkırığın volkanları andıran sancısını alevlendirdi. Sussam infilak konuşsam infial. Gözüne dağın yıkılışı görünmüş bir paranoid şirofrenin kaçışı gibi bir kaçış hissi belirdi içimde ama çoktan dizlerimden güç çekilmişti. Zorlukla.

– Eve gitmeyi düşünmüyor musun?

– Şu dağı görüyor musun?

Küçük parmağıyla Artos’u gösterdi. O dağda bir volkan patlasa, bir siluet belirse ya da o dağa bir uçak çarpsa bu çocuğa ne ki dedim içimden.

– Evet?

– O dağın kenarından biri gelecek ama kim olduğunu şimdi söylemeyeceğim.

– Neden şimdi söylemeyeceksin?

– İşte.

Gözlerini, avına odaklanan bir kartal gibi kıstı. Sağ elini alnına siper edip yola baktı.

– Nereye bakıyorsun?

– Uzağa bakıyorum.

– Biri mi gelecek?

– Bilmiyorum.

Bilmiyorum demeyi bu küçük yaşta öğrenir mi insan. Hayatın ayazı öğretiyor insana demek ki. Oysa telden araba yapıp sürmeliydi insan. Onun o arabaları yoldaydı. Mutlaka o araba birini getiriyordu ama kimi.

– Kim gelecek yoldan?

– Hiç kimse.

Büyükler Babil’in Asma Bahçelerinde oturmuş dağlardan gelen böğürtlen şarabını yudumlarken çocukların çölde gelenin serabını yaşamasının utancını iliklerime kadar yaşadım. Gelen bir kervan mıydı yükü hayat dolu umut olan yoksa Roma’nın yangınından geriye kalanı sırtlanmış bir avuç karınca mıydı hayatın bütün keşmekeşine rağmen tırnaklarıyla yarına tutunmaya çalışan.

– Özlediğin biri mi var? Bana söyleyebilirsin kimseye söylemem.

– Hayır.

– Neden hep yola bakıyorsun?

– Yolu seviyorum çünkü.

Yol bir yere gitmez be çocuk. Yol, yükü ağır olanın istirahatgahıdır. Çünkü yükü ağır olanın nefes aldığı tek yer yoldur. Yürüdüğün sürece kimse dönüp gözlerinin içine bakmaz. Çünkü yılan zehrini dururken ve dönerken kusar. Bu yüzden beli bükülmüşlerin korkmadığı tek yer yoldur. Azabı yol eyleyen hayat , yolu da gül bahçesi kılar yolcu için. Yolcu dönüp geriye bakmadığı sürece yol en güvenli yerdir. Hiçbir menzile ulaşmayan.

Hava kasvetli bir soğuğa kesti. Kara bulutlar iyice yere yaklaştı. Dingin bir esinti iliklerime kadar işledi. Uzaklaşmalıydım ama bu çocuğu burada bırakmaya içim el vermedi.

– İstersen seninle evine kadar yürüyebilirim.

– Eve gitmek istemiyorum.

– Neden?

– Çünkü dışarısı daha güzel.

Dışarıda talan, dışarıda yalan, dışarıda soğuk var. Yüreğini örtmezsen üşütürler çocuk. Tutunduğun kuru bir umut o da ya gelir ya gelmez. Kimin beklediği gelmiş ki? Dağları dolanan yollarda dağ gibi adamlar kayboldu. Kimi uçurumlardan düştü kimi çağlayanlardan. Dönüp geriye bakan olmadı ne bir dala tutunan ne de ovayı dolanan. Kaç pençeleri sökülmüş aslan gördüm ayakları bağlanan.

Elindeki dalı sertçe yere vurmaya başladı.

– Neden öyle yapıyorsun?

– Çünkü yine akşam olmaya başladı.

– Neden akşamları sevmiyor musun?

– Evet. Karanlık olunca yolu göremiyorum.

– Yolu görsen ne olacak ki?

– Bir şey olmayacak.

İçimden deli bir fırtına gibi bağırıyordum ama onun gözlerine bakıp bir çıkış bulmaya çalışıyordum. Ne söyleyeceğimi bilemedim. Ne yapacağımı… İnce kar taneleri serpiştirmeye başladı. Karların üstüne toplu iğne uçları kadar küçük karlar yağıyordu. Belli ki birazdan kar şiddetini artıracaktı. Kendimi unutmuş çocuğun kaygısına düşmüşken.

– Bence artık eve git.

– Zaten kar da yağdı.

Dalı iki bacağının arasına alıp bana arkasını döndü. Karda bıraktığı ize bakarak yürüdü. Düşmekten korkmuyordu. Galiba ben ondan daha fazla korkuyordum. Sokağı dönüp gözden kayboldu. O, kaybolunca kendi dünyama döndüm. Saçlarımda parmak kalınlığında kar birikmişti. Oldukça da üşümüştüm. Yola çıkıp araba beklemeliydim. O da ne zaman gelir belli değil.

YORUMLAR

Özcan Yetim

Emeğine sağlık.

9 Aralık 2021

Öne Çıkanlar

Edebi Sonsuz: AlefMaurice Blanchot
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Özge Kılıçoğlu

19 Mayıs 2026

Booker İtibar mı Kaybediyor?

Jüri başkanı Roddy Doyle 153 başvurudan sadece 31’inin ciddi bir tartışmaya değer olduğunu söyleyerek birçok başvurunun “kalitesizliği”ni eleştirmişti.Sürekli takip ettiğim ve merakla beklediğim edebiyat ödüllerinden olan Booker ve Uluslararası Booker’a inancım 2025’te bi..

Devamı..

Cassandra: Çırpınış

Özlem Kaplan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024