Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

21 Mayıs 2024

Öykü

Derin

Hasan Kaplan

Paylaş

1

0


Kazıyorum sinsi duvarlarını histeri bulamacıyla sıvayan arzulularımın kuyusunu. Yarın yokmuş gibi vuruyorum böğrüne kanımın beslediği gaddar kazmayı. Başarabilirsem magmaya kadar ineceğim ve eriyip, eriteceğim benliğimin korkunç varlığını. Bir dağ kusacak riyakâr küllerimi heybetli tepesinden. Gamsız rüzgâra gam olacağım ve rüzgâr yükseltecek beni yıldızlara. Ölü gezegenlere kuracağım zerreden evimi. Gezegenler yutacak arta kalan zavallı varlığımı; çökecekler kendi içlerine doğru gürüldeyerek ve nobran bir azimle yırtarak karanlığı vakur birer kara deliğe dönüşecekler sonra. İşte o vakit tamamlanacağım; bir yokluk olarak.

Biraz mola vermek için eğri büğrü kuyudan yılgın bir hamleyle çıktı. Bahçesinin kalbinden söküp çıkardığı, kederlerinden yükselmiş gibi hissettiği toprak yığınına bir süre öylece baktı. Yeteneksiz bir ressamın tuvalinde gömülü gibi duran, yara bere içindeki çamur, kan; kararlılık ve bezginliğin bulaştığı ellerini üstüne başına sürerek temizlemeye çalıştı; elleri ile pantolonundaki kirler yer değiştirdi. Nar, erik ve limon ağaçlarının arasından sızan güneşe manidar bakış atıp, birer buz kırıcı darbesi gibi hissettiği kuş cıvıltıları eşliğinde taş evine doğru yürüdü ağır ağır.

Tek göz odasının tek kanepesinde oturup, tek porselen fincanıyla yudumladığı kahvesinin acımtırak sıcaklığı boğazını zımparalarken düşünmeye başladı. Nasıl olduğunu bilmiyordu ama düşünmeye ara verdiği kısacık anlar oluyordu tıpkı kahvesini doldururken olduğu gibi. Bunu daha uzun zamanlara bilinçli bir şekilde yaymayı bir türlü başaramamıştı. Sonunda bunun türünün bir laneti olduğuna ikna olup, bu beyhude çabayı bırakalı çok olmuştu.

Bok varmış gibi maden mühendisi olduruldum. Ah baba ah. Senin aç gözlülüğün ve kibrin yüzünden elbette. Bilmem kimin oğlu bilmem ne mühendisi olacakmış, bilmem kimin oğlu mimar olacakmış, bilmem kimin oğlu doktor olacakmış… El aleminizin de el alem ne derciliğinizin de Allah belası versin. Çok basitti oysa sadece resim çizecektim. Bob Ross’unkiler gibi mutlu ağaçlarım olacaktı tablolarımda… Onca insanın mezarını kazdım bu ürkek ve riyadan peydahlanmış ellerimle. Korkağım, aşağılık bir korkak…

Elini, müthiş bir ağrı hissettiği ensesinde bir süre gezdirdikten sonra hafifçe doğruldu kanepeden. Kazmaya devam etmeliydi, yok olana dek deşmeliydi toprağı. Ahşap ev kapısının kustuğu bedenini kuyuya doğru ilerletmek üzereyken sarmaşıkların yutmak üzere olduğu bahçe kapısında bir karartı fark etti. Uzun süredir yabancısı olduğu insana dair izler taşıyan bir karartıydı bu. Şaşırmaya fırsat bulamadan karartı dile geldi:

“Mühendis! Mühendis!”

“Duyuyon mu beni? N’apıp durun?”

“Duydum duydum. Hayırdır n’oldu?” dedi yılgın bir tavırla. Sesin kaynağının Habirlop olduğunu anlaması uzun sürmemişti. Ara sıra da olsa içten pazarlıklı köylü merakı dürtüsünün buraya getirdiği birkaç riyakâr köylüden biriydi Habirlop lakaplı adam.

“Duymadın mı havadisleri? Gerçi nerden duycen galıvedin burlarda bi başına. Ne televizyon vaa, ne bişe.”

“Ne havadisi? Ne olmuş?”

“Hökümet değişti hökümet! İki hafta olcek nerdeyse. Bu sizin maden şeysine yeniden mahkeme açılcek diyolla. Gidem de diyem dedim. Vala bana sorasan gaçı vee burlerden derim. Çok gaçen oldu vala… Bu aralar fena yağmur gelcek diyolla dikkat et. Hadi gal sağlıcakla.”

İşte bu! Ne kaçması be aksine koşarak gideceğim. Umarım doğru söylüyorsundur Habirlop. Senelerdir bu haberi bekliyorum. Korkaklığımı erdem diye yutturdular bana. Tersten okuttular bütün idealleri. Yağlayıp yağlayıp soktular mekanizmaya bir dişli gibi bu ‘iş görür’ acizliğimi. Halen kulaklarımda korku dolu tükürüklerle kulaklarımda patlayan o cümleler: “Bak oğlum durum kötü tamam. Boku yabancı şirkete atacağız; onlara bir şey olmaz zaten. Her şey hazırlandı; belgeler falan. Üstten kesin emir var haberin olsun. Sakın dürüstlük abidesi olmaya kalkma. Kendini düşünmüyorsan ananı, babanı, sevdiklerini düşün; sürünürler ben sana söylemiş olayım. Ölmekten beter hale gelirler. Anladın sen beni. Neyse uzatmayalım. Suçlamalar ne olursa olsun hepsini inkâr edeceksin, nokta. Detayları sonra konuşuruz.”

Hayır, kendi vicdanım tarafından çoktan yargılandım. Çoktan dürüldü amel defterim. Yerin dibine kadar yolum var. Kazıyorum ve kazmaya devam edeceğim kendi kuyumu. Magmaya kadar ineceğim başarabilirsem…

Zihnini bir fare gibi tırmalayan karmaşık düşünceler ve kalbini sıkıştıran hisler bulamacıyla birlikte kuyuya doğru ilerledi. Henüz günün tam ortası olmasına rağmen hava bir anda kararmış, gözlerine karamsar bir perde indirmişti. Habirlop’ un dediği gibi çok fena bir yağmur geliyor olmalıydı. Ama yok oluş kuyusunu kazmaya devam etmeliydi. Belki de hayatındaki en kesin ve sadece kendi benliğine ait karar o kuyuyu kazmaktı. Yağmur, kar, boran ya da herhangi başka bir şey buna engel olamazdı. Belki sadece kendisi.

Aşağı sarkıttığı ipten dikkatlice inmeye çalışıyordu. Zemine varmasına birkaç metre kalmıştı ki yağmur damlaları yüzünü dövmeye başladı. Endişeli gözlerle bir aşağı bir yukarı baktı. Korku zihnin kapısını hafifçe tıklattı ve biliyordu ki kapıyı açmazsa tekmelemeye başlayacaktı sonra da kırıp içeri girecekti… Hızla yukarı tırmanmaya başladı. Bir yandan da endişeli ayaklarıyla kuyunun duvarındaki girinti ve çıkıntılardan destek almaya çalışıyordu. Yağmur giderek şiddetlenmiş ve daha iri damlalar halinde düşüyordu artık aciz çırpınışların üzerine. Kontrol etmemeyi hep ihmal ettiği ip, bu çırpınışlara daha fazla dayanamadı…

Kendine gelmesi epey vakit aldı ama kuyunun zemininde kıç üstü oturuyor olduğunu ve biriken suların boğazına kadar dayandığını fark etmesi uzun sürmedi. İlkel bir dürtüyle hemen ayaklanmak istedi ama kırılmış olan sağ bacağı onunla aynı fikirde değildi. Kadim dehşet ve acı adeta tüm vücudunu ablukaya almıştı. Suyun içinde olmasına rağmen yanıyormuş gibi hissediyordu. Birden bire histerik kahkahalar atmaya başladı istemsizce.

Korkağın tekiyim ben. Daha fazlası değil evet. Magmaya mı inecektim? Bir halta inemem ben. Aciz bir dişliyim sadece. Bunca zamanımı kendimden emin olduğuma ve ağırbaşlı bir şekilde yok olmayı başaracağıma inandırmaya harcadım. Ve bu hakir bedenimi de alet ettim bu kendini bilmezliğe. Şimdi ise kaza eseri ve aciz bir şekilde geberip gideceğim bu ölüm kuyusunda. Ama evet, buydu hak ettiğim, buydu…

“Hey! Yaşıyor musun?”

Şaşkınlık, umut ve yılgınlık karışımı bir hisle kafasını yavaşça yukarı kaldırdı.

“Evet” dedi, yorgun bir ses tonuyla.

“Güzel. Şimdi sana ipi sarkıtacağım. Biraz gayret et ve beline sıkıca bağla. Sonra seni yukarı çekeceğim. Korkma kurtaracağım seni.”

Yağmur hafiflemişti. Kuyunun kenarında bitkin bir halde uzanırken. Kendini izliyor olan genç ve çok da dost yanlısı olmayan gözlere dalıp gitmişti. Üstelik bu gözler çok tanıdıktı. Acısı biraz izin verse çıkaracaktı kime ait olduklarını.

“Kimsin sen? Burada ne arıyorsun?”

“Rica ederim… Hiç sormayacaksın sandım. Tanımadın değil mi beni?”

“Aslında hiç yabancı gelmi… Ah bacağım çok ağrıyor.”

“Merak etme iyileşeceksin” dedi ve hafif bir sertlik iliştirdiği aceleci ses tonuyla devam etti: “İyileşip yargılanacaksın…”

“Evet, evet. Hatırladım seni. Mahkeme salonundaydın. Göz göze gelmiştik…”

“Hatırlayacağını ummuyordum şaşırdım doğrusu. O zaman çocuk sayılırdım. Çok sene geçti tabi üzerinden. Aslında buraya sana sadece ‘sonunda’ demek için gelmiştim. Tesadüfe bak ki böyle ironik bir şekilde seni ölümden kurtaracağım hiç aklıma gelmezdi.”

“Kurtarmak…”

“Onlarca insan bir imzanla canlı canlı ölüp gittiler o toprağın altında. Babam da onlardan birisiydi sadece. Birilerinin kardeşleri, abileri, kocaları, dedeleri… Sen aşağılık bir piyonsun elbette. Bunu fark edecek yaştayım artık. Ama bir yerden başlamalıyım.”

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

İhsan Oktay Anar romanının özellikleriSemih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Livia Gershon

13 Ekim 2025

Nasıl Modern Diktatör Olunur

Şu an demokratmış gibi görünse de otokratik rejimle yönetilen ülkelerde, çoğunluğun yanı sıra bir de yüksek eğitimli ve bilgi bir alt grup var. Yirmi birinci yüzyılın diktatörleri önceki yüzyıllardaki seleflerinin aksine muhalif sesleri doğrudan şiddet kullanarak değil, d..

Devamı..

Kahvaltı Takımı Seçiminde Nelere Dikka..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024