İnsanlık tarihinin eşi ve benzeri görülmemiş devrimlerin şafağında… Kendimizi ve çocuklarımızı bu değişimlere nasıl hazırlanacağız? Bu sorun sadece eğitimin sorunu mu? Corona virüsü ile değişen yaşamımız hiç olmadığı kadar hayatlarımızı çevrimiçi yaptı. Gelecekteki belirsizlik, hele hele şu birkaç aydır yaşadığımız… Hayatımızı her anlamda sorgulamaya ve değiştirmeye başladı. Belki büyüklerimizin deyimiyle sıcağı sıcağına pek farkında değiliz bunun.
Bugünlerde yaşadığımız en önemli değişim, eğitimdeki dijitalleşme. Bu, toplumun birçok iş kolunda da dijital dünyanın kapılarını açarken işsizlik sorununu (sağlıktan önce) düşünen insanların yaydığı kaygı çığ gibi büyüyor. Bu virüs salgını birkaç ay sonra büyük acılarla bitecek ama sonrasında birçok şeyi de sorgulamamıza neden olacak. Bir eğitimci olarak beni tabii ki işin eğitim kısmı daha çok ilgilendiriyor. İnanılmaz çokluktaa bilgiye maruz kaldığımız bu yüzyılda bu kadar bilgiyle (bilgi kirliliğiyle) ne yapacağız.? Böyle bir dünyada bir öğretmenin öğrencilerine vermesi gereken en son şey, daha fazla bilgi. Zaten gereğinden fazla maruz kalıyorlar. Bunun yerine bilgiyi anlamlaştırabilme, neyin önemli neyin önemsiz olduğunu fark edebilme, birçok bilgiyi dünyaya ilişkin geniş resme dönüştürmeyi öğretmek zorundayız. Zira çocukların ihtiyacı bu. Çünkü onlara öğrettiğimiz diferansiyel denklemler, bilgisayar kodu yazma, tarih gibi birçok bilgi yirmi yıl sonra onların işine yaramayacak. Çünkü yapay zekâlar onların adına tüm bunları yapabilecek.
İşte tam burada peki o zaman ne öğreteceğiz? Bu konuda da birçok pedagoji uzmanı dört şeyin üzerinde duruyor: Eleştirel düşünme, iletişim, iş birliği, yaratıcılık. Tüm bunları da kimlerle öğreteceğiz? Bir başka soru da, nasıl? Bunu neden mi soruyorum. Çünkü öğretmenlerin kendileri de 21.yüzyılın gerektirdiği zihinsel esneklikten yoksun. Çünkü onlar eski eğitimin ürünü. Sanayi devrimi bize seri üretim bandı kavramı üzerine kurulu bir eğitim kuramını bıraktı. Beton bir bina içinde birbirinin aynı bir sürü oda, hepsinin içinde sıra sıra masa ve sandalyeler. Zil çalınca hepsi aynı yıl doğmuş otuz çocukla beraber bu sınıflardan birine giriyoruz. Her saat bir yetişkin gelip konuşuyor. Bunun için devletten maaş alıyoruz. Birimiz dünyanın şekli hakkında, birimiz insanlığın geçmişi hakkında. Bu modeli (eski başarılarına rağmen) artık değiştirmek zorundayız. Ama yerine bir alternatif üretemedik. Bu virüs salgını sayesinde bir değişim yaşanacak eğitimde… Ama burada önemli bir hususta teknolojiye bu kadar bel bağlamak doğru mu? Teknoloji kötü bir şey değil tabii ki ama hayattan beklentimiz belliyse…
Eğer hayattan ne beklediğinizi bilmiyorsanız teknolojinin amaçlarınızı şekillendirmesi ve hayatınızın kontrolünü ele geçirmesi çok kolaydır. Teknoloji insanları iyi anladıkça bir bakmışız o bize hizmet etmesi gerekirken biz ona hizmet eder hale gelmişiz. Burada da, belki en yerinde tabir, yine eskilerden, kendini bil… Ne kadar değişimin parçası olursak olalım yine eskilere başvurmamız da tam bir trajedi. Evet, öğrenmemiz gereken çok şey var. Bu coronadan evde kaldığımız bu günlerde sanıyorum teknolojik değişim konusunda bir tecrübe yaşayacağız. Özellikle eğitimde offline’dan online’a geçeceğiz. Bu deneyin sonuçlarını hep birlikte analiz edeceğiz. Bu kadar çelişkili bir dünyanın aymazlığında bizler nasıl ayakta kalacağız ve nasıl bir dünya bırakacağız gelecek nesillere. Bekleyip göreceğiz.





