Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Haziran 2021

Öykü

Daha Fazlası

Dilek Karaaslan

Paylaş

6

4


Dalgalar sırasıyla laciverti, koyu, açık maviyi aşıp olanca hızıyla kayalıklarda patlıyor. Yeterince güçlü olmayanlar geriye apak, köpüklü bir iz bırakarak açıklarda kırılıyor. Deniz irili, ufaklı yelkenlilerle dolu. Kimisi kıyıdan epeyce uzaklaşmış, biteviye mavinin türlü tonunda salınan beyaz benekler gibi görünüyor. Üzerlerinde daireler çizen martılar çığlık çığlığa, suya sertçe dalıp gagalarında teknelerden atılan simit ya da ekmek parçalarıyla havalanıyorlar. Öğle saati geçmesine rağmen hava ılık, kirli sarı ışıklar bulutların arkasında kırılıp dağılıyor. Rüzgâr kayalıkta yan yana oturan adamla kadının saçlarını karıştırıp üzerlerindeki montları şişiriyor. Yelken öğrencilerinin hocalarıyla bağıra çağıra yaptıkları heyecanlı konuşmaları dinliyor kadın. Dalgaların, martıların sesleri arasında denizle bütünleşmenin keyfini sürdüklerini düşünüyor, isterlerse rüzgârı arkalarına alıp dilediğince açılabilirler ya da karşılarına alıp oldukları yerde kalabilirler. Kadına bütünüyle özgürlüğü resmeden bir tablo gibi geldi bu sahne. Rüzgâra uyum sağlayıp özgürce denizin yüzeyinde salınabilmek için ne çok emek, zaman harcadıklarını merak etti. Bakışları uzaklara, iyice alçalan güneşin altında yalancı bir ufuk çizgisi gibi hizalanan adalara kaydı. Sağdan saydı, çocukluğunda ezberlediği sırayla, Kınalı, Burgaz –en sevdiği–, Burgaz’a usulca sokulan Kaşık, Heybeli, Büyük. İçini çekti belli belirsiz, bunu adama söylemiş miydi daha önce? Kuşkusuz defalarca. “Burgaz,” diye mırıldandı. 

Adam denize ilgisiz. Cep telefonuyla oynuyor, sık sık elini başından geçirip dağılan saçlarını düzeltiyor, dizlerinden birini hoplatıyor kimi zaman. Belli etmeden kadını, bakışlarının nereye takıldığını süzdü. Birlikte olabildikleri şu kısıtlı zamanda niçin kendisine odaklanmıyor, neden düşüncelerinde biricik ve öncelikli değil? Dişlerini sıkarak az önce sorduğu soruyu tekrarladı. “Ne düşünüyorsun?” Kadın sıçradı.

“Hiç.”

“Ama demek istediğin yine hediye konusuysa. Ben dert etmiyorum, sen de etmesen.”

Adam dert ediyor, kendi heyecanının kadının zihninde bir karşılığı olmadığını görmek, düşüncesini ona kabul ettirememekten rahatsız. İyi bir sürpriz için günlerce düşündü, karşılığı bu mu?  Sırf ne aldığı konusunda fikir verebilmek, heyecanını diri tutabilmek için onunla sahile gitmeyi bile önerdi. Aralarındaki duyguları tazeleyip besleyecek bir coşku yaşayacaklarını sandı ama hanımefendi buz gibi bakışlarını yüzüne dikmekle yetindi.

“Burgaz’da, Villa Andrea’da yer ayırttım, ağaçlar arasında küçücük bir yer. Orada kimse bizi rahatsız edemez. Sen kesin bilirsin. Bahçesi o kadar güzel ki, dışarı çıkmamıza gerek kalmayacak,” dediğinde, şaşırıp kaldı tepkisine. Yalnızca bir an sevinmiş gibi göründü ama hızla suratını asıp sustu. “Gizleneceğiz yani,” dedi, epey sonra. Hepsi bu. Üstelik hanımefendi onun hediyesini bile vermedi, belki de unuttu. Hani o koşulsuz sevme sözlerine ne oldu peki. Hepsi ezbere, hepsi tutulmayan iri sözler hanesine.

“Ama Burgaz’ı çok sevdiğini söylemiştin,” dedi adam. “Hoşuna gider sandım. Denize karşı kitaplarımızı okur, kahvelerimizi terasta içerdik. Düşünsene, hiç telâş etmeden, kimseden çekinmeden geçirilecek iki koca gün.”

İki koca günü, yayarak, sesine yansıttığı baygın bir tonla söyledi adam. İşte yine yapıyor, diye düşündü kadın. Tartıştıkları konudan hızla kaçıp yalnızca sözlerinin onu nasıl da hayal kırıklığına uğrattığına odaklanıyor. Böyle bir taktik olmalı, geçiştir, seviş, kaç. Soluklandı, adamın asıl derdinin az önce ona söylediği o iki kelimeden kaynaklandığını anlamadığını mı sanıyor? İçinde büyüyen öfkeyi kanırtıp patlatana dek tartışacak. Derdi bu.

 “Niyet önemli,” dedi. İçinde hiçbir duygu barındırmayan dümdüz bir sesle devam etti, “Burgaz, otel, ada, bunlara bir sözüm yok. Ama asıl sorun,” dedi, devamını getirmedi. Adam sessiz, gümüş grisine dönen denize dikti gözlerini, dalgaları sayıyor gibi göründü kadına, dudakları kıpırdanıp durdu. Neden sonra,

“Sorun kaçtığın yere dönmen,” diye mırıldandı kadın, sesi kıyıda patlayan iri dalganın gürültüsüne karıştı. Yine sustu, sözlerinin etkisini görmek ister gibi adama baktı, tepkisizdi. Kadının sesi yumuşadı. “Yoruldum.”

“Bu gereksiz rekabetten yoruldum.”

“Düşünmüştüm ki.”

Kadın susup başını yeniden yelkenlilere, denize döndürdü, ama artık keyifle izleyemiyor. Yüz hatları gergin, omuzları düşük, adam bu minicik mutluluğu bile esirgedi ondan. Kavgayı sürdürememiş olmanın hırsıyla başını sık sık ondan yana çeviriyor, söze girmek için yüzüne bakmasını, yeni bir öfke kıvılcımı çakacak bir şey söylemesini bekliyor. Etrafta yürüyüşe gelen, spor yapan ya da kayalara çöküp bira içen, müzik dinleyen gençleri sesinin tonuna ya da yapabileceklerine sınır çizen bir uyarı gibi algıladığından harekete geçemiyor. Bir, iki umutsuz denemeden ve kadının hiç karşılık vermemesinden sonra pes etti erkek. Uzunca bir süre sessiz kaldıktan sonra kadının artık ondan beklemediği denli yumuşak, kısık bir sesle sordu,

“Sahi, sen bana ne aldın? Söylemedin.”

Bu kez kadına, izin verse onu ne kadar sevdiğini göstermek istiyor gibi göründü bir an.  Durup gözlerini adamınkilere dikti, “Bunu gerçekten bilmek istiyor musun,” diye sordu.

“Evet,” dedi adam, duraksamadan. Bunu sulh için değil, içten içe kavgayı buradan devam ettirebileceğini düşündüğünden istediğine yordu kadın. Durumu eşitlemek için kendi hediyesini eleştirme hakkını kullanacak, egosunu onarması gerekli. Her zaman böyle bu adam. Hiç mi yorulmayacak bu hayali tahterevallilere binmekten?

 Ağır hareketlerle çantasındaki fermuarlı gözden katlı bir kâğıt çıkarıp uzattı kadın. Çabucak açıp baktı erkek. Burgaz, Villa Andrea Oteli rezervasyon onay formu. Gözleri parladı. Kadına dönüp “Sevgilim,” dedi, çınlayan bir sesle. Yüz kasları gevşedi.

“Pişti olmuşuz,” gülümsedi. “Yoksa senin canın buna mı sıkıldı?”

“Hayır,” dedi, kadın, sert bir sesle. Dalgaların sıçrattığı sular yüzünden pantolonunun paçaları ıslaktı, bacaklarını kıvırıp sol tarafına topladı.

“Ne demek istiyorsun,” dedi adam, “Söylesene, çatlatma insanı.”

 “Bu tatili isteme nedenlerimiz o kadar farklı ki,” dedi kadın, sustu. Başını önüne eğdi. Sesi tarazlı, “Sen yalnızca sonrasına katlanmanı kolaylaştıracak iki gün olarak görüyorsun,” diye devam etti, “ama ben.” Burada bir mola verdi. Adam gözlerini kısarak baktı ona, alnında çizgiler oluştu, dudaklarının suyu çekilmiş gibi incelip gerildi.

“Evet, devam et. Ama sen.”

Kadının dudakları titredi, konuşacakmış gibi açılıp kapandı ama tek bir sözcük çıkmadı ağzından. Bir kez daha “Evet,” dedi adam, gözlerinde sabırsız bir ışık yandı söndü, kaşları çatıldı. Kadın inişli çıkışlı bir sesle konuştu.

“Daha fazla,” dedi gittikçe incelen bir sesle. “Daha fazla.” Sustu. Gözleri yaşardı.

Adam başını hızlı hızlı salladı, “Asıl ben,” dedi, sesine yansıyan bir telaşla. “Asıl ben daha fazla.” Sustu, ayağa kalkarken yine söylendi.

“Niye her şeyin faturası hep bana kesiliyorsa.”

Kadına son kez bakıp başını sağa sola salladıktan sonra beton setten atladı. Kadına doğru eğilip dişlerinin arasından “Seni buna zorladım mı,” dedi. “Zorla mı?”

“Neye ağladığın bile belli değil,” dedi sonra. Dönüp hızlı hızlı yürüdü. “Cık, cık,” adamın dişlerinin arasından çıkardığı sesi duydu kadın, yanaklarından akanı ellerinin tersiyle sildi. Uzaklaşan adamı izleyerek, “Daha fazlasına ihtiyacım vardı,” diye fısıldadı. “İki günden daha fazlasına.” Gözleri kısık, denize döndü yüzünü.

YORUMLAR

Lale Eren

Son kelimesine kadar merakla okudum.. Aslında haykırarak söylenmek istenen ama söylenemeyen, söylesen de anlayıp anlamayacağından emin olamadığın sözler değil midir onlar:))

3 Haziran 2021

Ayşe Uça

Harika bir anlatım. İçinde eski beni bulduğum bir hikaye

3 Haziran 2021

Ayşe Uça

Harika bir anlatım. İçinde eski beni bulduğum bir hikaye

3 Haziran 2021

Ayşe Uça

Harika bir anlatım. İçinde eski beni bulduğum bir hikaye.

3 Haziran 2021

Öne Çıkanlar

Türkiye’de en çok kadınlar kitap okuyorOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. Y. Genç

6 Ekim 2025

Savaşın Gölgesinde Çocukluk

Lorenza Mazzetti’nin bence bu romanda mükemmel bir biçimde yaptığı şey, çocuk düşüncesini ve dilini tam da olması gerektiği gibi kullanması.Yıllar öncesinden bir anı üşüşüyor aklıma. 1980’lerin ortaları, ilkokulun başlarındayım. İstanbul’da sitelerden birinde, yeni denileb..

Devamı..

İrem Üreten: "Öykülerin evrenselliği v..

Dilek Karaaslan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024