Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

6 Ekim 2024

Hayat

Demokrasinin Beşiğinde Sansür

Armand D’Angour

Paylaş

0

0


Demokrasinin ve entelektüel özgürlüğün doğum yeri olarak bilinen ancak aynı zamanda toplumsal istikrar ve ifade özgürlüğü arasındaki gerilimin erken bir örneği olan Antik Atina, fikirleri sansürlemeye yönelik paradoksal dürtüyle boğuştu.

Bir demokraside sansürün ne gibi bir anlamı olabilir? M.Ö. beşinci yüzyılda demokratik düşüncenin beşiği olan Atina, Yunan dünyasının entelektüel ve kültürel merkez üssüydü. Atina’nın önde gelen vatandaşlarından Perikles’in M.Ö. 430’da verdiği Cenaze Töreni Söylevi, tarihçi Tukidides’in de belirttiği gibi, Atinalıların demokratik kurumlarıyla ve sahip oldukları entelektüel - siyasi özgürlükleriyle nasıl gurur duyduklarını yansıtan, kentin değerlerine yönelik bir övgü, adeta bir zafer methiyesiydi. Bunların başında herkesin baskı altında kalmadan düşüncelerini ifade edebilmesi anlamına gelen eşit ifade özgürlüğü –parrhēsia– ve sınıf farkı gözetilmeksizin bütün vatandaşlara eşit konuşma özgürlüğü tanınması –isēgoria– geliyordu.

Yarım yüzyıldan daha uzun bir süre Atina’yı yöneten tiranlar hanedanının iktidardan düşürülmesine ve demokratik Atina anayasasının hazırlanmasına müteakip uygulamaya konan bu özgürlükler, politik görünümde dikkate değer bir yenilenme demekti. Nitekim Atina, takip eden elli yıl boyunca retorikten matematik, felsefe ve müziğe, harp teknolojisinden mimariye ve tıbba kadar pek çok farklı disiplinde sayısız yeniliğin teşvik edilip uygulandığı bir imparatorluğun lideri haline geldi. Fakat bu entelektüel gelişme ve olgunlaşmaya karşın çoğu antik kaynak, ifade özgürlüğüyle siyasi otorite arasında, bilhassa da dini konularla ilgili, aralıklı ihtilaflar yaşandığını belirtir. Üstelik bahse konu otorite hem   Perikles gibi güçlü figürler tarafından hem de dēmos, yani yasaların geçmesi için topluca oy kullanan ve Sokrates’inki gibi davalarda duruşmalara jüri temin eden Atinalılarca kullanılıyordu.

Atina’nın yeni fikirlere açık olmayı ve yeni tecrübeleri teşvik etmesi kente bariz bir biçimde fayda sağladı. MÖ 431’de, Peloponez Savaşı’nın başlarında Korintli bir elçi, Atina’nın yenilikçiliğinin getirdiği avantajları Spartalı liderlere şu sözlerle izah etti:

“En yeni fikirler, tıpkı teknolojide (tekhnē) olduğu gibi siyasette de her zaman eskilere üstün gelmelidir. Yerleşik bir toplum bakımından yerleşik gelenekler en iyisi olabilir ama hızlı değişim bir yanıt gerektirdiğinde yenilikçi düşüncenin devreye girmesi gerekir. Atinalıların sisteminin sizlerinkine nazaran daha fazla reforma maruz kalmasının sebebi işte onların deneyimlediği bu yeniliklerdir.”

Fakat Atina, bu hızlı değişime rağmen sansürden muaf değildi: ne zaman ki, felsefi ya da retorik bir fikrin devlet istikrarını tehlikeye attığı düşünüldü ya da kamuoyunun kimi görüşleri güçlü bireyleri rencide etti, o zaman ifade özgürlüğü olabildiğince bastırılmaya çalışıldı. Her ne kadar Atina, Atinalı olmayan düşünürleri ve sofistler olarak adlandırılan gezgin öğretmenleri hoş karşılasa da mesela Abdera’dan gelen Protagoras ve Pericles’in hem danışmanı hem de yakın arkadaşı olan İyonyalı Anaksagoras zaman zaman fikirleri yüzünden çeşitli suçlamalarla yüz yüze kaldı.

Anaksagoras, doğal bir fenomene mantıksal bir açıklama getiren ilk düşünürlerdendi: Güneş’in (tahminen Mora büyüklüğünde) kızgın bir kaya olduğunu ve Ay’ın da Güneş ışığını yansıttığını iddia etti. Bu tarz savlar, göksel cisimleri ilahi varlıklar olarak kabul eden (Güneş, Tanrı Helios ve Ay, Tanrıça Selene) geleneksel dini inançlara ters düşüyordu. Beşinci yüzyıl Atina’sının kamusal yaşamında dinin temel bir rolü vardı ve ilahi düzene meydan okuma olarak algılanan bu düşünceler, büyük bir çoğunluğu gelenekselci olan dēmos tarafından Atina’ya yönelik potansiyel bir tehdit, kentin ahlaki ve siyasi yapılarına bir saldırı olarak görüldü.

“İnsan her şeyin ölçüsüdür,” savını ortaya atan Protagoras ise Anaksagoras’ın çağdaşı olan seçkin bir sofist düşünürdü.

Anaksagoras’ın rasyonalist kozmolojisinin küfürle (asebeia) suçlanmasına yol açtığı söylenir; fikirleri sivil ve dini düzen bakımdan tehdit olarak görülenleri hedef alan bir suçlama. İddialara bakılırsa ünlü düşünür, tam da Perikles’in Atina’nın politik yaşamı üzerindeki etkisinin arttığı sıralarda, doktrinleri sebebiyle yargılanmıştır. Ne var ki, Anaksagoras’ın Perikles’in danışmanı ve aynı zamanda yakın arkadaşı olduğu düşünüldüğünde bütün bu suçlamalar, popülist Perikles ile öfkeli sağ kanat rakipleri arasındaki siyasi çekişmeleri maskelemeye hizmet ediyor da olabilir; fakat bize söylenen, düşünürün gerçek bir tehdit olduğuna kanaat getiren Atinalı dēmosun, onun kentten sürülmesi yönünde oy kullandığıdır.

“İnsan her şeyin ölçüsüdür,” savını ortaya atan Protagoras ise Anaksagoras’ın çağdaşı olan seçkin bir sofist düşünürdü. Protagoras’ın dini agnostisizmi ve rölativizmi Atinalıların geleneksel değerlerine karşı bir tehditti ve kimi kaynaklara göre öğretileri (muhtemelen 440’lı yıllarda) yasaklanmış, kitaplarıysa Atina agoralarından birinde alenen yakılmıştı. Ancak bu tarihsel anlatı bir yanlış anlamadan ibaret olabilir: nitekim diğer bazı hususlara ek olarak bahse konu dönemde kitaplar nadir bulunan metalardı ve kamuoyunu şekillendirmede pek etkileri yoktu. Protagoras’ın Atina’dan sürüldüğü bilgisi de şüpheli çünkü Platon’un bu konuyla ilgili diyalogunda onun, ölümüne kadar Atina’da yaşayan önemli ve saygın bir düşünür olduğu belirtilir. Bununla birlikte diğer bazı kaynaklarda Protagoras’ın fikirlerinin halkta rahatsızlık yarattığı bilgisi yer alırken sansüre ya da sürgüne dair resmi bir yaptırım uygulandığıyla ilgili bir bilgi yoktur.

Dönemin Atina’sının ifade özgürlüğüne uyguladığı politik ve toplumsal baskının bariz örneklerinden biriyse Perikles’in kendini ve karısını korumak amacıyla çıkardığı “iftiraya karşı yasadır.”  Küçük Asya’daki Milet’ten gelen yabancı uyruklu Aspasia, M.Ö. 445’ten 429 yılındaki ölümüne kadar Perikles’in sevgili yoldaşıydı. Platon’un Meneksenos Diyaloğu’nda becerikli bir retorikçi ve hem Pericles’in hem de Sokrates’in öğretmeni olarak tasvir ettiği Aspasia, kuşkusuz sıra dışı kabiliyetleriyle eşine az rastlanır bir entelektüeldi. Perikles ile olan ilişkisi ve onun savaş ya da barış meselelerine ilişkin vermiş olduğu kararlardaki varsayımsal etkisi, Aspasia’yı sürekli halkın iftiralarının ve siyasi saldırıların hedefi haline getirdi. Kamuoyunu şekillendirmede kayda değer bir etkisi olan komedi şairleri Perikles’i, politikalarını ve ilişkilerini sık sık hicvediyorlardı. Kimi oyunlarda Aspasia bir genelev sahibi olarak resmediliyor ve Atinalı kadınları seks işçisi olarak Perikles’e sunuyordu. Bu bariz bir biçimde “yalan haberden” ibaretti ama o dönemde öylesine çok insan tarafından kabul edilmişti ki, modern tarihçilerden bile durumun bu şekilde olduğunu yazanlar oldu.

Perikles’in buna yanıtı, M.Ö. 430’lu yıllarda, komedi şairlerini yaşayan bireylere iftira etmekten alıkoyacak bir yasa teklifi sunmaktı. Zamanlama dikkate alınırsa bu girişim, M.Ö. 440 ile 439 yılları arasında Samos’ta gerçekleştirilen ve kutsala saygısızlık edecek biçimde düşmanlara karşı kötü muameleyi de içeren askeri eylemler dolayısıyla Perikles’in yüz yüze kaldığı ağır eleştirilerle bağlantılı olabilir. Bahse konu askeri çatışmalardan ötürü suçlanansa Aspasia oldu çünkü kendi memleketi Milet, Samos’un hem askeri hem de ticari yönden rakibiydi. Perikles’in getirdiği (ve halkın da oylarıyla kabul ettiği) bu yasa, komedi şairlerinin halka açık sergilediği yergi dolu oyunları engellemeyi amaçlıyordu ve Atina’da kayıt altına alınan birkaç bariz sansür örneğinden biriydi. Ancak oldukça kısa ömürlüydü çünkü birkaç yıl sonra yine halk oylarıyla ilga edildi. Nihayetinde komedi hayatta olan ve olmayan politikacılarla dalga geçme konusunda adeta bir uzmandı ve halk tarafından çokça tutulan bu türü kaldırmaya yönelik her tür girişim etkisiz kalmaya mahkumdu.

Fakat bu olayın Perikles’in Cenaze Töreni Söylevi’nde ilginç bir yankısı kaldı. Perikles orada, ister övmek için isterse kınamak için olsun, savaşta kocasını kaybeden Atinalı kadınlar hakkında “konuşulmaması” gerektiği konusunda ısrar eder. Kocasını kaybeden kadınların ne şekilde kınanabileceği açık olmadığından Perikles’in kendi karısı Aspasia’yı ima ediyor olması muhtemel. Nitekim bizzat onun tarafından çıkarılan bu sansür yasası, kendi açık fikirliliği ve müzakereci kültürüyle övünen demokratik Atina’da bile politik otoriteyle ifade özgürlüğü arasında kimi gerilimler yaşanabildiğinin de net bir kanıtı.

Ancak Atina her zaman bir demokrasi değildi: M.Ö. 404 yılında şehir yenildi ve zafer kazanan Spartalılar Otuz Tiranlar olarak adlandırılan kukla bir hükümet kurdu. Sokrates’in eski arkadaşlarından biri olan aristokrat Critias’ın yönettiği cunta, öncelikle Atina’nın politik ve entelektüel hayatını kontrol etmeye çalıştı. Critias bilhassa Sokrates’i hedef aldı ve ondan “genç erkekleri” retorik konusunda eğitmeyi bırakmasını istedi. Kendi otoritesini korumakla ilgilenen bir rejim için retorik, yani ikna edici konuşma sanatı, meşruiyetini istikrarsızlaştırmak için güçlü bir araç olabilirdi; üstelik Sokrates’in otoriteyi sorgulama ve eğittiği kişiler arasında eleştirel düşünceyi teşvik etme yöntemi Otuzlar bakımından bir hayli rahatsız ediciydi.

Sokrates, yakın bir zamanda ölümcül iç çekişmelerle mahvolan bir toplum için gayet uygun bir günah keçisiydi.

Ne var ki, Otuzlar’ın elinden gelecek olası bir ölümden kurtulmak, Sokrates’e pek fayda sağlamadı. Kısa bir süre sonra rejim devrildi ve M.Ö. 403 yılında demokratik anayasa yeniden yürürlüğe kondu. 399 yılında demokratlar Sokrates’e bir dizi suç isnat etti. Bunların arasında genç erkekleri yoldan çıkarmak, şehrin tanrılarını onurlandırmamak, yeni tanrı türleri icat etmek gibi ahlaki ve dini eylemler yer alıyordu. Sokrates’in Critias ve Alcibiades gibi isimlerle arkadaşlığı onun demokrasi karşıtı olarak algılanmasına sebep oldu ve her şeyin üstüne bir de bu konudaki iddiaların aksini ispat etmekle uğraşması gerekti. Fakat dini kurallar üzerinden sivil toplum düzenini korumaya alışık olan ve buna gereğinden fazla önem atfeden bir toplumda Sokrates’in ısrarlı sorgulamaları elbette yıkıcı bir tehdit olarak algılandı. Beş yüz kişilik jürinin büyük bir kısmı tarafından suçluluğuna hükmedilen Sokrates, baldıran otu içmek suretiyle ölüme mahkûm edildi.

Sokrates, yakın bir zamanda ölümcül iç çekişmelerle mahvolan bir toplum için gayet uygun bir günah keçisiydi. Fakat onun yargılanması ve Atina’daki öteki sansür vakaları, ister iyi isterse kötü yönde kullanılsın, konuşmanın gücüne dair süregelen endişeyi yansıtıyordu. Verilen örneklerin tamamında konuşma, yalnızca kişinin kendi düşüncelerini ifade etmesinin bir yöntemi değil, aynı zamanda kolektif düşünceyi şekillendirebilecek, otoriteye meydan okuyarak devletin meşruiyetini sarsabilecek bir güç olarak görülüyordu. Günümüzde bilfiil entelektüel özgürlüğün sembolü olan “eleştirel düşünce, iktidarın ve meşruiyetinin sorgulanması, felsefi hakikat arayışı” gibi fikirler, o zamanlar kamu güvenliğini ya da siyasi figürlerin menfaatlerini tehdit eden, dolayısıyla da etkisiz hale getirilmesi gereken riskler olarak kabul ediliyordu. 

Bu tarihsel olaylar karşısında şunu sormamız gerek: toplumun hayatta kalmasını sağlamak, fikirlerin bastırılması için meşru bir gerekçe midir? Peki Atina’nın bu sansür girişimleri, desteklediğini iddia ettiği parrhēsia ve isēgoria ilkelerine ihanet sayılmaz mı? Atina deneyimi bize şunu hatırda tutmamız gerektiğini söylüyor: sansür yalnızca tiranların değil, kendi meşruiyetini tehdit altında hissettiği anda demokrasilerin de başvuracağı bir yöntemdir. Özgürlüğe değer veren toplumlar bakımından mücadele edilmesi gereken başlıca gerçeklerden biri de, ifade özgürlüğünün kimi zaman muhalifliğe, kargaşaya ve hatta yalanlara duyulan yaygın bir inanca yol açabileceğidir. Bunun alternatifi diyebileceğimiz istikrar adına ifade özgürlüğünün kısıtlandığı bir toplumsa uzun vadede çok daha büyük zararlar getirir. Böylesi uygulamalar, yerleşik normlara meydan okuyarak bir toplumu ileriye götüren, dolayısıyla da hakikat, adalet ve refah anlayışımızı zenginleştiremeye hizmet eden bütün sesleri susturur.

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Edebiyatın Katlettiği Kadınlar: Kleopa..Andy Martin
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

30 Nisan 2025

Evde Çökertme Kebabı: Lokum Gibi Et ve..

Akşam sofralarında fark yaratmak istiyorsanız, çökertme kebabı tam aradığınız lezzet olabilir. İncecik çıtır patatesler, lokum gibi pişmiş et dilimleri ve nefis yoğurtlu sos ile birleşerek adeta bir lezzet şöleni sunar. Üstelik evde çökertme keb..

Devamı..

İlişkilerde Bir Muamma: Zayıflık - Güç..

B. Y. Genç

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024