Transilvanya Prezidenti önünde ve arkasında ışıklar saçan otuz araçlık bir konvoyla Yargıtay’ın kapısına dayandı. Devlet erkânının kendini göstermeyi sevdiği önemli törensel ziyaretlerden biriydi. Yargıtay Başkanı yeni seçilmişti ve Prezident bu seçimleri makamından bekleneceği gibi tarafsız bir şekilde kenardan izlememiş, her seçim işinde yaptığı gibi bunda da adayını belirlemiş ve pek çekinmeden desteklemişti. Güçlüydü Prezident. Kongre üzerinde olduğu gibi yargı üzerinde de tartışmasız bir etkisi vardı. Dirayetli bir yönetici, mücadeleci bir liderdi. Gücünü kullanmaktan hiç çekinmezdi. İnandığı davasında ölümüne çatışır, hukuki ya da fiili her türlü gücü, aracı, yöntemi tereddütsüz kullanırdı. Bu karakteriyle ülkenin yönetimini ele geçirdiği 1982 yılında bu yana on beş yıldır hiç seçim kaybetmeden ve ara verme kurallarını da hülle ile aşarak iktidarını sürdürmüştü.
Yargıtay’ın taze başkanı yanında bir düzine kadar ikinci başkanlarla birlikte, Prezident’i küçük ama heybetli binanın protokol girişinde karşıladı. Başkanlar mavi yakalı siyah cübbelerinin içinde penguenler gibi sıra sıra dizilmişlerdi. Prezident’in tavassutu ile seçilmiş olan Başkan ellerini önünde kavuşturmuş, öne eğik vaziyette duruyordu ve bu haliyle mütevazı olmaktan çok ezik bir görüntü sunuyordu. Canlı yayınlanan bu görüntüler muhalif medyada alaycı ve aşağılayıcı yorumlar eşliğinde sunulmaktaydı.
“Gerektiğinde yüce divan olarak Prezident’i yargılama yetkisini kullanacak olan Yargıtay’ın düşürüldüğü hali görüyorsunuz sevgili izleyiciler!” diyordu biri. Diğeri, “Eğilmekten kamburu çıkan Yargıtay’ı bundan sonra kamburtay olarak anabiliriz!” diye alay ediyordu. Kuşkusuz Yargıtay’ın tarihinde Prezident’in bu derece gölgesinde, güdümünde bir başkan görülmemişti. Talihsiz yeni Başkan ise ya bu tür yorumlarla karşılaşacağının farkında değildi ya da hiç umursamıyordu.
Ülkedeki en lüks ve en korunaklı otomobilden ağır ağır inen Prezident önce etrafa “buralar benim kontrolümde” dercesine bir göz gezdirmiş, ardından Başkan’a epey yüksekten bakarak yanaşmasını beklemiş, sanki öptürecekmiş gibi elini yatay tutarak hafifçe tokalaşmış ki bu da Prezident’in şahsına münhasır, bilinçli olarak tasarlanmış, hâkimiyetini hissettiren bir pozisyondu, böylece itaatkar kuklalarından biri olacağından emin olduğu yeni Başkan’ı yeteri kadar küçümseyip önemsizleştirdikten sonra babacan bir tavırla gülümseyip sağ elini Başkan’ın omuzuna atmış ve “Nasılsın Başkan?” diyerek gönlünü almıştı. Bu sırada Prezident’in hemen arkasında bekleyen siyah elbiseli, siyah gözlüklü, kulağında spiral kablolu kulaklık taşıyan iri yarı koruma müdürü gülümsemesine engel olamamıştı. “Şöyle yola gelin bakalım kibirli pezevenkler!” diye mırıldanıyordu. Muhtemelen yakında bulunan birkaç ikinci başkan bu mırıltıyı duyabilirdi ama duysalar ne olacaktı ki? Hemen şurada birkaç tanesinin ağzını kırabilirdi müdür. Kimse de bir şey yapamazdı. Yüksek yargıçmış, neymiş? Prezident’e karşı saygısızlık yapmak kimsenin haddine değildi. Kendini devletten bağımsız zanneden bu yargıç bozuntularının da hadlerini bilmesi gerekiyordu.
Başkan fazlasıyla mütevazı bir tavırla Prezident’i binadan içeri yönlendirdi. Prezident’in solunda sırayla propaganda müdürü, hukuk müdürü ve birinci danışmanı bulunuyor, hemen arkasında koruma müdürü ve diğer iri yarı teçhizatlı koruma personeli ağır silahlarıyla güvenlik sağlıyordu. Burada Prezident’e yönelik herhangi bir tehdit yoktu elbette, fakat bu seçme güvenlik personelinin her an savunmaya ve saldırmaya hazır duruşu etrafta derin bir dehşet, ciddiyet, önem ve saygı duygusu uyandırıyordu.
Başkan yüksek misafirini protokol girişinin karşısında bulunan Hakkaniyet Salonu’na yönlendirdi. İkinci başkanlardan olan idari işlerden sorumlu yargıç müdür salonun kapısında bekliyordu. Prezident onu selamlayıp içeri geçerken yargıç müdür, koruma müdürünü durdurdu ve, “Müdür bey, silahlar?” dedi. “Ne varmış silahlarda?” diye sordu koruma müdürü bilmezden gelerek. “Biliyorsunuz, en yüce yargı makamı olan bu salona silahla girilemez. Böyle bir kuralımız var, biliyorsunuz... Arkadaşları ne yapalım?”
Koruma müdürü bu cübbeli pısırıkları ve onların sözüm ona kurallarını umursamıyordu. Fakat tüm nobranlığına rağmen, içeride silahların gölgesinde bir Yargıtay toplantısının yayınlarda pek hoş görünmeyeceğinin farkındaydı. Yeteri kadar şov yapmışlardı zaten. Prezident’in yapacağı konuşma o şovun zirvesi olacaktı. Silaha gerek yoktu.
Koruma personeline, “Arkadaşlar siz dışarıda koruma alın, içeri girmenize gerek yok!” deyip belindeki simsiyah tabancasını göstere göstere salona girdi. Prezident en ön sırada, en ortadaki koltuğuna otururken koruma müdürü onun arkasında kendine ayrılmış olan yere doğru hızlı adımlarla yürüdü.
Başkan ve yanındaki ikinci başkanlar Prezident’i temennalarla yerine oturttuktan sonra kendi yerlerine geçtiler. Başkan, koltuğunu borçlu olduğu velinimeti misafirinin hemen sağında oturuyordu. Saf bir gülümseme ile ince, uzun kulaklarını Prezident’in arada lütfedip kendisine söylediği kısa cümlelere uzatıyordu.
Birkaç dakika süren yerleşme merasiminden sonra törenin sunucusu olarak yargıç müdür sahnedeki heybetli tarihi kürsüye çıktı. Misafirlere hoş geldiniz dedikten sonra yeni seçilmiş olan başkanı yemin edip görevine başlamak üzere sahneye davet etti. Başkan hemen solundaki Prezident’i eğilerek selamlayıp müsaade isteyerek epey mahcup bir tarzda sahneye yürüdü. Her zamanki gibi ellerini kavuşturup yargıç müdürün onun pek uzun olmayan biyografisini okumasını dinledi. Elli yıl önce sokaklarda sıradan yoksul bir ailenin çocuğu iken adalet peşindeki macerası onu buraya, yargı sistemindeki en yüksek makama getirmişti. Kısa hikayesi sona erdiğinde kürsüye yanaşıp duygulandığını saklamayan titrek bir ses tonu ile önündeki yemin metnini okudu. Ardından Prezident ve koruma müdürü hariç salondaki herkes ayağa kalkıp Başkan’ı alkışladı. Şimdi Başkan vizyonunu, başkanlığı süresince uyacağı yüce ilkeleri açıklayan konuşmasını yapacaktı.
Kürsüde bir süre hiç konuşmadan durdu taze Başkan. Salonun her yerine göz gezdirdi. Şimdi o kadar da ezik görünmüyordu. “Mühür insanı değiştiriyor!” diye mırıldandı Prezident, bayağı bulduğu bu tavra dudak bükerek.
Başkan kürsünün altından meşe odunundan yapılmış çok güzel bir tokmak çıkardı. Aniden “Gümm!” diye vurdu ahşap tokmağı kürsüye. Salondaki herkes irkildi, tam bir sessizlik hakim oldu Hakkaniyet Salonu’na.
“Yeni başkanınız olarak ilk muhakemeyi başlatıyorum!” dedi Başkan kendisinden hiç beklenmeyen güçlü bir sesle. Prezident tedirgin oldu bu gereksiz tiyatrodan. Yani Başkan şimdi bir ilk yargılama sahnesi mi oynuyordu, neydi bu?
“Yargıç müdür! Kapıları kapatalım. Yayın kuruluşlarının temsilcileri! Bu ilk muhakemeyi canlı yayınlayabilirsiniz, hazırlıklı olun. Evet, herkes hazır mı?”
Başkan salona bütünüyle hakim oluvermişti. Kapılar hızla kapatılmış, herkes yerine oturmuş, salon tamamen sessizleşmişti. Prezident can sıkıntısından bacaklarını ritmik bir şekilde sallamaktaydı. Hiç hoşlanmamıştı bu ortam değişikliğinden. Konuşma sırası ona gelince bu palyaçolara dersini verecekti. Fakat hemen tavrını değiştirdi, bu ortamdan zevk alıyormuş gibi görünmeye karar verdi. Evet, onu eğlendirmek için acemice de olsa bir tiyatro sahnelemeye çalışıyordu bu küçük yargıçlar. O da bu gösteriyi hoş görmeli ve kendisine yaranmaya çalışan bu çocuklara bir aferin deme alicenaplığını göstermeliydi. Ayak ayak üstüne atıp arkasına yaslandı iyice ve kürsüde konuşmakta olan Başkan’ı, havaya diktiği burnunun kenarlarından izlemeye başladı.
“Tensipleriyle bu makama geldiğim Sayın Prezidentim ve pek muhterem yargıçlar! Otuz yıldır hayalini kurduğum bu makamda fazla kalmayacağım. Bir tek yargılama yapacağım, o da işbu derdest olan muhakemedir. Ardından bu makamdan ayrılacağım, yargıçlıktan da ayrılacağım ve bilmiyorum ne yapacağım.”
Başkan gülümserken salonda mırıltılardan bir uğultu çağıldadı. Çok tuhaf bir karardı bu. Başkan çıldırmış olmalıydı. Prezident kıpkırmızı oldu. Epey seslice “Hıhh!” diye öfkeli bir nefes boşalttı. Arkasında durup seçtirdiği adamın kendisine danışmadan böyle bir karar almasına çok bozulmuştu.
Başkan’ın sesi gürültüyü bıçak gibi kesti: “Beyler ve hanımefendiler, bu muhakemede, yargıya yaptığı müdahalelerle ülkedeki anayasal sistemi işlemez hale getiren ve hukuk düzenini bozan Prezident’i yargılayacağız. (Gözlerini Prezident’e dikti, sağ elini uzatarak işaret etti) Prezident, şu andan itibaren davanın sanığısınız ve tutuklu olarak yargılanacaksınız!”
Bu sözler bomba gibi düştü salona. Prezident şoke olmuş, olduğu yerde kalakalmıştı. Hemen arkasındaki koruma müdürü ayağa fırladı. Soğuk bir siyahlıkla parıldayan tabancasını çekip kürsüdeki Başkan’a doğrulttu.
“Yüce Prezident’e bunu yapamazsınız! Hepinizi vururum! Bu bir darbedir!” diye bağırarak önündeki sıranın üzerinden atladı ve elindeki silahıyla tehditkar bir vaziyette Prezident’in yanında durdu. Başkan ellerini kaldırıp müdürü sakinleştirmeye çalıştı.
“Müdür bey, siz bu salona silahınızla mı girdiniz? Bu çok yanlış. Silahınızla bu şekilde mahkemeyi tehdit etmeniz çok büyük bir suçtur. Hemen adalete teslim olun! Yoksa…”
Koruma müdürünün onu dinlediği yoktu. Prezident’i kolundan tutarak ayağa kaldırmış, adamı salondan çıkarıp bu saçmalıktan bir an önce kurtarmak istiyordu. “Yoksa ne olur lan…” diye galiz bir küfürle karşılık verdi Başkan’a.
Başkan havadaki iki elini kürsünün üzerine indirdi ve o anda müdürün arkasında duran ikinci başkanlardan biri, Ceza Dairesi Başkanı 7.65’lik Beretta’sını müdürün ense köküne dayayıp ateş etti. Müdür hiç ses çıkarmadan Prezident’in üzerine devrilirken Prezident onu ileri doğru ittirdi ve kendisi de koltuğuna kıç üstü düşüverdi. Prezident’in ağzından mehabetine hiç yakışmayan cılız, nefessiz bir “Ne yapıyorsunuz?” sesi çıktı. Bu titrek çığlık eğer müdürün katline eşlik etmiyor olsaydı etraftakileri kesinlikle güldürecekti.
Başkan sakin ve soğukkanlı bir ses tonu ile konuştu:
“Sizi yargılamaya davet etseydik gelmeyecektiniz Sayın Prezident, bunu biliyoruz. Bu yüzden sizi burada bulmuşken bu güzel… nadir fırsatı kaçırmak istemedik.”
Salondaki yargıçlar bu sözleri alkışlayarak onayladıklarını gösterdiler. Başkan o sırada küçük silahının namlusunu üfleyip cebine koyan ikinci başkana döndü.
“Teşekkür ederim Sayın İkinci Başkan. Elinize sağlık!” dedi. Ceza Dairesi Başkanı da ona, “Rica ederim efendim, görevimiz,” diye cevap verdi. O sırada biraz cesaret bulan hukuk müdürü ayağa kalkıp kürsüdeki Başkan’a seslendi.
“Fakat Sayın Başkan, Prezident’in anayasal güvencelerini ihlal ediyorsunuz. Bu yaptığınız yargılama anayasadaki usullere aykırı. Buna yetkiniz yok. Bunu yapamazsınız!” Sitemkar başladığı konuşmasını bitirirken biraz tehditkar bir havaya bürünmüştü.
“Öyle mi?” dedi Başkan eliyle salonda yükselen homurtuları susturmaya çalışarak. “Demek anayasal güvenceler! Eğer Prezident anayasanın kendisi ile ilgili hükümlerini işlemez hale getirmeseydi, yargılanmasını fiilen imkansız hale getirmeseydi bunu yapmak zorunda kalmayacaktık. Anladınız mı? Anayasanın üzerine çıkmış bir yetkiliyi anayasa kurallarıyla durduramayız artık. Seçime fesat karıştıran bir adamı sandığa çağıramayız, değil mi? Şimdi bizim her türlü imkanı kullanarak bu gayrimeşru durumu düzeltmemiz gerekiyor. Bu sadece bizim değil, her bir vatandaşın görevidir.”
Hukuk müdürü bir şey söylemeden koltuğuna oturdu. O yerine otururken birden Prezident ayağa fırladı ve kapıya doğru seğirtti. Hayatında ilk defa koşan biri gibi paytak adımlar atıyordu. Fakat henüz üç adım atmıştı ki ön sırada oturan ikinci başkanlardan biri, Tazminat Hukuku Dairesi Başkanı ayağını uzatıp Prezident’e ustaca bir çelme taktı. Prezident tökezleyerek dev bir kurbağa gibi yere yapıştı. Salonda bir kahkaha ve alkış tufanı kopmuştu. Çelme takan ikinci başkan muzip bir gülümsemeyle alkışlayanlara teşekkür ediyordu.
Başkan kürsüde gülümseyerek Prezident’in kollarından tutularak yerden kaldırılıp güvenlik içinde iki başkanın arasına oturtulmasını bekledi. Ardından dikkatlerini kendisine yönelten yargıçlara hitap etti.
“Öncelikle bu mahkemenin başkanı olarak gerekli gördüğüm şu ara kararı açıklıyorum. Prezident mahkememizce şu andan itibaren görevden alınmıştır. Canlı yayın yapan kameralar aracılığı ile Kongreye sesleniyorum ve behemahal yeni bir Prezident seçmelerini öneriyorum.”
Penguenler gibi dizi dizi ayakta durmakta olan yargıçlar bu sözleri alkışladılar. Ardından Başkan hızla yargılamaya geçti. İlk dava dosyası yeni başkanın seçimine müdahale fiiliydi. Olayın bütün tanıkları bizzat orada salondaydı zaten. İlk celse iki saat kadar sürdü. Başkan güzel tokmağını kürsüye vurup ilk celseyi sonlandırdığında yargıç müdür sahneye ilerleyip Başkanın kulağına bir şeyler fısıldadı. Başkan gülümseyip kafasını salladı. Sonra mikrofona yaklaşıp;
“Değerli yargıçlar, ilk mahkememi tamamlayıp başkanlıktan ayrılmayı düşünmüştüm. Ne var ki bu isteğimi gerçekleştiremeyeceğim. Kongre tarafından geçici Prezident olarak seçilmiş bulunuyorum,” diyerek iki saat önce yemin ederek başladığı görevinden ayrıldığını duyurdu.






